( ! ) Warning: preg_match() [<a href='function.preg-match'>function.preg-match</a>]: Compilation failed: missing ) at offset 58 in /home/web/php/harunyahya.org/apidev/library/Zend/Cache/Frontend/Page.php on line 247
Call Stack
#TimeMemoryFunctionLocation
10.0000636552{main}( )../index.php:0
20.0014862560include_once( '/home/web/php/harunyahya.org/apidev/modules/onyuz/public/memcachesystem.php' )../index.php:130
30.0024938376Zend_Cache_Frontend_Page->start( )../memcachesystem.php:221
40.0025942104preg_match ( )../Page.php:247
Canlı Sohbetler (23 Nisan 2018; 10:00)

Şeyh Nazım Kıbrısi

Canlı Sohbetler (23 Nisan 2018; 10:00)

KARTAL GÖKTAN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Canlı yayınımıza hoş geldiniz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Evet güzel.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, bugün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Tüm küçük kardeşlerimizin bayramını kutluyoruz. Meclisimizin açılış tarihi olan 23 Nisan’ı Atatürk çocuklara armağan ederek bayram olarak kutlanmasını istemişti. Ve dünyada ilk defa çocuklar için resmi bir bayram tarihi ilan edilmişti. O günden bu yana tam 98 yıldır Türkiye’de çocuklar 23 Nisan’ı sevinç içinde kutluyorlar. Atatürk’ün çocuklara olan sevgisini gösteren fotoğraflarımız var.

ADNAN OKTAR: Atatürk delikanlının hası, kabadayının hası, yiğidin hası maşaAllah. Tam salon delikanlısı. Hem böyle İngiliz saray terbiyesini de çok iyi biliyor, Osmanlı saray terbiyesini de çok iyi biliyor. Hem Avrupai, hem Osmanlı, çok kibar delikanlı maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Atatürk’ün dindarlığını da sizden başka iyi vurgulayan olmadı.

ADNAN OKTAR: Tabii bize çocukluğumuzda öyle tanıtmıyorlardı Atatürk’ü. Ben dindarlığını tanıttıktan sonra adamlar neye uğradıklarını şaşırdılar.

“Ağaçların dalında şarkı söyler bülbüller.” Diye ilkokulda bize bunu söyletirlerdi. Okulun sonuna doğru oluyordu değil mi? Pek zaten dersler olmuyordu. On gün öncesinden falan gidenler oluyordu böyle.  

KARTAL GÖKTAN: Hafızanız muhteşem Adnan Bey gerçekten. Çocukluğa dair detaylar bizi çok şaşırtıyor.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

VTR: Sadaka vermek malı bereketlendirir mi?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, tabii insanlar çok korkarlar sadaka verirken. Bayağı bir şey gideceğini düşünürler. Halbuki Allah ona gizlice bereket verir ama ona inanamadıkları için çok azap çekerler. O zaman da hakikaten Allah vermiyor. Yani candan inanması lazım. Ben fiilen görüyorum bizde. Faal olarak var bu durum görülüyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Türk Savunma Sanayiinde tamamen yerli olarak üretilen Silahlı İnsansız Deniz Aracı “Vatoz” projesi tüm dünyada yankı uyandırdı. Vatoz, su altında balina, yunus balığı gibi hayvanların çıkardığına benzer nitelikte kriptolu akustik ses dalgalarıyla kumanda ediliyor. Vatoz balığıyla hemen hemen aynı görünümde. Deniz zemininde uyku modunda süresiz kalabilme özelliğine sahip. Sinyal emici kabuğa sahip olduğu için tespiti imkansız. Vatozlar, kara sularımızda olası bir saldırı anında hedefteki bir denizaltıyı ya da savaş gemisini batırabilecek özelliğe de sahip.

ADNAN OKTAR: Dehşet dehşet, Türk mühendisleri yapmış. O zaman Türkiye’yle baş olmaz. Zaten baş olmazdı da, şimdi hiç baş olmaz. Tayyip Hocam’ı tebrik ediyoruz. Tayyip Hocamız’ın teşvikiyle oluyor bunlar. Yalnız Tayyip Hocam kendini çok yoruyor gibi geliyor bana, bugün biraz yorgun gördüm. Ne gerek, vursun kafayı yatsın Allah Allah. Her yere yetişmeye mecbur değil ki, dinlensin yani.

TARKAN YAVAŞ: Bir de seçim öncesi olduğu için.

ADNAN OKTAR: Hayır, ne mecburiyeti var. Biz zaten seçeriz onu ne derdine düşüyor? Ferah ferah ilk turda alır, öyle bir konu olmaz. Zaten başka türlü bir yol yok ki. Yani ekonomi, istikrar mahvolur öbür türlü, çok tehlikeli, kimse öyle bir şeye yanaşmaz. Muhalifi bile yanaşmaz.

Evet, dinliyorum.

ŞERİFKAN SÜLEYMANİYELİ: Haberin devamı şöyle; Rus haber siteleri bu projeyi “Türkler kamuflajlı deniz mayını üretiyor” manşetiyle duyurdular. Çinliler Vatoz için “şeytan balık” tabirini kullanırken, “Uzaktan kumandalı vatoz şeklindeki mobil mayınla her türlü zırhlı gemiyi batırabilir” ifadelerini kullandılar. Suudi Arabistan’daki haber siteleri “Türklerin ölümcül deniz altı aracı” tabirini kullanırken, İspanyollar Türkiye’deki projeyi “Türkler Vatoz balığı şeklinde kamuflajlı hareketli deniz mayını üretiyor” şeklinde haber yaptı.

ADNAN OKTAR: Yani, ona göre ayağını denk alsınlar, inşaAllah. Delikanlının silaha ihtiyacı yok. Kodumu oturtur üstüne ama yine de düşünsünler yani. Kanunla hukukla, ilimle irfanla tabii.

Evet, dinliyorum.

VTR: Gençler nasıl daha kaliteli giyinebilir?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, o kadar güzelsiniz ki, o kadar çoksunuz ki o kadar seviniyorum ki size. Yeni nesil olarak çok çok sağlıklı, çok güzelsiniz ve güzel yetişiyorsunuz. Darwinizm’in de etkisinde kalmıyorlar hayrettir, maşaAllah. Yobazlar hiç yanaşamıyor zaten. Pırıl pırıl böyle aydınlık, güzel bir gençlik yetişiyor. Mesela sen çok güzelsin Allah'a çok şükür, bu çok sevinç verici çok sağlıklısın, cıvıl cıvılsın. Allah seni cennette bana arkadaş etsin, dost etsin inşaAllah. Harikulade güzelsin. Yani sevin ben sana söyleyeyim, gece gündüz sevin. Allah böyle nimeti herkese vermez. Ve ben de seviniyorum tabii böyle güzel olduğun için. Bir daha dinleyeyim.

VTR: Gençler nasıl daha kaliteli giyinebilir?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, pahalı da değil de, böyle baktın mı iç açan görüntü esas, baktın mı iç açması. Her insana göre değişir aslında kıyafet. Yani her insana ayrı bir şey olur. Ama ben tabii daha çok hanımlar cihetiyle önemli görüyorum. Delikanlılar ne yapacak işte kot giyiyor, bir tişört giyiyorlar falan. Hanımların süslenmesi çok hayatidir. Onlara çok iyi destek olmak lazım. Onlar da bir çiçek hükmünde oldukları için rengarenk olmaları çok güzel olur, her renk olur onlara. Tabii kadına dekolte yakışır, makul oranda dekolte çok güzel olur. Yani sımsıkı kapanmış bir kadın güzelliğini ifade edemez tabii ki. Semte göre, duruma göre dekolte kadına çok yakışır. Böyle açık renkler bazen güzel olur, bazen koyu renkler gider. Fakat kaliteli diye tabii kendilerini üzmesinler. Çünkü marka kıyafetler kaliteli diye biliniyor, oradan da kendilerini çok üzüyorlar. Yani mesela gidip bir marka çanta alıyor, bütün parasını pulunu ona veriyor. Ayakkabı tabii ona göre olması gerekiyor bu sefer, kemer ona göre olması gerekiyor, çok canı yanıyor. Bence ona hiç girmesinler. Sadece böyle göze hoş gelmesi. Zaten insanlar anlayamaz onu. Pahalı mı değil mi fark edemezler. Pazardan alınan bir şey bile fark edilmiyor edemezler yani. Nezaketli, asil, kaliteli bir kızın üstündeki kıyafetin fiyatını oturup çıkaracak halleri yok. O yüzden göz kararı en güzeli olur, göz kararıyla giyinsinler.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, Silifke Yörük Türkmen Çalıştayı’nda yaptığı konuşmada “Osmanlı’nın yörüklere zulmettiğini” söyledi. “Benim inancımda da, köklerimde de sizin inancınız, yaşamınız var. Bu çadırlar zulme direnenlerin, Kuvayı Milliyecilerin, Dadaloğulları’nın çadırlarıdır. Osmanlının zulmüne karşı burada ne mücadeleler verildi. Dadaloğlu, Köroğlu boşuna mı söyledi; “Ferman padişahınsa dağların burada olduğunu?” Bu çadırlarda hak-hukuk ve adalet mücadelesi verildi.”

ADNAN OKTAR: Osmanlı’nın zulmü değildi o. İngiliz derin devletinin zulmüydü. Osmanlı da bazı subayları, bazı bürokratları ele geçirdikleri için halka onlar kanalıyla zulüm ediyorlardı. Osmanlı’nın suçu değil o.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Sayın Devlet Bahçeli CHP ve İYİ Parti’nin 15 vekil transferini sert sözlerle eleştirdi. “Demokrasi nutku atanların, ilkeli ittifaktan bahsedenlerin ayak ve siyasi oyunlara heves etmeleri tam bir çatırdama ve siyasi çürüme halidir. Gazi meclisin doksan sekiz yıllık izzetini hülle ve hile yoluyla karalamaya, karartmaya çalışan siyasi düşükler milletimizin demokratik kazanımlarına kastetmenin cezai karşılığını kuşkusuz sandıkta görecektir” dedi.   

ADNAN OKTAR: Sayın Bahçeli’ye ve Milliyetçi Hareket Partisi’ne desteğimiz yarından itibaren güçlenerek tırmanarak devam edecek. Milliyetçi Hareket Partisi’ni biz Türkiye’nin geleceği için çok önemli görüyoruz, çok hayati görüyoruz. MHP’nin bölünmesine müsaade etmeyiz. Görünür, görünmez hukukla kanunla, ilimle irfanla desteğimizi tırmandıracağız Sayın Devlet Bahçeli ve Milliyetçi Hareket Partisi’ne. Çünkü Türkiye’nin hayati denge unsuru ve Türkiye’nin güvencesidir Milliyetçi Hareket Partisi. Bir de Tayyip Hoca’nın şahsına yönelik her hareketi anında karşılayacağız onu da söyleyeyim kanunla hukukla. Onu da dikkatlice izliyoruz, en ufak bir densizlik istemiyoruz.

Hakkari Dağlıca’da bir aslan, “Hocam” diyor “bütün Türk Silahlı Kuvvetleri personeline yapılan 400 TL iyileştirme zammı sözleşmeli erlere yapılmadı. Bir söyler misiniz?” Diyor. Aslanlara yapılsın, helali hoş olsun. Zam yapsın hükümet bize, yeter ki aslanlara para gitsin. Canını ortaya koyuyor, can aziz bak canını ortaya koyuyor ve canını da veriyor. 400 lirayı mı onlardan kısıtlayacağız? Helali hoş olsun. Biz yol mol istemiyoruz, onlar önce.

Tayyip Hocam bu Azerbaycan’a bir dikkatlice baksa iyi olur. Azerbaycan’da bir şeyler oluyor. Sayın Başkan mübarek, iyi bir insan, değerli bir insan, efendi bir insan, ailesi de çok muhterem temiz insanlar ama ben Milli İstihbarat Teşkilatı’ndan rica ediyorum Beyefendi’yi iyi koruyup kollasınlar, desteklesinler. Türkiye'nin açık desteğini iyi ifade etsinler, haset edeni var, kıskananı var bilmem nesi var şu var bu var şimdi herhalde bir değişiklikler, bir şeyler yapacaklar Türkiye lütfen yakından takip etsin bir aksilik olmasın yani bir gariplik olmasın. O bölgede bir şeyler kaynıyor, bir anormallikler var dikkatimi çekiyor. FETÖ’cüsü var, alçağı var, manyağı var bin bir türlü adam var iş çıkar şimdi. Hükümeti güzel, seçilmesi de çok güzel, çok mutluyuz iyi de ama mecliste problemler çıkma ihtimali var gibi görünüyor. Meclis belki yenilenebilir gibi görünüyor. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın aslanları yakından takip ederse, biz de yakından takip ediyoruz bir aksilik olmaz inşaAllah. Çünkü ailece çok temiz insanlar. Azerbaycan için de çok büyük bir nimetler. Münasebetsizlik yapacak olanlar olursa da kanunla hukukla anında karşılığını alır. Sakın saflık yapmaya falan kalkmasınlar, her aptallığın sonu hukukla kanunla bir faciadır söyleyeyim yani gözümüzden kıl kaçmaz umarım dikkatli davranırlar.

Evet, dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Hürriyet ilginç bir iddia ortaya attı ve MHP’den de beş ismin istifa ederek İYİ Parti’ye geçeceğini yazdı. Sayın Devlet Bahçeli daha önce bir yemek sırasında vekillere şöyle bir açıklama yapmış. “CHP’den İYİ Parti’ye geçebilecek vekiller var. On beş vekil kadar. Ben inanmıyorum ama bizden de beş vekil arayışları var” demiş. Hürriyet bu konuşmayı gündeme getirerek MHP’den İYİ Parti’ye geçişler olacağını iddia etti. MHP’liler, “Biz de böyle duyum aldık” diye açıklama yapmışlar.

ADNAN OKTAR: Geçsin canım. İşte ben onun için söylüyorum bir anormallik var ben haber aldım onun farkındayım. Yarından itibaren tırmandırarak MHP’ye desteğimizi yükselteceğiz. Hem Sayın Bahçeli’ye, hem rahmetli Alparslan Türkeş’in ismini unutturmak istiyorlar. Rahmetli Alparslan Türkeş’in ismini de tırmandıracağız. Bunlara müsaade etmeyiz, oyunlara da müsaade etmeyiz. Sayın Meral Akşener iyi niyetli bir insan olabilir, dürüst bir insan olabilir ama biz MHP’nin klasik çizgisinin devam etmesinden yanayız. MHP’yi MHP olarak biz gözümüzde büyüttük ve sevdik. MHP olmayan bir MHP’yi biz istemiyoruz buna da müsaade etmeyiz kanunla hukukla, ilimle irfanla. 

Evet, dinliyorum.

VTR: Sevgi bu kadar güzel bir şeyse neden bu kadar çabuk bitiyor diye sormak istiyorum. 

ADNAN OKTAR: Canımın içi sen ne kadar güzel insansın. Rüzgarda da çok çok güzel görünüyorsun. Bir daha bakayım sana.

VTR: Sevgi bu kadar güzel bir şeyse neden bu kadar çabuk bitiyor diye sormak istiyorum. 

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm sevgi çok hassas bir şeydir yani böyle kağıt külü gibidir çok dikkatli davranmak lazım yani bir fanusun içindeki kağıt külü, sarsmaya falan gelmez, oynamaya gelmez çok çok özenli olmak gerekir. Bir kere sabır gerektirir, irade gerektirir, enaniyet kibir olmayacak, fedakarlık gerektirir. Kuran’da var ya o şartlar hepsini gerektirir. Öyle o canlı kalır, ölür yoksa o. Sevgi çok nazik bir varlıktır öyle rahat yaşayan bir varlık değildir. Ölümü açıktır çok iyi bakarsan canlı kalır. En hassas varlıktır sevgi. Ölür Allah esirgesin bakmazsan. Çok özenli bakım gerektirir. Allah’a derin sevgi, Allah korkusu, sabır, irade, temizlik. Bir kere sevgide o kadar çok şart var ki, bir kere sevdiğinin sen kusurunu görmeyeceksin bu bir sanattır. Adam kusur arıyor ve Allah da belasını veriyor, sevgiyi elinden alır. Güzellik arasana. Güzellik aramıyor kusur arıyor. Nerde acaba kusur bulabilirim diye. Allah da hemen belasını veriyor. Anında soğuyorlar. Sevgide sürekli tamirat vardır, düzeltme vardır, güzelleştirme vardır, özen göstermek vardır sevgi öyle ayakta kalır yoksa mümkün mü? Bak görüyorsunuz birçok insan daha bismillah daha ilk girişinde devriliyor. Daha yeni aylık tanışmış hemen tak devriliyor götüremiyor. Çok güçlü bir irade, güçlü bir akıl, sabır, nezaket, temizlik, özen ve sanatkarane bir ruh gerekiyor öbür türlü gitmez. Ben güzel yüzlümü bir daha göreyim.  

VTR: Sevgi bu kadar güzel bir şeyse neden bu kadar çabuk bitiyor diye sormak istiyorum.

ADNAN OKTAR: Canımın içi çok kaba yaklaşıyor erkeklerin birçoğu. Şimdi karşınızdaki insan kusur arama gözüyle yaklaşıyor bir kere kavga arıyor, sataşacak konu arıyor, suçlayacak konu arıyor, kuşkulanacak konu arıyor. Bir kadın kuşkulanıldığını hissederse rahatsız olur. Güvenilmediğini hissederse rahatsız olur. Saygı duyulmadığını hissederse rahatsız olur. Adam bilmişlik yapıyor, zeka oyunları yapıyor kıytırık zekasıyla bir de işin acı tarafı akılsız olduğunun da farkında değil. Kızın onun akılsız olduğunu fark ettiğini de fark etmiyor. Onu kafaladı onu oynattı böyle ona numaralar yaptı böyle taktikler yaptığını düşünüyor ve çok iyi de idare ettiği kanaatinde bu, kadını çok kızdırır. Zavallı bir mahlukla karşı karşıya olduğunu anlar ve tabii ki sevemez, kadın sevemez sevmedi mi de konu biter. Dolayısıyla erkeklerin çok özen göstermesi gerekiyor, bir kere kusur arama gözüyle değil. Allah'ın mukaddes bir yarattığı varlık olarak görecek ve Allah'ın ruhunu taşıyan kutsal bir varlık olarak görecek. Et, kemik olarak görüyor “Aa” diyor “hiçbir şey yok” diyor “kolu var” diyor “bacağı var” diyor “ben ne yapıyorum?” Diyor. O kafayla bakarsan öyle olursun işte Allah belanı verir. Allah'ın ruhu olarak sevecek onu. Allah’ın sanat olarak yarattığı bir varlık olarak sevecek. Ve sanatkarane bir ruhla o devam ettirilir. Müthiş bir dikkat, keskin bir irade, keskin bir sanat gücü gerektirir. Kadın çok naziktir ve erkekten bekler sevgiyi o. Onun idare etmesini ister. Beğenilmek ister kadın. Adam sürekli anormallikler peşinde kusur arıyor bilmem ne kadını kızdırır. Bir de kadın çok nazik varlıktır bir, iki noktada çöktü mü gitti. Adamın akılsız olduğunu bir anlarsa, bir noktada anladığında ağzında kuş tutsun artık beyni bırak der. Kadın beynine hakim olamaz artık kontrol edemez. Mesela adam omuzlar işte yetmiş santim falan pazular bilmem kaç santim, göbek ramazan pidesi gibi falan tamam her şey tamam. Boy bir doksan, lafazanlık çok, gevezelik falan hepsi var ama aptallığını bir noktada vurguladığında aczini, avanaklığını kadın çöker bir daha kontrol edemez kendini. İstediği kadar zorlasın olmaz, kadın çok nazik varlıktır. İşin doğrusu kusursuzluk arar kadın o da ancak Allah'a teslimiyetle olur. Allah’a teslim olmayan bir insan mutlaka zavallı ve acizdir ve mutlaka tepelenip düşer. Benim güzel yüzlümü Allah bana cennette kardeş etsin, dost etsin. Biz eskiden böyle fotoromanlarda görürdük senin gibi güzel kızı, filmlerde görürdük. 1970’li yıllardaki kadınların güzelliği var 40’lar, 60’lardaki kadınların güzelliği var. Allah seni uzun ömürle yaşatsın. Cennetiyle şereflendirsin. Cennette de arkadaş etsin inşaAllah.

İlham Aliyev’e bir şey yapılması tehlikesi olabilir hükümetimiz gerekli özeni gösterirse Milli İstihbarat Teşkilatı çok çok memnun oluruz. Yakından takip etsinler. Azerbaycan’da bir şeyler var dikkatli olmak gerekiyor. Aileden memnun halk, onun başkanlığından memnun olunmayacak gibi de değil yüzde 35 gelişme hızı var. Genel kültür en yüksek olan ülke. En çok okuyan olan ülke. Sanatta en çok yatırım olan ülke. Her yönden mükemmel ama kıskananlar olur, haset edenler olur aman aman aman destek olalım. Ben rica ediyorum Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli de gereğini yapsın çok özenli takip edelim. Sakın sorun çıkmasın ve özellikle Milli İstihbarat Teşkilatı’mızdan da rica ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi’ne Sayın Devlet Bahçeli’ye her yerde geniş destek sağlayacağız, bu önemli.

Evet, dinliyorum.

PINAR YADA: 23 Nisan dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan geleneksel olarak çocuklarla yaptığı toplantıyı bu yıl da yaptı. Fatih isimli çok güzel yüzlü, çok sevimli bir kardeşimizi makamında kabul etti. Aralarında geçen kısa bir diyaloğun görüntüleri var.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam sakın hiçbir şeye sinirlenmesin, ona yapılan hareketleri falan hiç kaale almasın. Gayet soğukkanlı böyle şakayla geçiştirsin ciddiye almasın.

Sayın Putin’in de İlham Aliyev Beyefendi’yi desteklemesini rica ediyoruz. Çünkü bizim sevdiğimiz bir insan, çok değer veriyoruz. Onun da aynı şekilde özenli bir takiple İlham Aliyev ailesini desteklemesini istirham ediyoruz.

Evet, dinliyorum.    

VTR: Ben Sakarya’dan Ömer. Şöyle güzel bir manzarada yapmak isteyeceğiniz en güzel aktivite ne olabilir?

ADNAN OKTAR: Ömer gerçekten güzel bir yermiş orası. Yakışıklım bir daha bakayım. Güzel yüzlüm şimdi orası bir ırmak gibi falan göl gibi bir yer. Göl kenarı ne olur? Çadır iyi olur orada büyük çadır yani otağ tarzında çadır olursa, ateş yakılırsa ama kalabalık olması lazım tabii ahbaplar, dostlar. İyi böyle yastıklarla falan Osmanlı usulünde tefriş edilirse ama yer ahşap olması lazım yerden otuz, kırk santim yüksek olması lazım yerden bağlantısı olmaması lazım çadır olması lazım. İşte orada yatacaksın. Sabah kalkacaksın göle karşı.

EBRU ALTAN: Köpek olur mu?

ADNAN OKTAR: Köpek olur, güzel olur. Köpek, kedi şart tabii. Ondan sonra kuzu çevrilebilir orada. Yavaş yavaş kuzu çevrilir. Balık tutulur. Balık tutulur evet. Güzel bir yer yani dinlendirici. Bakmak çok güzel olur orada ama tabii sevdikleri insanın çok önemli. Onların mutluluğunu görmek falan çok zevkli olur. Her yer güzel aslında. Dünyanın her yeri olduğu gibi Türkiye’nin her yeri de çok güzel. Ama huzur yok işte ortada yani. Çok kavga var, çok gerilim var. Sevgisizlik çok yaygın. Yoksa mesela bizim köy de çok şahane, güzel. O deresi falan şarıl şarıl sürekli akıyor. Bize taşların üstünden “dereden karşıya geçeceğiz” dediler. Nasıl geçeceğiz? Taşlardan zıplayarak geçeceksiniz dediler. Ya dedik düşeriz falan. Yo gayet kolay dediler. Böyle taşlar suyun aşındırmasıyla yuvarlak hal almış. Koca koca taşlar, aralarından su deli gibi akıyor. Geçtik ama bir Allah bilir, bir biz biliriz yani. Zıplayarak falan acayip zor. Köylüler süper rahat. Sanki asfaltta yürüyor gibi gidiyorlar. Biz alışmadığımız için bir acayipti yani. Şarıl şarıl böyle sürekli güçlü bir su sesi geliyor. Akşam kurbağaların senfoni orkestrası başlıyor, vırak vırak vırak falan. Bir de o ağustos böceği, ya kardeşim bir dinlenmez misin sen ya? Bir on dakika dinlen ya. Cır cır cır cır. Artık kulağıma yastık falan kapatıyordum. Bir on dakika sus ya. Ne enerjidir bu, zorun nedir? Ateş böcekleri olurdu. Biz kavanoza koyardık onları. Bildiğin aydınlatıyor lamba gibi, çok güzel. Ama köy tabii riskliydi. Dedik eşkıya gelir, bilmem ne olur. Bilmem ne falan. Benim yastığımın altında kamam vardı böyle Çerkes kaması. Onu koyuyordum savunma aracı olarak. Küçük bir kamam vardı ve oymalı, gümüş saplı Çerkes kaması. Mantar tabancam falan vardı, caydırıcı unsur olarak bulunduruyordum. Ama köyler sahipsiz, tehlikeli köy hayatı. Yani mesela eşkıya gelse 10-15 PKK’lı falan it kopuk gelse bütün köyü mahvedebilir. Halbuki köylerde mutlaka otomatik silah bulunması lazım. Yani muhtarda, şunda bunda falan. Ne mahsuru var? Bulunsun yani. Ani bir duruma karşı, değil mi? Tabii.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: ABD’nin Tennessee eyaletinde bir restoranın park bölümüne aracını park eden bir genç, bir süre araçta oturduktan sonra dışarı çıktı. Önce restoranın önündeki 2 kişiyi vurdu. Daha sonra restorana girerek ateş etmeye devam etti. 3 kişi olay yerinde, 1 kişi de ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Saldırganın kimliği Travis Reinking olarak açıklandı. Saldırganın fotoğrafını görüyoruz. Gencin Facebook hesabındaki kapak fotoğrafında paylaştığı bir köpek fotoğrafı var. Fotoğraf muhtemelen kendi köpeğine ait ve köpeğin korku dolu bakışları dikkat çekiyor resimde.

ADNAN OKTAR: Yok canım o laf. Onunla anlaşılmaz. O değil de, çocuk homongoloz anladığım kadarıyla. O tarz bir şey. Yani çok yaygın onlarda. Homoseksüel olunca da kendilerine güvenleri kalmıyor. İşte manyak gibi oluyor. Başka da vardır cinayetleri onun. Tabii, faili meçhul de vardır onun cinayeti. Yalnız hiç kimsede silah olmuyor mu böyle şeyde? Ben bunu anlamıyorum, seyrediyorlar. Adam göğsünü gere gere teker teker bütün milleti vuruyor. Ancak bas bas bağırıyorlar. Bir kişide silah yok mu? Silahı olan da kaçıyor. Ben anlamıyorum yani acayip bir durum.

GÜLEN BATURALP: Amerika’da saldırıyı düzenleyen Travis Reinking, daha fazla kişiyi öldürecekken James Shaw isimli siyahi bir Amerikan vatandaşı saldırganın üzerine atlayarak silahını elinden almış. Saldırgan silahsız kalınca kaçmak zorunda kalmış. Böylece çok daha fazla insanın ölmesi engellenmiş. James Shaw isimli genç, “Eğer öleceksem beni öldürmek için uğraşması gerekecek. Bunu kolay yapamaz düşüncesiyle üzerine atladım. Yani kendimi korumak için yaptım ama birçok insanın da hayatını kurtarmış oldum” şeklinde açıklama yaptı. Bu kişi şu anda Amerika’da kahraman ilan edilmiş durumda.

ADNAN OKTAR: İşte bu, bu kadar basit. Ne olur, en fazla elinden yaralanmış. Çok çekingenler. Yani bir adamın elinden silahı almak o kadar zor mu?

Evet, dinliyorum.

HÜSNA KARAKUŞ: Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından Cenderis’de hizmete açılan Seyyar Askeri Hastane’nin çocuk bölümü 23 Nisan Çocuk Bayramı dolayısıyla Afrin’deki çocuklara hediye maksadıyla bugün hizmete girdi. 23 Nisan’ı kutlayan çocuklar açılan hastanenin önünde Türk bayrakları ile görüntülendi.

ADNAN OKTAR: Türk subayların yüzündeki efendiliğe bak. Yani aslında Türk Ordusu en yüksek tasavvufi topluluktur. En ala tarikattan daha ileri bir ahlak anlayışı, düzgünlük, dürüstlük ve mertlik üzerine kuruludur. Ta Osman Bey döneminden kalma bir gelenek bu, çok eski bir gelenek yani.

Evet, dinliyorum.

VTR: Türk kültürü sizce kalite için yeterli mi?

ADNAN OKTAR: Severim ben seni, yabancı herhalde? Azeri olabilir mi?

GÜLEN BATURALP: Olabilir benziyor.

ADNAN OKTAR: Bir daha bakayım.

VTR: Türk kültürü sizce kalite için yeterli mi?

ADNAN OKTAR: Saf sadece Türk kültürü olursa tabii ki bu olmaz. Yani bu geleneksel bir yapı olur. Türk kültünde ne vardır? İşte Mehter vardır. Karagöz-Hacivat vardır. Okçuluk vardır falan yani böyle çini, hat sanatı vardır. Tamam bu güzel bir kültür, güzel bir yapı ama mutlaka Avrupa kültürü de olması lazım. Barok sanat da olacak. Avrupa sanatının bütün detayları da olacak. Afrika sanatından da alıntılar olacak. Asya, Çin sanatından da, Japon sanatından da alıntılar olacak. Karışık hepsinden kaynaklanan zengin bir yapı olacak. Tek yanlı sanat, tek yanlı kültür olmaz. O bir zenginlik oluşturmaz.

Başbakan Yıldırım bugün mecliste CHP’lilere cevap verirken darbe gecesi saklandığını söylemişler. Ona sinirlenmiş. Var mı onun filmi?

GÜLEN BATURALP: Henüz yok.

ADNAN OKTAR: Sakın Sayın Yıldırım sinirlenmesin. Hayır, saklanabilir de. Niye saklanmasın? Başbakan, tabii saklanacaksın. Ne yapacaksın, sokağa mı çıkacaksın? Tabii saklanacaksın. Gayet normal, lidersin sen. Değil mi, sağ salim kalacaksın. Yani bunda sinirlenecek bir şey yok gayet normal. “Evet doğru, saklandım” diyeceksin. Yani düşman saldırısı varsa, sipere giriyorsa bir insan, “Niye sipere girdin?” denir mi? Ne yapsın, göğsünü açıp kurşun mu sıktırsın kendine? Gayet normal. Durumu öğrenir vaziyeti anlar ona göre millete yardımcı olacak, devlete destek olacak güzel bir strateji ister. Sakın sinirlenmesinler, bu ara onları sinirlendirecekler. Yani biz o konuda da duyum aldık. Sakın muhatap olmasınlar. Sakın, ne Tayyip Hocam ne de Sayın Başbakan hiçbir konuda sinirlenmesinler. Gayet sakin olsunlar. Gülerek geçiştirsinler. “Evet, saklandım. Çünkü ben millete lazımım” desin. Tabii ki saklanacaksın, sen zaten saklanmazsan biz seni saklarız. Tabii ki saklanacaksın.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Sayın Binali Yıldırım’ın konuşmasını izleyebiliriz.

ADNAN OKTAR: Ama sakın sinirlenmesin. Sakın sakın. Bak istenen o, sakın böyle bir şeye girmesin. Sakin. Yani gayet sakin espritüel bir dille cevap verebilir. “Tabii ki ben millete lazımım. Kahpe kurşunlara gidip hedef olacak halim yok. Tabii ki siperde olacağım, durumu anlayacağım. Ona göre vatandaşlarıma, milletime faydalı olacağım.” Gayet güzel, bin bir türlü cevap verebilir. Sakın sinirlenmesinler. Tayyip Hocam da, Sayın Başbakan da, sakın ha. Yani bu dönemde onları sinirlendirmeye çalışacaklar. Sakın buna yanaşmasınlar. Ayrıca TV kanallarını ilk arayıp “bu kalkışma” diyen Binali Yıldırım’dı. Başbakan’dı. Sen söyledin. Sen bu konuları bize bırak Sayın Başbakan. Çok rahat ol. Senin oradaki yiğitliğin tarihe geçti. Ne alaka, tabii gümbür gümbür konuştun. Aslan gibi kükredin. Daha Tayyip Hocam’dan haber alınamıyordu. Binali Yıldırım Hocam oradaydı. Tabii gürül gürül kükrüyordun. Eskişehir yolunda bir tünelin içinde operasyonları yürütmüş. Doğru, çok güzel yapmışsın. En akılcı hareketi yapmışsın. Gidip uçaklara hedef mi olacaksın? Doğru, bir lider bunu yapar. Aksi haram olur zaten. Aksi yanlış olur. Sakın sinirlenmesin. Sayın Binali Yıldırım, “Milletin üzerine saldıran uçakları vurun” dedi. “Ben Başbakanım.” Adam da diyor ki, “Bana yazılı emir gönderir misin?” Dalga mı geçiyorsun sen? O kargaşa ortamında sana yazılı emir nasıl göndersin? Kaç saat sürer ta bilmem nerden bilmem nereye yazılı emir? Olacak iş mi? Telefonda konuşuyor canlı görüyorsun. Al onu kayda eğer illa belge istiyorsan. Hayır, şimdi tamam resmi olarak o doğru. Dediği doğru. Ama fevkaladelik var. Ama işte fevkaladeliğe göre de hazırlıklı değil insanlar. Fevkaladelikte mesela böyle bir şeyde telefon talimatı yeterli olsun diye kanunda bir şerh koysunlar. Yani onu yarın daha detaylı hazırlayalım. Darbe girişimlerinde vatandaşın ve devletin elastikiyet yönü neler olabilir bunu bir tespit edip açıklayalım. Bir de darbede en sıkı delikanlılığı yapan sensin sen. Niye sinirleniyorsun mübarek? Yeri göğü yıkan sensin. Aslan gibi kükreyen de sensin. İflahlarını kestin, niye sinirleniyorsun? Bütün millet biliyor senin haklı olduğunu.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Kasaptan et isteyen bir kedi.

ADNAN OKTAR: Yazık, çok şeker. Kuduracak heyecandan.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Bingöl Üniversitesi’nde Bilimler Işığında Yaratılış Paneli düzenlendi. İlk panelist olan Prof. Dr. Orhan Erdoğan yaptığı konuşmada, “Evrim pozitif bilimle taban tabana zıt olup hiçbir ilmi dayanağı da yoktur. İnsanoğlunun tek bir anne ve babadan geldiği bilimsel olarak kanıtlanmıştır.”

ADNAN OKTAR: Helal olsun. Yedi ceddine helal olsun.

GÖRKEM ERDOĞAN: “İnsanın bir maymundan geldiğinin ise hiçbir kanıtı yoktur” diye konuştu. Prof. Dr. Orhan Erdoğan ve Prof. Dr. İrfan Küfrevioğlu, “Protein ve Enzimler Tesadüfü Reddediyor” başlıklı birer sunum yaptılar. Prof. Dr. Küfrevioğlu yaptığı konuşmada iman hakikatlerinden örnekler vererek, “Sivrisineğin gözünü kim yarattıysa, güneşi dahi o yaratmıştır. Pirenin midesini tanzim eden akıl, güneş sistemini de tanzim etmiştir” dedi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Tayyip Hocam’ın yönlendirmesiyle olmuştur bunlar. Devlet eli olmadan bu olmaz. Belayı gördüler, elhamdülillah. Gereği yapılacak, inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ankara’yı beğeniyor musunuz? En çok neyini beğeniyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım Ankara’ya epeyden beri gitmedim ben. Aslında gitsem iyi olur. Ankara’yı beğenmiyorum işin doğrusu. Çünkü şehir yapılanması çukur, tas gibi. Böyle şehir yapılanması olur mu kardeşim? Yarım küre gibi. Duman geliyor bir kubbe de o oluşturuyor, simsiyah duman. Boğul boğulabildiğin kadar. Böyle şehir olur mu? Şehri açmaları lazım o kubbeden kurtarmaları lazım Ankara’yı. Hava akışı olacak şekle getirmek lazım şehri. Ama Ankara’nın bilmiyorum Çankaya falan herhalde çok eskimiştir. Kavaklıdere falan acayip eskimiştir. Bir gitmek lazım bir ara bir bakarız. Bir kere epey olmuş gitmiştim. Arabanın camı bir anda böyle kapanmıştı böcek çarpmalarından. Ama arabanın hızını tahmin ediyorsunuz. Yani 230’la, saatte 230 kilometre kimseye tavsiye etmem sakın. Ondan sonra hatta biliyorsunuz vahim bir olay olmuştu. Ankara’dan dönüyoruz herkesi geçirtiyorum. Şunu da geç bunu geç hepsini geçirttik. Küçük bir Volkswagen siyah, şuna da dedim ben bir ışık yak da dedim kenara çekilsin geçelim dedim. Dörtlülerini yakmaya başladı o araba. Ne oldu dedim. Sinirlendi dedi. 200 ile gidiyoruz biz. Biz sanki duruyoruz o gidiyor. Kayboldu araba. Bas dedim, Hocam yapacak bir şey yok dediler. Niye dedim, çünkü Porsche o dedi. İllet oldum. Gelir gelmez derhal Porsche almıştık. Bu bana yapılmaz dedim yani. Bu bana yapılmaz. Ankara’ya gidip bir bakalım. Gidersek de herhalde birilerini ziyaret etmemiz gerekecek.

Evet, dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Şanlıurfa’da 15 yaşındaki bir kız çocuğu jandarmaya mektup yazarak öz babasının ve arkadaşlarının kendisine cinsel tacizde bulunduğunu ve babasının kendisini para karşılığında insanlara pazarladığını açıkladı. Ayrıca babası ve arkadaşları sadece kendisini değil yaşları 13 ile 17 arasındaki 3 kıza daha istismarda bulunuyormuş. Jandarma hemen harekete geçti ve kendi kızını pazarlayıp taciz eden babayla birlikte toplam 4 kişi tutuklandı.

ADNAN OKTAR: İşte din, iman olmayınca, Allah korkusu olmayınca, Allah sevgisi olmayınca, komünist eğitim, Darwinist eğitim, PKK kafası sonucu bu çıkıyor. PKK aileyi kabul etmiyor. PKK, aile diye bir şey yok diyor. Namus diye de bir şey yok diyor. Bunlar kendi oluşturdukları kurumlar diyor. Böyle bir şey yok diyor. Bak aile de yok, namus da yok diyor. Adamlar da işte böyle oluyorlar.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: CHP’li Gürsel Tekin, erken seçim konusunda Sayın Erdoğan’ın, Devlet Bahçeli’nin teklifini istemeden de olsa mecburen kabul etmek zorunda kaldığını söyledi.

ADNAN OKTAR: Nasıl?

GÖRKEM ERDOĞAN: Şöyle demiş, AK Partili Hayati Yazıcı, erken seçim kararı alınmadan 3 gün önce, neredeyse erken seçim isteyenleri ihanetle eş değer tuttu. “Sayın Erdoğan, ‘erken seçim istemek ihanettir’ dedi. Şimdi tüm bu tabloya baktığınızda bir siyasetçinin kendisini kısa süre içinde kendini imha etmesi düşünülecek bir tablo değildir. Belli ki Bahçeli istedi, iktidar da tabi olmak zorunda kaldı” dedi.

ADNAN OKTAR: Ne demek istiyor?

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Seçim düşünmüyorlardı. Devlet Bahçeli teklif ettiği için tabi oldular. Kabul ettiler.

GÜLEN BATURALP: Yani seçim gündemde yoktu aslında.

ADNAN OKTAR: Tamam da ne gerek var bunlara. Yani biraz yanlış anlaşılacak gibi olmuş. Olmamış. Bahçeli değil, genel kanaat bu. O an öyle düşünüyordu hükümet. Ama sonra ani gelişmeler olduğu için de böyle düşünüyor. Yani bir şey kalıp gibi kalmaz. Bu çelik değil yani siyaset sürekli evrilir, eğilir, bükülür şekil alır, bilmem ne olur. Yeni bir şekil aldığında siyaset ona karşı da siyaset kendine göre taktiği değiştirir ve yeni bir şekil alır. Ve kendini korur. Sırf Bahçeli’nin kanaati değil bu genel bir kanaat bu.

Evet, dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Gürsel Tekin, AK Parti ile MHP’nin erken seçim kararı konusunda şunları da söyledi, “Bu aciliyeti gerektiren bir sebep göstermeniz lazım. Sayın Erdoğan, dış ve iç politikadaki sorunları örnek gösteriyor. İyi de yarın bu işi nasıl yürüteceksiniz? Bence ‘Biz bu işi götüremiyoruz, pes ettik bir an önce seçime gidelim’ diye düşünmüş. 40-50 güne sıkıştırılmış seçimi başka türlü izah edemezsiniz” dedi.

ADNAN OKTAR: Hayır hayır olur mu yani çok bir zor ortam oldu öyle diyelim. Yani her şeyi biz anlatmakla mükellef değiliz. Her şeyi anlatmamıza gerek yok. Bir oyun oynanıyor, İngiliz derin devletinin oynadığı bir oyun var, o oyunu kırdık. Detaya girmek istemiyoruz. Yani şu an sırası değil. Belki bir yıl sonra açıklarız.

Evet.

VTR: Başarı azimle mi gelişir?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm, tabii azim çok önemli bir şey ama azmin arkasında iman olması lazım. Allah'ın büyüklüğünün bilinmesi ve samimiyet olması lazım. Yoksa azim insanı mahveder. Azimle belanın içinde savrula savrula bir oraya çarparsın, bir buraya çarparsın. Mesela iş adamları vardır, azimlidir, sürünür. Başını bir oraya çarpar, bir buraya çarpar. Bütün ömrü sürünmekle geçer ama azmeder. İmanla olan azim kıymetlidir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Fiili dua diye bir şey var mıdır?

ADNAN OKTAR: Fiili dua, ben mesela konuşmak istiyorum şu an, Allah konuşma meydana getiriyor. İnsan konuşamaz yani madde değildir ki konuşsun. Yapacak hiçbir şey yok. Ses teli falan bunların hepsi hikâye, öyle bir konu yok. Canım konuşmak istiyor falan, olacak iş değil bir kere böyle. Ruhun, bedene emir vermesi olacak iş değil. Ruh, bedene emir veriyor, maddeye. Madde ne anlar ya ruhun ne dediğinden? Madde cansız, bilinçsiz bir varlık. Ruh ne derse desin yani haberi bile olmaz. Bak, yani bunu biraz düşünseler hemen anlayacaklar. Konuşmayı yaratan doğrudan Allah'tır.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Başbakan Binali Yıldırım, 15 Temmuz gecesi, televizyonlara telefonla tek tek bağlanarak açıklamalar yaptı. NTV'ye yaptığı açıklamanın videosunu görebiliriz.

VTR - BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM: Kanunsuz bir eylem söz konusu. Bu kalkışmayı yapanlar, bu çılgınlığı yapanlar, bu kanunsuz eylemin içerisinde olanlar da en ağır şekilde bedelini ödeyecektir. Vatandaşımın bunu bilmesini istiyorum. Asla ve asla bu gibi kalkışmalara pabuç bırakmayacağız.

ADNAN OKTAR: Yolu kapatmışlardı değil mi onlar? Peki arabalar ne yaptı o gün, geri mi döndüler? Yığılma olmuştu öyle değil mi, ne oldu sonra öyle kaldı mı arabalar?

GÜLEN BATURALP: Kontrollü geçiş olmuştu herhalde.

ADNAN OKTAR: Kontrollü geçiş.

GÜLEN BATURALP: Evet, bir süre sonra tamamen kapatmışlardı.

ADNAN OKTAR: Anladım, o tarz.

GÖRKEM ERDOĞAN: Başbakanımızın, “Ucunda ölüm dahi olsa bu çapulculara gereken dersi vereceğiz” diye yaptığı 15 Temmuz konuşmasını da görebiliriz.

VTR - BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM: Hükümet iş başındadır ve gereken her şeyi yapacağız. Ucunda ölüm dahi olsa gereken her şeyi yapacağız. Asla ve asla bu çapulculara, hukuka uymayan, milletin silahını, askerini, tankını, kendi emelleri adına kullanmaya kalkışan bu canilere gereken dersi vereceğiz.

ADNAN OKTAR: Ya sakın, sakın bak Sayın Başbakanı ben bir daha uyarıyorum, hatırlatıyorum kardeşi olarak. Özel olarak onları kızdıracaklar, haber aldım diyorum. Kızdıracaklar, sakın kızmasınlar, gülüp geçsinler bunlara. Yani şakayla karşılık versinler.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Oyuncu bir tilki.

ADNAN OKTAR: Ya ne tatlı hayvan. Hayret ya, yerim ben seni, yerim tatlılığını yerim senin. O, seviliyordu acayip sesler çıkarıyordu ya, o var mı? O inanılır gibi değil ya, bayağı güzel sesler çıkarıyor.

GÖRKEM ERDOĞAN: Evet, görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, hayret ya. Tatlılığa bak sen ya. Yerim seni ben yerim yerim yerim. Isırmıyor da elini bak. Hayret ya. Ne şeker varlık.

Evet, dinliyorum.

VTR: Küçüklüğümüzü hatırlasaydık beynimiz çok mu zorlanırdı?

ADNAN OKTAR: Yo, hipnozda çok iyi hatırlıyor insan, hiçbir şey de olmuyor beynine. Yani günbegün, mesela farz edelim adam, 65 yaşında olduğunu düşünelim yahut 70 yaşında. Mesela 65 yıl öncesini sorduğunda, 65 yıl önce, “gün olarak” mesela “cuma günü” diyorsun. Cuma günü öğleden sonra diyorsun, gün olarak veriyorsun, bütün detaylarını anlatıyor. Balkondayım diyor, şu an bisiklet sürüyorum diyor, çocuk sesi ile konuşuyor, aynısı. Acayip, detay detay. Balkonda neler var diyorsun, hepsini anlatıyor, en ince detayına kadar. Beyin hiç zorlanmaz. Beynin, acayip kapasitesi vardır fakat Allah buna müsaade etmiyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Tarihin en çok sevilen insanı olmak ister miydiniz?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm, tabii insan ister, her insan ister. En çok sevilen olmak ister. İşte bu bir yarış. Cennette öyle oluyor. Mesela insan, en çok sevilen olmak istiyor, durumuna göre Allah onu yaratıyor. Mesela Resulullah (sav), çok seviliyor, Musa (as) çok seviliyor. Mehdi (as) çok seviliyor, İsa Mesih çok seviliyor. Bunlar, cennet çiçekleri.

Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: Kirpiler ve bir kedi.

ADNAN OKTAR: Yazık garibime. Eyvah pati gitti. Zoruna ne oldu, niye pati atmaya gerek duydun? Acayip canı yanmıştır, yazık hayvana ya.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Ali Yunusi, “Azeriler, Türkçe konuşan Fars’tır” diye açıklama yapınca, İran Meclisi'ndeki bazı Türk kökenli milletvekilleri, yazılı bir bildiri yayınlayarak bu sözlere tepki gösterdi. Bildiride, İran'daki azınlıklarla ilgili bu sözlerin, ülke güvenliğine zarar verdiği, İran’da çeşitli ırkların yaşadığı, Kuran'a göre ırk ayrımcılığının kabul edilemez olduğu ve ülkedeki Türklere hakaret edildiği söylendi. İran’da, ülkenin yüzde 40’ını Azeri, Türkmen, Kaşkay, Hazar ve Horasan gibi Türkçenin lehçelerini konuşan Türklerin oluşturduğu ve bu sözlerle büyük bir Türk kavmine hakarette bulunduğu söylenildi.

ADNAN OKTAR: Hakaret değil de gereksiz ırkçılık yapmış, münasebetsizlik yapmış. Bir de Müslümanım diyor, sarık falan da sarmış. Boş bulundu herhalde. O lafını düzeltsin, o sözünü geri alsın, Kuran'la yeniden açıklasın. Müslümanın konuşacağı bir laf değil o.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba, ben Kübra. İnsanlardaki bencillik duygusu yok olduğunda dünya nasıl bir hal alabilir?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm, zaten bencillikten dolayı çirkinleşiyorlar. Akıllarının gitmesinin nedeni de o. Savaşların, terör ve anarşinin nedeni de o. İnsanların huzursuz olması, bunalıma girmesinin nedeni de o, bencilliktir. İtici olmalarının nedeni de odur, sevgiyi yaşayamamanın nedeni de bencilliktir. Çok büyük bir beladır bencillik. En çekinilmesi gereken bir olay.

Evet.

VTR: Dışarıdaki yiyecekler çok sağlıksız. Biz ne yiyeceğiz?

ADNAN OKTAR: Canımın içi haklısın, doğru söylüyorsun. Ben, bugün de hatta arabada da konuştuk. Mesela bir genç, bir şeyler atıştırmak istiyor, gofret alıyor, hepsi zararlı. İçinde palm yağı var, bilmem ne, katı yağlar, şeker yani vücuduna zararlı ne varsa içinde var. Ya kardeşim içine protein koy, kalsiyum koy, magnezyum koy, potasyum koy vücudun ihtiyacı. Bakır koy, kobalt, çinko koy; C vitamini, D vitamini koy. Efendim, böyle yani lifli gıdalar koy ve Omega yağlar koy. Omega 3, Omega 6, Omega 9. Ya niye zararlı şeyler yapıyorsun da adamı perişan ediyorsun? İllaki zararlı şey olacak, illaki. Aslında çok rahat yapılabilir. Devlet eliyle olması gerekir diye düşünüyorum. Çok kolay bu tip gıdalar üretmek.

Evet, dinliyorum.

VTR: Canlı Sohbetler’i çok seviyoruz, iftiralara inanmıyoruz.

ADNAN OKTAR: Her ikiniz de birbirinizden güzelsiniz. Allah sizi birbirinizden ayırmasın. Çok güzel arkadaşsınız. Her birinizin ayrı bir güzelliği var. Yani hanginiz daha güzel denilecek gibi değil ki. İkiniz de çok güzelsiniz. Allah ikinize de uzun ömür versin, sağlık, sıhhat versin. Allah sevinç içinde yaşatsın, hiç ayrılmayın bence birbirinizden. Mahallede de her yerde beraber olun. Evler bile karşılıklı olsun. Çok tatlısınız, ikiniz de çok güzelsiniz. Allah ikinizi de cennette bana arkadaş, dost etsin maşaAllah.

GÖRKEM ERDOĞAN: Manikür yapan bir kedi.

ADNAN OKTAR: Çok şeker ve büyük bir dikkatle izliyor. Bu ne yapıyor diye bakıyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: On sekiz yaşını doldurmuş bir birey sizce velilerinin yanından ayrılmalı mı?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım bir kere şaşırtacak derecede güzelsin. Çok çok güzelsin. Allah seni güzelliğinle muhafaza etsin. Hep böyle güzel kal inşaAllah. Çok yakışıklısın. Allah cennet arkadaşı, cennet dostu etsin seni. İnşaAllah hidayetle yaşarsın böyle sağlık sıhhat içerisinde. Sakalın iyi, güzel olmuş böyle, sakalını kesme. Gözler muhteşem çok çok güzelsin. Bir daha dinleyeyim seni.

VTR: On sekiz yaşını doldurmuş bir birey sizce velilerinin yanından ayrılmalı mı?

ADNAN OKTAR: Niye? Anneler çok şeker. İnsan annesinin yanından ayrılır mı? Bayağı tatlı anneler. Anne en zevkli varlıklardan bir tanesi. İnsan evlense de annesinden ayrılmaması lazım. Ben anlamıyorum ayrı ev. Dursun anne yan odada dursun ne güzel, ne şeker. Ben kızları hep gördüğümde söylüyorum. Bak evlensen bile annenden sakın ayrılma diyorum. Niye ayrılıyorsun? Yazık kadıncağızı evde bırakıp çekip gidiyor yani. Zaten onlar tabii ki “aman evladım sen ayrıl git kocanla ol” falan der nezaketen. Ama o öyle dedi diye o kabul edilmez. Ya iki katlı ev yap, üç katlı değil mi? Üst katta annen kalsın, alt katta da sen ol. Onu gör bereket kazanırsın ne kadar güzel yani. Hele dedeler falan evin süsü. Dedesiz ev ben düşünemiyorum. Nenesiz, dedesiz ev olur mu? Şahane bizim evde vardı dedem de, nenem de evin süsüydüler çok şahane. “Efendim işte” falan diye başlarlardı. “Halep, Şam gittim efendim. Bekir Sami Bey’in mahiyetinde falan” her gün anlatırdı aşağı yukarı böyle. Bayağı şeker. Güzel varlıklar. Anneannem çok güzel yemekler yapardı. Tam Osmanlı kadındı. Paçayı bütün alırdı tek tek onları kırardı. Maltız yakardı onları kaynatırdı akşama kadar. Şahane paça yapardı bayağı güzel. Her şeyi kendi yapardı. Aklına gelen her şey. Süs o insanlar, çok güzel insanlar. Bence evden ayırmamak lazım. Yine eşinle ol kardeşim adam senin gırtlağına yapışmıyor ki. Eşinle konuşma falan da demiyor. Ne yapacaksın yalnız başına, tek başına sessiz evde? Anne sesi de gelsin, baba sesi duyulsun. Özellikle dede. Anneanne sesi en hayati noktalar onlar. Büyük ev gerekir büyük, küçük ev almasınlar. Osmanlı ev olacak. Herkes doluşsun evin içine. Kalabalık ev güzeldir kalabalık. Tabii yani konak tarzı. Ben yakışıklımı bir daha dinleyeyim.

VTR: On sekiz yaşını doldurmuş bir birey sizce velilerinin yanından ayrılmalı mı?

ADNAN OKTAR: Ama yakışıklım şöyle olabilir. Mesela babası manyak oluyor adamın. Alkol alıyor bilmem ne psikopat. Annesi de ayrı bir, çok özür dilerim manyak oluyor. Saldırgan falan cins. Çocuğa nefes aldırmıyorlar. Ne yapsın? Ya delirecek onların içerisinde ya ayrılacak. İnancına saygı göstermiyor, düşüncesine saygı göstermiyor. Gece gündüz küfür, saldırı, tokat, boğmaya kalkmak, bıçağın altına yatırmak. Uğraşacak hali yok tabii ki. Tabii ki ayrılacak öyle bir şeyde ayrılabilir. Duruma göre. Ama benim yakışıklımın öyle bir sorunu olduğunu zannetmiyorum. Eğer ailenle bir sorunun yoksa dur annenle babanla. Yani bayağı güzelsin seni çok severler annen, baban. Ama üzüyorlarsa yani yaşayamayacak gibiysen Allah vermesin tabii ki o zaman ayrılmak normal. Ama yani arada sırada görüşerek onları dengede tutarak olabilir. On sekiz yaş yalnız küçük bir yaş tabii, nasıl yapacak ayrı çok zor. Çok çok zor nasıl olacak? Var mı devletin böyle bir kurumu, yardımcı olan bir şeyi yok değil mi? Yine bir akrabası falan olabilir akrabalarının yanına gidebilir. Amcasının yanına gidebilir, dayısının yanına gidebilir öyle daha iyi olur. Yani aile yaşanacak gibi değilse öyle bir yolu seçmesi gerekir. Çünkü on sekiz yaş çok küçük tecrübesiz. Başına kötü şeyler gelebilir Allah esirgesin.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hz. Mehdi (as) en çok kadınları mı sevecek?

ADNAN OKTAR: Ay severim ben sizin güzelliğinizi canımın içi. Öyle hoşuma gidiyor ki böyle arkadaş olmanız çok çok güzel. Yani bu ikili arkadaşlıklar, üçlü arkadaşlıklar sakın ayrılmayın. Hiçbir şeyde birbirinize küsmeyin mutlaka dengeleyin birbirinizi. Birbirinizi affedin böyle sadakatler çok koruyucu oluyor, çok çok güzel oluyor. Ama bazen ufak bir şeyden küsüp darılıp konuşmuyorlar. Sakın ha. Çok çok güzel mesela sizin arkadaşlığınız hissediliyor, birbirinizi sevdiğiniz hissediliyor. Allah ikinize de uzun ömür versin, sağlık sıhhat versin yani şahanesiniz ikiniz de çok çok güzelsiniz. Allah sizi nuruyla sarsın, cennetiyle şereflendirsin. Cennette mutlaka Allah arkadaş etsin. Çünkü ikinizi de çok iyi hafızama yazdım unutmayacağım sizi inşaAllah. Bir daha dinleyeyim sizi.

VTR: Hz. Mehdi (as) en çok kadınları mı sevecek?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm Mehdi (as) devrinde zaten kadınlar vesilesiyle İslam hakim oluyor. Mehdi (as) devrinin özelliği o. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde de o vurgulanıyor. Kadın hakimiyeti var yani her yerde onların sevgisi, onların güzellik anlayışı, onların estetik anlayışı. İlk defa kadın hakimiyeti oluyor daha önce hep kadınlar ezilmiş ilk defa kadınlar yüceltiliyor Mehdi (as) devrinde. Hatta diyor ki Peygamber Efendimiz “Mehdi (as) devrinde” diyor “yırtıcı hayvanlar evcilleşecek, hayat güzelleşecek hatta” diyor “bir kadın Irak'tan Şam'a tek başına yolculuk yapacak. Ayağı otlara, yeşilliklere değecek. Başında ziyneti olacak fakat ne zarar görecek, ne korku duyacak.” Bak başında ziyneti olacak diyor başı açık. Ne diyor? Ayağı otlara, yeşilliklere değecek o kadar özgür. Ama ne zarar görecek ne korku duyacak. Irak'tan Şam'a kadar şu an Irak'tan Şam’a mümkün mü? Ama Mehdi (as) devrinde işte bu mümkün. “Yeryüzü Mehdi (as) devrinde emniyetle dolacak ve hatta birkaç kadın yanlarında hiçbir erkek olmaksızın rahatlıkla hacca gidebilecek” diyor her yere gidecekler diyor. Evet, benim canlarımı inşaAllah ahirette göreceğim. Sakın sakın sakın ayrılmayın inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

VTR: İnsanlar sizce neden sabah namazına kalkmıyorlar?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm o Allah korkusunun zayıflığından oluyor. Yoksa herkes mutlaka Allah'a inanıyordur da Allah korkusunun zayıflığından oluyor. Halbuki Allah'ı darıltma korkusu çok şiddetli olması lazım. Allah'a karşı mahcup olma. Yani tabii ben anlayamıyorum nasıl oluyor yani insan nasıl uyuyabilir rahat. Şimdi namaz vakti gelmiş. “Ben kalkmıyorum uyuyacağım” diyorsun ve ferah ferah ayaklarını gere gere uyuyorsun. Bilmiyorum bir sorun olması lazım insanda, ciddi bir sorun olması lazım. İmanlıyken bunu yapması için psikolojik bir sorunu olması gerekiyor. İmanlı olarak yapılacak bir şey değil bu imkansız. Yani tahayyül edemiyorum. İnsanın kemikleri çatırdar, insan mahvolur bunu nasıl yapar insan, nasıl kalkamaz? Bir de namaza kalktığında ferahlıyorsun, dinçleşiyorsun. Hayır yine yat yine yat elini yüzünü yıka namazını kıl, biraz su iç yat daha güzel uyursun, daha güzel dinlenirsin. Öbür türlü berbat, açıklanabilir gibi bir şey değil yani kavrayamıyorum. Nasıl bir insan ruhu oluyor bu nasıl bir düşünce oluyor çıkaramıyorum. Ben güzel yüzlümü bir daha dinleyeyim.

VTR: İnsanlar sizce neden sabah namazına kalkmıyorlar?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm bir kere tesettürün için seni tebrik ediyorum onu çarşaf olarak örttüğün için. Çok nurlusun. Genç yaşında böyle dindar olman çok çok güzel. Allah seni şaşırtmasın. Cennette de seni bana arkadaş, dost etsin. Sabah namazına kalkamayan insanların varlığından senin rahatsız olman senin yüce ruhunu gösteriyor, ne kadar dindar olduğunu gösteriyor. Ama güzel yüzlüm şunu bil Allah'ın ruh sahibi olarak yarattığı herkes namaza kalkar. Eğer ruh sahibi olmadığında ölü oluyor bilgisayar insanlar onlar, o kalkmaz yani. Bilgisayar kalksa da kıymeti yok onun. Yani ölü, ölü namaz kılsa ne olur yani? Onun için hiç onlara üzülme kafana da takma. Sen ruh sahibisin tamam senin halin inşaAllah.

VTR: Sizce hangi hastalıklar için para alınmamalı?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım aslında hiçbir hastalığa para alınmaz da ama özellikle kanserde para alınması dehşet verici. Eskiden beri ben buna şaşarım. Mesela diyor ki adam maliyede çalışıyor memur iki kızı var bir de hanımı var. Bir arabası var bir de evi var geçiniyor memur, normal yaşıyor. Adama bir gün diyorlar ki “beyefendi akciğer kanseri var” diyorlar. “Ne yapmam gerekir?” diyor. “Ameliyat olmanız gerekiyor. Ne kadar?” diyor. “Yani bir dört yüz bin liranızı da alırız” diyorlar. Felakete bak ya. Adam üç yüz bin liraya evini satıyor. Yüz bin liralık da arabasını satıyor. İşinden çıkıyor iş güç yok. Çoluk çocuk işe girmek durumunda kalıyorlar. Mahvoluyorlar böyle. Yetmiyor para yeniden para istiyorlar. Bu sefer ilaçlara para isteniyor faciaya dönüşüyor. Ne alaka ya kanserde asla ne ameliyata, ne ilaca, ne tedaviye hiçbirine para alınmaması lazım beş kuruş. Ayrıca kanser sebebiyle maaşı kesildiyse yani işe gidemiyorsa maaşı aynen ödenmesi lazım. Hiçbir değişiklik olmaması lazım. Bunu faciaya çevirmenin alemi ne. Dehşet verici yani ne kadar korkunç bir şey ya. Kanser hastasından para mı alınır? O parayı nasıl kullanacaksın? Yani dehşet verici ben bunu düşünmek dahi istemiyorum. Aman aman hükümet böyle bir şeye asla ve asla kapı açtırtmasın. Gerçi biz bunları söyledikten sonra Allah'a çok şükür defalarca söyledim hükümet çok köklü tedbirler aldı. Bilmiyorum şu an ne derece uygulanıyor ama bir atak başladığını biliyorum. Tayyip Hocam ehli vicdan bir insandır. Gerekli tedbirleri almıştı uygulandığını zannediyorum.

Evet.

VTR: Merhaba merakla bekliyorum yeni sıra geceniz ne zaman olacak acaba?

ADNAN OKTAR: Ah benim canımın içi ah benim güzel yüzlüm. Muhtemelen Güneydoğulu çok çok güzel bir kızsın muhteşem güzelsin. Allah sana çok güzel bir gelecek yazsın inşaAllah, güzel bir hayat yaşatsın. Ama hayat ne olursa olsun tabii çok kısa. Asıl cennet önemli. Şu an seni kafama yazdım cennette arkadaşız inşaAllah. Dost olacağız, arkadaş olacağız. Allah sana uzun ömür versin. Doğru söylüyorsun. Sıra gecesinin uzaması çok vahim derhal en kısa sürede hazırlansın sıra gecesi, çok önemli.

Evet, dinliyorum.

VTR: Sizce insandaki bu hayvan sevgisi nereden gelir?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm çok güzelsin sen çok güzel olmuşsun. Saç modelinin çok iyi olmuş yüzünün güzelliğini iyice ortaya çıkartmış. Gözler muhteşem, burun çok güzel zaten malum da hani ben yeniden vurguluyorum. Şahane kızsın Allah sana çok uzun ömür versin. Ama bu güzelliğinle tabii inşaAllah. Cennette de inşaAllah arkadaş olalım. Cennet bağlarında, cennet bahçelerinde inşaAllah o güzel yüzünü sonsuza kadar görürüm. Ben güzel yüzlümü yeniden dinleyeyim.

VTR: Sizce insandaki bu hayvan sevgisi nereden gelir?

ADNAN OKTAR: Bu cennetteki ruhtan kaynaklanıyor. Mesela altında da öyle oluyor. Bugün o kız arkadaşımın koluna taktığım altın hakikaten yakıştı. Hepsine yakışıyor garip etkisi oluyor, şaşırtıcı. Altını biliyoruz kadının hoşuna gidiyor, bizim hoşumuza gidiyor. Cennetten kalan bir bilgi. Hayvanlara olan sevgi de cennetten kalan bir sevgi. Mesela kedi doyumsuz bir zevk. Kucağımıza alıyoruz bakıyor tatlı tatlı ne yapacaksın? Yapacak bir şey yok ki yiyecek halin yok. Geri bırakacaksın. Mesela köpek geliyor elini yüzünü her yeri salya sümük falan ne yapacaksın üç-beş dakika. Başka yapacak bir şey yok çaresizlik var. Şu rakunun tatlılığını gördünüz. Tilkinin tatlılığını acayip sesler çıkartıyor. Hepsi birbirinden şeker.

EBRU ALTAN: Bir de şu kadarcık bir kutuya girmeye çalışıyor o kadar tatlı ki.

ADNAN OKTAR: Hepsi birbirinden güzel. Hayır canım iguana falan hepsi çok komik. Adam patiyi kaldırıyor böyle iki saat bekliyor sonra indiriyor komedi filmi gibi. Cennetteki alışkanlıktan kaynaklanıyor müminlerde. Oradaki içgüdüsel alışkanlıktan kaynaklanıyor. Müminler cennetten geldikleri için ruhu onu arıyor o yüzden oluyor inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

VTR: Televizyon kanalında neden reklamlara yer vermiyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım çok sıkılırsınız öyle bir şeyde. Şu an birden mesela hadi reklamlara geçiyoruz desek yani çok özür dilerim de sanki böyle çok kötü bir şey söylemişiz gibi olur. Çok sıkılırsınız. Reklam, on dakika aralığa bile tahammül edemezsiniz, öyle bir şey kabul edemezsiniz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bir tek Allah’ın koruyuculuğuna sığınmak yeterli mi?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım tabii ki biz sebebe sarılırız ama korumayı Allah yapar. Mesela bak Mehdi (as) bütün deccaliyetin tek hedefi, tek kurşunda biter ama öldürülemiyor. Tabii ki Mehdi (as) sebebe sarılır ama sebebe sarılmak hiçbir şekilde kurtarmaz bir insanı. Adam azmettiyse çok rahat yapabilir. Ama ne Cebrail (as) müsaade ediyor, ne Mikail (as), ne üç bin melek, İsa Mesih'i göğe alan melekler. Müsaade etmedikleri için hiçbir şey yapılamıyor. Mesela İsa Mesih de öyle çok rahat suikasta uğrayabilir ama yapılamıyor. Ama bak şimdi daha da şaşırtıcısı deccal dünyanın en zalim adamı. Normalde birisi onu istese vurabilir, tek kurşunla vurabilir. Hiçbir şekilde öldüremiyor. O da korunuyor hiçbir şekilde mümkün değil. Mesela Hızır (as) müsaade etmiyor. Adamı tutuyor yani. Hatta ona imkan tanıyor çok acayip bir şey. Açıkla desen insan açıklayamaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kadınlar hangi işte çalışmalı sizce?

ADNAN OKTAR: Canımın içi çok çok çok çok güzelsin Allah'a şükür. Çok çok güzelsin. Allah sana her türlü iyiliği, güzelliği versin. Şu yüzündeki nur, yüzündeki o efendi gülüş, o insanın ruhuna huzur veren ifade şahane çok çok güzelsin. İnşaAllah Cenab-ı Allah seni cennette bana arkadaş ettin, dost etsin. Kadınlar rahat edecekleri işler olması lazım. Sanatkarane işler çok hoşlarına gider kadınların. İşte stilistlik, terzilik, mobilya tasarımcılığı, danışmanlık, mimarlık, iç mimarlık yani zorlu işler olmaması lazım sadece. Onun dışında canları ne istiyorsa hepsi olabilir. Onlara sormak lazım.

Mehdi (as)'nin mesela davasına saldıramıyor deccaliyet. Mehdi (as)'ın kabuğuna saldırır, dış kabuğuna. Onu Allah oluşturur Mehdi (as) da ona vesile olur. Dış kabuğu yani magazinleşir olay fark edilemez. Mehdi (as) onun içindedir. Koza gibi saklanır. Yani vurdukları yer hiç alakasız yerlerdir. Ana davasına vuramaz deccaliyet, boş işlere yönlendirttirir. Mehdiyet deccale boş hedefler gösterir, boş hedefleri vurur deccaliyet. Mehdiyet’in asıl gücüne hiç zarar veremez. Bu da bir ledün ilmidir tabii.

Evet, bugün bu kadar olsun devam edelim sonra inşaAllah.

GÜLEN BATURALP: Yayınımızın sonuna geldik. Yarın tekrar görüşmek üzere inşaAllah.

2018-04-23 01:34:33

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, Sayın Adnan Oktar’ı referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top