( ! ) Warning: preg_match() [<a href='function.preg-match'>function.preg-match</a>]: Compilation failed: missing ) at offset 58 in /home/web/php/harunyahya.org/apidev/library/Zend/Cache/Frontend/Page.php on line 247
Call Stack
#TimeMemoryFunctionLocation
10.0001636552{main}( )../index.php:0
20.0016862560include_once( '/home/web/php/harunyahya.org/apidev/modules/onyuz/public/memcachesystem.php' )../index.php:130
30.0024938376Zend_Cache_Frontend_Page->start( )../memcachesystem.php:221
40.0024942104preg_match ( )../Page.php:247
Canlı Sohbetler (20 Nisan 2018; 10:00)

Şeyh Nazım Kıbrısi

Canlı Sohbetler (20 Nisan 2018; 10:00)

GÖRKEM ERDOĞAN: Yayınımıza başlıyoruz. Hoş geldiniz Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Cümleten hoş bulduk.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Afrin’de yürütülen Zeytin Dalı Harekatı’nda Dermişkanlı Köyü’nde sürdürülen arama tarama faaliyetleri sırasında teröristlerin önceden tuzakladığı el yapımı patlayıcının infilak etmesi sonucu Bursalı Piyade Uzman Çavuş Taner Çobanoğlu şehit oldu.

ADNAN OKTAR: Hay benim aslanım, hay benim yakışıklım, ah benim güzel yüzlüm, ah benim canımın içi. Tebrik ediyoruz seni Allah mübarek etsin. Bu dünyada bir şey yok. Asıl gidilmesi gereken yere gitmişsin hem de cennet tarzında, ne mutlu sana. Bir de aslanlar gibisin çok güzelsin. Cennette kim bilir nasıl güzelsin burada böyleysen orada nasıl güzelsin. Geride de o aslanı bırakmışsın, o da gereğini yapar evvelAllah. Anne de öyle maşaAllah o da kabadayıya benziyor. Ne diyelim, Allah tekrar gani gani rahmet etsin, Allah rahmetiyle sarsın, Allah cennetini mübarek etsin. İmrendik sana, bize de dua et biz de gelelim. MaşaAllah diyoruz sana.

Yalnız bu alçakların bomba momba koymaları, kardeşim evlerin hepsini havaya uçursunlar. Nihayet nedir yani? Köpek arama yapsın hayvan havlıyorsa bir şey varsa en fazlasından binayı havaya uçursunlar top ateşiyle, değil mi? Obüs mermisiyle yahut tank mermisiyle indirsinler aşağı. Ne yapacağız biz evi? Çünkü mutlaka böyle bir şeyle karşılaşıyor bu çocuklar aslanlar, bunlarla uğraşılmaz. Eğitimli köpek girsin, hayvan huylanırsa bitti, binayı indirelim aşağıya, o kadar. Gidip nerede ne oldu, hiç ummadık bir yerde oluyor. Onunla uğraşılmaz. Canları daha kıymetli ne yapacağız biz evi? Daha iyisini yaparız. Yalnız bu kadar kahpe olmaları tabii çok acayip, bu kadar alçak olmaları. Bir de çatışmaya girmeden bunlar bunu elde ediyorlar. Kendilerince uyanıklık yaptıklarını zannediyorlar. Ama bunlarla tabii ideolojik mücadele çok önemli. İdeolojik yönden yıksak bunlar moral yönden acayip çökerler mahvolurlar. Tam enayi ve keriz konumuna düşmüş olacaklar münafıklar gibi. İdeolojik mücadele şart. Devlet onu bize bıraksın evvelAllah.

Evet, dinliyorum.

VTR: Canlı Sohbetler’i severek izliyoruz.

ADNAN OKTAR: Şimdi baştan sona hepiniz çok güzelsiniz. Delikanlılar muhteşem her ikisi de çok güzeller. Kızlar şahane güzeller, maşaAllah. Allah dördünüze de uzun ömür versin, hidayetle sarsın sizi, cennette de Allah arkadaş etsin. Aman birbirinizden de ayrılmayın çok iyi bir arkadaş grubusunuz. Birbirinize hem sevginizi, hem saygınızı, hem güveninizi arttırın acayip koruyup-kollayın birbirinizi. Evlenseniz bile ayrılmayın mutlaka birbirinizi destekleyin çok önemli o. İyi arkadaşlık elde ettiğinizde sakın bırakmayın. Çok iyi, çok sevindim güzelliğinize. Ben de sizleri çok sevdim, Allah cennette hepimizi inşaAllah birlikte kılsın.

Evet, dinliyorum.

VTR: İnsanlar kendi imanını test edebilir mi?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm, tabii ki iman demek şüpheyle yapılan mücadeleye derler. İman zaten öyle kesinkes kendinden emin olduğu gibi bir insan ahiretten Allah’tan emin olmaz. Yoksa iman olmaz zaten, imanın bir anlamı kalmaz. Zaten Allah’ın onu öyle ortalı yaratmasının amacı da o. Bazı yerlerde ortalı yaratır. Mesela kainata bakıyoruz gezegenler kafayı yemiş havada görünüyor hani başı boşmuş gibi, Allah onu özel yapar. Ama dünyaya bakıyoruz acayip bir intizam, acayip bir düzen mesela bu da bir imtihan. Ama uzaya bakıyoruz tamam da, aa bakıyoruz uzaya falan baktığımız yok kafamızın içindeki görüntüye bakıyoruz. Ee o zaman uzay nerede? Uzay kafamın içinde. Kafam nerede? Ruhumun içinde. O zaman mekan? Mekan yok. Mekan olmayınca zaman da olmaz. O zaman ne oluyor? Zamanı biz inanç olarak alıyoruz kafamızda, dışarıda zaman yok. Bunu kavradı mı bir insan zaten Allah’a inanması mecbur hale gelir. Mesela bir bilgisayara baktı mı Allah’a inanmak mecburi hale gelir. Buna rağmen mesela Allah’ın varlığının farkına vardın ama ahiretten şüphe edebilir. Mesela cinler öyle oluyor. Allah’ın varlığına iman ediyor ama “biz dirileceğimizi zannetmiyoruz” diyor. Duvardan geçiyorsun insaf artık yani, ruhsun görüyorsun, buna rağmen “bilmiyorum” diyor. O Hz. Adem (as)’da da var biliyorsunuz şüpheye düşüyor. O yüzden o önemli değil, şüphe zaten ölümle beraber biter. “Yakin” zaten o Kuran’da “hakku’l yakin” diyor ölüm. Ölümün adı “hakku’l yakin”dir. Yani kesin imanın oluşması. Ölüm demek kesin imanın oluşması demektir. Daha önceki tereddüdün tamamen kalkması demektir. Ama insanların büyük bir bölümünde zaten tereddüt vardır yani kendi gibi emin olamaz. İman eder anlar ama tam emin olamaz. Fakat Allah bunu iman olarak kabul ediyor zaten Kuran’da. Bu imandır yani Allah için bu geçerli.

“Hz. Cebrail (as), Hz. Mikail (as) ve 46 bin melek İmam Mehdi (as)’ın yardımcıları ve yoldaşları arasında olacaktır” diyor. 46 bin melek, normalde Hz. Mehdi (as)’ı yok etmek çok kolaydır yani tek bir kurşunla biter. Bir insanı bir yerde uygun punduna getirmek çok kolaydır. Eğer takarsa kafayı bir insan bir insanı rahatça ekarte edebilir. Ama bak Hz. Mehdi (as)’a güçleri yetmiyor. Mesela Hz. İsa Mesih (as)’da da öyle. Ne Hz. Mehdi (as) öldürülebilir ne Hz. İsa Mesih (as) öldürülebilir. Mesela Hz. Peygamberimiz (sav)’e yapılan suçlamanın kökeninde de Hz. Yusuf (as)’a yapılan suçlamanın kökeninde de, Hz. Süleyman (as)’a yapılan suçlamanın kökeninde de hep cinsellik vardır. Mesela Hz. Süleyman (as)’ı hep sapıklıkla Tevrat’ta da öyle, sapıklıkla suçlamışlardır ama bir tane iki tane değil, kadınlara düşkün olmak ve sapıklıkla. Peygamberimiz (sav)’e de diyorlar Cenab-ı Allah diyor ki bak “O sapıtmadı ve azmadı” diyor. “Azdı” diyorlar “bu yaşından sonra azdı” diyorlar, Allah diyor ki “azmadı” diyor. Ama onları kızdırmak için diyor ki “teyzenin kızlarını, halanın kızlarını, amcanın kızlarını, kendin istediğin kadınları, kendini hibe eden kadınları sadece sana mahsus olmak üzere sana helal kıldım” diyor Allah. Bak münafıkları kızdırmak için olan bir ayettir bu, tabii. Peygamberimiz (sav) aşk insanı, sevgi insanı. Onlar ahmak, sadece konuyu cinsellik ve cinsel deşarj olarak alıyorlar sevgi olarak anlamıyorlar. Kadının sevileceğini anlamıyor onlar, sadece cinsel deşarj olarak alıyorlar onun için “azdı” diyorlar. Halbuki orada bir Allah’ın yüzünü görme, Allah’ın tecellisini görme arzusu var, Allah’ı sevme arzusu var onu anlayamıyorlar. Hz. Süleyman (as)’da da, bin kadın niye alsın, değil mi? O bir deşarj arzusu değil, o Allah’ın güzelliğini görme arzusudur.

Genç kızların spor yapması o kadar önemli ki, çok önemli. Ama çocuk yaşta başlamaları lazım ve hiçbir şekilde bırakılmaması lazım hiçbir şekilde. Sonuna kadar götürmesi lazım. Allah esirgesin sakatlanmaya karşı da çok dikkat etmek lazım. Sakatlanmadıktan sonra 90 yaşına kadar da eğer yaşayabiliyorsa 100 yaşına kadar da olur. Bak, annem gelmiş 92 yaşında. Ne yapıyor dedim. Normalde ayağa kalkamıyor şeyle geziyor. Ama canı istediğinde kalkıyor diyorlar.

Evet, dinliyorum.

HÜSNA KARAKUŞ: Cumhurbaşkanı Erdoğan milletvekillerine hitaben yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminden bahsederken bu dönemin diğer dönemlerden çok daha önemli olduğuna dikkat çekti. Sayın Erdoğan şunları söyledi: “AK Parti kişiler üzerine kurulan bir parti değil. Bizimki bir parti davasıdır. Görevler ve makamlar gelip-geçicidir. Bu dönem çok çalışmalıyız. Bizimle yola devam edenler oldu, etmek istemeyenler oldu. Trenden inenler oldu, bizim indirdiklerimiz oldu. Saygıyla andıklarımız var bir de ismini bile telaffuz etmek istemediklerimiz var. Şimdi birlik ve beraberlik zamanı. Çalışmak istemeyenler de kusura bakmasınlar, boşuna makamları işgal etmesinler. O makamları dolduracak kişileri buluruz.”

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam biz seni yüzde 60’ın üzerinde oyla başa getireceğiz kafan rahat olsun. Yüzde 60’ı aşar, evet. İstediğini getir istediğini götür. Devletle iç içesin biz sana güveniyoruz. Yani kendi kafana göre hareket etmiyorsun devletle iç içe hareket ediyorsun. O zaman devlet iktidarda demektir. Dolayısıyla da biz sana güveniyoruz. Zaten baştan beri de güveniyoruz. Tabii ki eğri-büğrü adam olursa al, niye tutalım ki? Kimse seni kınamaz kınamaya da hakkı olmaz. Gönlün rahat olsun. Herkes o konuda hemfikir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hz. Hızır (as) neden hep at üstünde?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm, attan indiği de oluyor. 12 bin yıllık tarihte baktığımızda hep devlet büyükleriyle, devletin başlarıyla mutlaka bağlantıda olduğunu görüyoruz. O kovası mutlaka elinde kovayı bırakmıyor ve kozalak onu da bırakmıyor. Ondan amaç, o devletin başındakine bir görüm aldırıyorlar. Yani doğru yolda olduklarını ona göstermek için kısa bir görüm. O zaman o insanın kanaati geliyor yani bu insanların sözünün dinlenmesi gerektiğine, konu bu. Ama herhangi bir devlet başı değil en büyük devlet başına bu uygulanır. Genellikle ensesinden o kozalağı dokunduruyor Hz. Hızır (as) o anda o kişi bir görüm alıyor bir süre. Bak bunların hepsi 12 bin yıllık kabartmalar. Yani 12 bin derken, bu geçmiş bin yıldan başlayın bin, 2 bin, 3 bin, 4 bin, 5 bin, 12 bin yıla kadar gidin. Yapılan tören masonik oluyor. O kovanın da ne olduğunu söyleyeceğim. Bu kovayla mason önlüğünün de bağlantısı var. Masonlarda önlük vardır küçük bir önlük, o çok hayati bir semboldür. O kovayla da ilintili bir şey. Bozatlı genellikle öyle duman halinde gider. Çok yerde de görüntüleri vardır. Mısır’daki olaylardaki görüntüsü var mı sende?

GÖRKEM ERDOĞAN: Hazırlayayım. Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Biz bunu inceledik, teknik kamera hilesi olması imkansız. Bilimsel olarak mümkün değil gerçek görüntü. Yani bakın şimdi biraz acayip olacak ama “bu olayları ben organize ettim” diyor. Şimdi ben nasıl açıklayayım bunu? Çünkü sonuçta çok fazla insan öldü ama “ben organize ettim” diyor, anlamı bu. Onun için ben Hz. Hızır (as)’ın faaliyetleri hakkında fazla bilgi vermiyorum ki, insanlar cahil, öfkelenebilirler. Hz. Musa (as) bile bayağı kızıyor “niye bunu yaptın?” diye. Her yaptığında kızıyor.

Bir de bazen bizim kardeşlerimizde münafıklarla mücadelenin bir süre sonra bitmesi isteği var o benim dikkatimi çekti. Yahut niteliksiz olmalarını isteme var. Niteliksiz olduğunda sevap düşer. Münafıkla mücadele bittiğinde de namaz bitmesi gibidir, namaz. Namaz bittiyse ölüm yakın demektir. Adamın artık dünyada kalmasının anlamı kalmadı anlamına gelir. Müminin münafığı kalmaması demek facia demektir. Münafıkla mücadele aynı namaz gibi ibadet ve son derece hayati bir konudur. Yoksa bile münafığı bulmak lazım. Daha Türkçesi yoksa da meydana getiririz öyle diyeyim. Mutlaka münafık olması gerekir. Münafıkla mücadele olmadığında ibadet durur, olmaz öyle şey. Hani ‘Bir an önce keyfimize bakalım işimize bakalım’ öyle bir konu yok. En önemli mücahede münafıkla yapılandır, küfür ikinci derecededir. Münafıkla yapılanda bin sevapsa küfürle yapılanda bir sevaptır, çok hayati.

Mesela diyor ki Allah: “Bundan dolayı eğer münafıkları yakalarsan öyle darmadağın et ki onlarla arkadan gelecek olanları caydırın” diyor. Yani ibreti alem için. “Ey Peygamber” diyor Cenab-ı Allah “kafirlere ve münafıklara karşı mücadele et ve onlara karşı sert ve caydırıcı davran. Onların barınma yeri cehennemdir ne kötü bir yataktır o.” (Tevbe Suresi, 73) “Ne gerek var işte münafığı da ellemeyelim, kafirleri ellemeyelim, sinemaya gidelim, işimize gücümüze bakalım.” Mezara girip ölmek gibi bir şey bu. O zaman dünyada kalmanın anlamı kalmaz. İmtihan olduğuna göre o olacak demektir.

Evet, dinliyorum.

VTR: İman edenler seçilmiş kişiler midir?

ADNAN OKTAR: Canımın içi tabii. Allah diyor zaten “bu Allah’ın seçmesidir” diyor. Seçiyor o şekilde yaratıyor. Aslında münafık da özel yaratılıyor, kafir de özel yaratılıyor. Adamlar diyor ki “o zaman adamın ne suçu var?” Sen onu karıştırma Allah Allah, ne suçu var bilmem ne. Adam bilerek yapıyor sana ne? Şuuru da yok ne kafayı takıyorsun? Ölü adam. Allah bundan başka ne güzellik yapabilir ne olsun yani? Adamın şuuru kapalı ölü, kafir olarak yaratılmış senin imtihanın için o gerekiyor, işte var. Ömrün sonuna kadar da, mesela Hz. Süleyman (as)’ın münafıklarla mücadelesi durdu, bir süre sonra Allah canını aldı ayaktayken. Asasına dayanmış duruyordu. Allah canını aldı öldüğünü anlamadılar ayakta kaldı ölüsü, dondu kaldı ölüsü. Zamanla ayakta durarak tabii bir süre sonra o dayandığı asa kırılınca anladılar. O da devrildi düştü o zaman anladılar vefat ettiğini, Tevrat’ta da, Kuran’da böyle geçer.

Yalnız bu Hz. Hızır (as) konusunun dünyanın dikkatini çekmemesi çok anormal değil mi? Kardeşim, dünyanın hangi ülkesine gidersen git her ülkede Hz. Hızır (as)’ın resmi var kabartması. Elinde kovası ve elinde de çam kozalağı. Düşünmüyor musun, bin yıl önce var, 2 bin yıl önce, 3 bin, 4 bin, 5 bin, 12 bin yıl önceye kadar var ve dünyanın her tarafında var yalnız dikkat edin. Türkiye’de de var, Afganistan’da da var nereye gidersen git. İnsan bir düşünür bu neyin nesi falan. Bak korkudan araştırmaya gerek duymuyorlar. Yani neyin nesidir diye araştırmaya gerek duymuyorlar. Her konuyu konuşuyorlar bunu konuşmuyorlar.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Yeniçağ Gazetesi Yazarı Ahmet Takan köşesinde bir fotoğraf yayınlayarak, AK Partili bir heyetin PKK’nın İngiltere temsilciliği olarak bilinen DPI adlı düşünce kuruluşunu ziyaret ettiklerini iddia iddiasında bulundu. Takan şunları söylüyor: “Geçtiğimiz hafta içinde AK Parti’den çok önemli üç isim İngiltere’ye gitti. Efkan Ala, Mehdi Eker, Taner Yıldız. Çözüm süreçlerini incelemek için. Bu ziyaret Türk kamuoyundan itina ile saklandı. Görüşmelerde kimler yok ki. DPI’ın Kürt asıllı liberal olarak bilinin CEO’su Kerim Yıldız. İrlanda Eski Dışişleri Bakanı Dermot Ahern, İngiltere derin devletinin askerleri. Ankara kulislerinde uzun bir süredir konuşulan ve benim de bu köşeden defalarca dile getirdiğim iktidarın yeni çözüm süreci arayışları ve Erdoğan’ın bunun için İngiltere ile yürüttüğü arka kapı diplomasisi iddiaları var. Bu gezinin ardından danışıklı dövüş olduğu ortaya çıkan baskın seçim süreci açıklamaları ve görüşmelerinde neden gaza basıldı? Birilerinin neye çok acelesi var?”

ADNAN OKTAR: Biz Tayyip Hocam’a güveniyoruz. Çünkü Tayyip Hocam gözlerimizin önünde. Hiç kimse yamuk yapamaz, yamuk yaptığında bedelini çok ağır şekilde öder. En ağır şekilde kanunla hukukla öder. Tayyip Hocam da böyle şeylerde bayağı titizdir. Kimin nerede ne konuşma yaptığı bizi hiç ilgilendirmez. Turistik geziye de gitmiş olabilir, isterse İngiliz derin devletinin kucağında otursun adamlar bizi hiç ilgilendirmez. Alır kucağından indirtiriz. Onları ne yaptığı ne ettiği bizi hiç ilgilendirmez. Alacakları karar da bizi ilgilendirmez. Biz on binlerce şehit verdik. Türkiye’yi bölmeye kalkarlarsa biz de onları böleriz onu söyleyeyim kanunla hukukla, neye uğradıklarını şaşırırlar. Türkiye’nin kılına dokunanın canına dokunuruz açıkça söylüyorum. Kanunla hukukla, ayar olacaklar. Ama bu olay tabii biraz anormal, acayip bunun bir araştırılması lazım. Ne var burada bu kadar bu ekip falan karmakarışık? İngiliz derin devleti nasıl böyle bir gövde gösterisi yapıyor? Bunu anlamamız gerekiyor.

Emine anneye helal olsun. Diyor ki yeni yaptığı konuşmasında “kadın dostu olmayan yapılanmalarla mücadele etmeliyiz.” Helal şahane. Bak “yerleşik toplumsal algılarla” yani gelenekçi düşüncelerle “kadın dostu olmayan yapılanmalarla mücadele etmeliyiz” dedi. Çok güzel bir konuşma, AK Parti’ye de çok güzel bir destek, çok iyi olmuş.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ben Sakarya’dan Burak. Bazı konularda çok kararsız oluyorum. Acaba bu kararsızlığımı yenmek için ne yapmam gerekiyor?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm, kararsız kalmak elliye elli olan bir konuda tabii olabilir. Hayati bir konuysa olabilir ama hayati değilse ne olacak, bir tarafa ağırlık ver gitsin yani. Ama hayati bir konuysa tabii ki düşünebilirsin. Ama onda da yine “Ya Rabbi bana ilham et” dersin bir işaret alırsın. O işarete göre hareket edersin. Allah sana işarette bulunur bir konuda karar veremediğinde.

VTR: Karşımızdaki insanı tanımak için ne gibi sorular sormalıyız?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, bir kere konuşmuyorsa çok tehlikelidir söyleyeyim. Adam diyor ki “ben dinlemeyi severim” diyor, ha sen sığırsın demektir. O da dinlemeyi seviyor, o zaman ne olacak. Bu bir sinsiliktir yani ‘dinlemeyi severim.’ Pusuya yatacaksın, adam nerede açık verecek onu yakalayacaksın. Çok tehlikeli insan demektir. “Ben dinlemeyi seviyorum” derse hemen uzaklaşın. Çok riskli. Yani pusuya yatıp açığını arayacak demektir. Konuşkan insan iyidir. Her şeyini konuşur adam şakır şakır. İçi-dışı ne varsa belli olur. İnce ince de böyle derin derin düşünerek falan değil içinden geldiği gibi konuşması lazım. Soru, onu serbest bırakmak lazım. Fakat üç-beş soruda bile belli olur yani, nerelisin ne yapıyorsun bile desen ses tonundan, üslubundan, bakışlarından kısa sürede çıkarabilirsiniz. Tedirgin mi, şüpheci mi, korku mu dolu, güven mi dolu hemen anlaşılır. Ama tabii insanların büyük bölümü anormaldir maalesef çok çok acı bir olay. Ama böyle. Tabii böyle polis sorgusu gibi olursa olmaz. Nasıl yapacaksın? Havadan sudan ‘ne seversin, ne yersin, ne içersin, anan kim baban kim?’ falan. O aradaki ses tonu, konuşma, mimik, üslup oradan çıkarılır. Yoksa verdiği cevaptan çıkaramazsın. Cevapta rahatça yalan söyleyebilir, oyun oynayabilir. Ama mimik ve gözler, ses tonu onu hiç kontrol edemez, ona gücü yetmez. Oradan çıkaracaksın. Ses tonu, mimik kontrolü, gözündeki ifade, akış, tonlama buradan anlaşılır.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Bugün Yeni Akit’in yaptığı habere göre İspanya’da 58 senelik silahlı saldırılarını geçen yıl bitirdiğini açıklayan ayrılıkçı terör örgütü ETA yaptığı açıklamayla özür diledi. Resmi açıklamada, yol açılan zararlardan söz ediliyor. Bu örgütün silah bırakması çözüm süreci döneminde siyasetçiler tarafından örnek olarak gösteriliyordu.

ADNAN OKTAR: Adamlar olayın altına yattılar. Ayrılığı kabul edince tabii ki adam teslim olmuş. Şimdi bankayı soymaya adam geliyor, silahı kafasına doğrultuyor, adam parayı verdiğinde kurşunu sıkıyor çekip-gidiyor. Kurşunu ne zaman sıkıyor? Parayı vermediğinde. Bir anlaşma işte, adam “parayı ver canını kurtar” diyor. “Toprağını ver canını kurtar” diyor. Adam da “tamam” diyor o zaman “toprağı vereyim canımı kurtarayım” diyor. Böyle anlaşma mı olur? Bir çeteyle terör örgütüyle anlaşma olmaz. Buldozer gibi kafasını ezersin ciyak ciyak öttürürsün, ayağının altına alırsın, tövbe ettirirsin çözüm budur. Yoksa o kabadayılık yapacak sen zavallı konuma düşeceksin o bir mağlubiyettir öyle şey olmaz. Tabii bunu kanunla hukukla yapmak lazım.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Ahmet Hakan bugünkü köşesinde, Akit Gazetesi’nden Yusuf Ziya Kavakçı’nın Fethullah Gülen’le ilgili yazısına değinerek şunları yazdı: “Yusuf Ziya Kabakçı, Akit Gazetesi’nde şunları yazmış; ‘Fethullah Gülen özür dileyip tövbe etsin Türkiye’ye gelsin, Müslüman alimler yetiştirsin.’ Şu işe bakın yahu. Fethullah’ın izinin izinden geçenler bile işlerinden atılıp hapislere tıkılacak ama Fethullah kurtulacak, faaliyetlerine de devam edecek. Bunu, Prof. Yusuf Ziya Kavakçı gibi AK Parti mahallesinin ağabey bildiği biri değil de başka biri yazsaydı şimdiye çoktan terör örgütünü övme suçundan açılan davaların konusu olurdu.”

ADNAN OKTAR: Bir kere Fethullah Gülen’in Müslüman yetiştireceğini söylüyor. Müslümanlığı reddediyor adam. “Kuran’dan ne zaman kurtulacağız” diyor adam “İslamiyet’ten ne zaman kurtulacağız” diyor nasıl Müslüman yetiştiriyor? Bir de katil yetiştirmiş adam, katil ordusu yetiştirmiş. Büyük bir bölümü cinayete yatkın ve cinayet işlemiş adamlar. PKK’yla da iç içe PKK’yı destekleyen adamlar. PKK’nın cinayetlerini teşvik, tasdik ve organize eden adamlar. Katil ordusu bunlar. Şimdi Fethullah Gülen bir kere seri cinayetten, seri katillikten yargılanıyor. Bu nasıl hoca olacak? Kuran’ı reddediyor nasıl hoca olacak? Homoseksüelliği savunmak için camiler yaptırıyor, homoseksüel camileri yaptırıyor. Darwinizm’i anlattırıyor ve İngiliz derin devletiyle iç içe, istihbarat örgütleriyle iç içe. Bütün talebeleri adeta istihbarat örgütlerinin gönüllü elemanı haline gelmiş. Bu adamı hadi sen koyuverdin götürdün oraya oturtturdun “İslam’ı anlatsın” diyorsun. Kardeşim, sen aklını mı attın? Adam bir kere zaten İslam’ı kabul etmiyorum” diyor. Cinayet örgütünün de başı adam, cinayetleri teşvik eden birisi. Dolayısıyla, hoca herhalde hiç olaylardan habersiz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Dinimizde istişarenin önemi nedir?

ADNAN OKTAR: Allah peygamberlere bile “istişare edin” diyor. İstişare demek, Allah birçok insana vahyeder onlardan bir tanesi doğrudur. İstişare de, o vahyi sen fark edememişsindir ama bir başkası fark etmiş olabilir, onun aldığı doğru bilgiyi alırsın vicdanınla. Vicdanın der ki, bak doğru bilgi orada, Allah’ın vahyettiği bilgi bazen başka insanda olur hazır bilgi. Vicdanın o vahyi bulur, başka insandan bulur. O yüzden istişare çok önemli, istişareye uymak lazım. Ve şart, Müslümanlar mutlaka önemli konuları danışarak “nasıl yapsak acaba” demek gerekir. Orada Allah onun kalbine ilham eder. Ona istişare deniyor. O ilham sonucunda da doğru bilgiye ulaşılır, inşaAllah.

Evet dinliyorum.

HÜSNA KARAKUŞ: Adnan Bey yeşil bitkiler var. Bitkiler dünyasında hakim renk bildiğimiz gibi yeşil ve yeşilin tonları. Yeşil rengi oluşturan ana madde ise klorofil. Son derece önemli bir madde olan klorofil güneşten aldığı ışığı rahatça içine çekiyor ve yalnızca yeşil rengi geri yansıtıyor. Bu özellik yapraklara yeşil renk vermesinin yanı sıra fotosentez gibi hayati bir işlemin gerçekleşmesini de sağlıyor. Dolayısıyla bitkilerin yeşil olması estetik bir görüntü vermesinin yanı sıra hem bitkilerin hem de diğer canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için son derece hayati bir öneme sahip. Allah bir ayette şöyle bildiriyor şeytandan Allah’a sığınırım; “(Onlar mı) Yoksa, gökleri ve yeri yaratan ve size gökten su indiren mi? Ki onunla (o suyla) gönül alıcı bahçeler bitirdik, sizin içinse bir ağacını bitirmek (bile) mümkün değildir.” [Neml Suresi, 60]

ADNAN OKTAR: Bitki tabii çok naif şeker bir varlık. O da bir hayvandır, bitki de bir hayvandır ama çok tatlıdır yani uysallığı falan şekerliği. Bir de yenebilir bir şey yani.

Evet, dinliyorum.

VTR: Önceden çekilmiş klasik bir filmin yeniden çekilmesini ister misiniz? Örneğin Baba filmi?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, bence o kaliteyi tutturamazlar. Orada en yüksek kalite elde edilmiş, onun üstüne nasıl bir kalite olsun? Manzaralar mükemmel, şahıslar mükemmel, anlatım mükemmel, müzik mükemmel yani onu geçemezler. Ama bazı filmler vardır fludur yani yetersizdir. Mesela işte Spartaküs, Herkül öyle filmler var çok ilkel, bayağı ilkel onlar olabilir. Mesela Cazablanka şahane, daha üstün bence çekilemez. En mükemmel hali yani mümkünü yok geçemezler. Ama tabii Cazablanka’da yahut baba filminde olsun o yaşanan yerler, o sahneler falan canlı tutulabilir insanlar için. Mesela Cazablanka filminin çekildiği set aynısıyla devam ettirilebilir insanların görmesi için değil mi? Hatta öyle gazino tarzında tutulabilir. Çok berbat şeyler yapmışlar böyle ışıldaklı mışıldaklı falan. Halbuki o devri o çok iyi yansıtıyor, mühim olan o devri yansıtmak. Berbat etmişler yani bazı yerler açmışlar o olmaz.           

Evet, dinliyorum.

HÜSNA KARAKUŞ: Rusya ile Batılı ülkeler arasında gerginliğe yol açan ajan Skripal’in zehirlenmesi olayı ile ilgili yeni bilgiler ortaya çıktı. Rus soruşturma komitesi Moskova Sheremetyevo Uluslararası Havalimanında eski Rus ajan Sergey Skripal’in kızı Yulia Skripal’in İngiltere’ye gitmeden hemen önceki görüntülerini yayınladı. Komite aynı uçakla Londra’ya uçan yolcuların hiçbirisinde zehirlenme belirtisi olmadığına dikkat çekerek Skripal ve kızını İngiltere’nin suni komaya soktuğunu duyurdu.

ADNAN OKTAR: Yani?

HÜSNA KARAKUŞ: Uçağa binen diğer yolcularda da bir şey olmadığı için İngiltere’yi suçluyorlar Allahualem.

ADNAN OKTAR: Yani “İngiliz derin devleti yaptı” diyorlar ilk defa yaptığı bir şey değil, o konularda tecrübeliler.

Evet, dinliyorum.       

VTR: Yeryüzündeki insanların en büyük sorunu kıskançlık mı?

ADNAN OKTAR: İmansızlıktır tabii en büyük sorun, kıskançlık çok küçük tali bir nokta. Ama kavganın, kepazeliğin kökeninde tabii ki kıskançlık vardır yani bütün savaşlar, arbedeler o yüzden olur. Ama asıl iman zafiyeti, Allah korkusunun olmaması. Tabii dinlerin sunuluş şekli de facia, Hristiyanlığın sunuluş şekli korkunç, Museviliğin sunuluş şekli de çok korkunç açıklamalar yani yine de bu kadar dindar olmasına ben hayret ediyorum maşaAllah. Cübbeli mübbeli tarzı adamların dini sunuş şekli dehşet verici. Gençler aklı hayali atıyor yani gözüne inanamıyorlar. Demin bir arkadaşım vardı anlatıyor. “Ya olacak iş değil” diyor “anlattıkları” diyor “inanılır gibi değil” diyor. “O yüzden birçok arkadaşım bunların yüzünden ateist oldular” diyor. Ben bana getir soruları dedim ben hepsini cevaplayayım dedim canlı yayında. “Olur” dedi o da.

Evet, dinliyorum.       

VTR: Konya’daki insanlar neden bu kadar dini yanlış anlatıyorlar ve neden bu kadar kabalar?

ADNAN OKTAR: Canımın içi demin o kız arkadaşımla konuştuğumda da ana konu o, çok münasebetsiz, çok kaba, görüntüleri de çok kötü diyor yani bu insansa ben neyim, ben insansam bu ney diye sormak geliyor içimden diyor. Çok modern kaliteli bir kız. Acayip dehşete kaptırıyorlar milleti, farkında değiller bambaşka bir alemdeler. Bir tek Konya’da değil her yerde var, birçok yerde var. En facia yön kendilerinden çok emin olmaları, bayağı akıllı olduğu kanaatinde. Bir de imansız da kendi de imansız. Namaza kalkmaz, zekat vermesi gerekirken vermez yani çıkarına göre. “Müzik haram” der evde sabaha kadar müzik dinler. Bir daha.

VTR: Konya’daki insanlar neden bu kadar dini yanlış anlatıyorlar ve neden bu kadar kabalar?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım ama sizin nesliniz çok kalabalıksınız Allah’a çok şükür. Bayağı da aydın, aklı başındasınız, onlar çok kıyıda köşede tali kaldılar, zaten evden dışarı da pek çıkmıyorlar. Geçenlerde toplanmışlar bir araya, insan acıyor. Fakat tabii Konya’da biraz çoğunluklar yani var az da değiller. Kayseri’de falan da bazı illerde daha yoğunlar. Özellikle genç kızlara falan çok ızdırap veriyorlar, çok rahatsızlık veriyorlar. Ama hükümetin politikası çok iyi. Bak anne ne diyor Emine anne, “Kadın dostu olmayan yapılanmalarla mücadele etmeliyiz” diyor. Bak bir de diyor ki: “Yerleşik toplumsal algılarla” bak “yerleşik toplumsal algılarla” yani geleneklerle “kadın dostu olmayan yapılanmalarla mücadele etmeliyiz” diyor. Anne daha ne desin? Mükemmel. İnşaAllah seçimlerde ezip geçeceğiz, ondan sonra daha kolaylaşacak. Tayyip Hocam modern delikanlıdır. O da durumun farkında ama şimdi bunları direkt karşısına da almak istemiyor, biraz temkinli gidiyor.

Evet.

PINAR YADA: Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Burhan İşliyen Cübbeli Ahmet Hoca’yı hedef aldı. Cübbeli, Hz. Muhammed (sav)’e ait olan sandalet yani Nal-ı Şerif satışına başlamıştı. Maliyetinin 130 TL olacağını belirten Ünlü, “Azgınların saldırısından, düşmanların galibiyetinden, şeytanların şerrinden, sihir ve büyülerin ulaşmasından emin olur” demişti. Burhan İşliyen, “Gençlerimiz korkunç alevlerle yanan bir çukura gidiyor. Deizm tartışması aldı başını gidiyor. Bu piyasada yakmayan kefen satan, ‘efendim bu terliği giyen cennete gider’ diyen ve ‘efendim filan tarikatın filan koluna müntesip olursanız direkt cennete gidersiniz’ diye yalanlarla uyutuyorlar” dedi. “En muhallet ve sahih kaynaklarımızı anlatırken çirkin bir üslupla insanların zihinlerini bulandırmaya çalışanlar arasında ne yapsın gençlerimiz? Biz önce kendimize söylüyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilatı’nda bulunan insanlar olarak ilk önce çalışmamız lazım. Az çalışıyoruz daha çok çalışmamız lazım” dedi.

ADNAN OKTAR: O Konya’dan bahseden yakışıklıyı bir daha getirsene.  

VTR: Konya’daki insanlar neden bu kadar dini yanlış anlatıyorlar ve neden bu kadar kabalar?

ADNAN OKTAR: Tabii benim yakışıklım Konya derken Konya’da belirli kişileri kastediyor ama tabii o lafın gelişi olarak öyle söylüyor, anlatım tekniği açısından öyle söylüyor yoksa tabii Konya insanları çok büyük bölümü aydın, aklı başındadır. O denilen kesim belki yüzde üç, yüzde iki falan ama etkileri fazla oluyor onları kastediyor. Benim kastettiğim de onlar zaten. Dolayısıyla bu bir facia tabii toplumu huzursuz eden odaklar konumundalar bunlar. Genç kızların şu an dekolte giyinememesi, neşelenememesi, saçlarına bakım yapamaması, makyaj yapamaması hep bunların nedeni bu adamlar. Mahallenin başına bela olan hani mahalle çakalları olur ya millet bir türlü rahat etmez, bunlar da böyle musallat oldular -bazıları için söylüyorum- ama bunun gereği yapılacak gönülleri rahat olsun biraz beklerseler görecekler.

Evet, dinliyorum.

HÜSNA KARAKUŞ: CHP İstanbul Milletvekili Didem Engin basın kuruluşlarına ve gazetecilere gönderdiği elektronik posta ile Cumhurbaşkanlığına adaylığını açıklayacağını duyurdu.

ADNAN OKTAR: Güzel Didem, neden böyle bir şeye gerek duydun ben anlamadım ki, seçilmeyeceğin belliyken bilmiyorum niçin böyle bir şey düşündü? Çünkü bir daha milletvekili de olamayacak. Ama belki hani sesi duyulmuş olacak, çok duyulacak. Bir daha seçilemeyeceğini düşündüyse bu şekilde sesim duyulursa bir dahaki seçimlerde, bu seçim olmazsa bir dahaki seçimde belki kazanırım diye düşünüyor olabilir. Olabilir, demokratik hakkı saygı duyuyoruz olur.

Evet, dinliyorum.          

GÖRKEM ERDOĞAN: Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Burhan İşliyen Cübbeli Ahmet Hoca’yı hedef aldı. Cübbeli, Hz. Muhammed (sav)’e ait olan sandalet yani Nal-ı Şerif satışına başlamıştı. Maliyetinin 130 TL olacağını belirten Ünlü, “Azgınların saldırısından, düşmanların galibiyetinden, şeytanların şerrinden, sihir ve büyülerin ulaşmasından emin olur” demişti. Burhan İşliyen, “Gençlerimiz korkunç alevlerle yanan bir çukura gidiyor. Deizm tartışması aldı başını gidiyor. Bu piyasada yakmayan kefen satan, ‘efendim bu terliği giyen cennete gider’ diyen ve ‘efendim filan tarikatın filan koluna müntesip olursanız direkt cennete gidersiniz’ diye yalanlarla uyutuyorlar” dedi. “En muhallet ve sahih kaynaklarımızı anlatırken çirkin bir üslupla insanların zihinlerini bulandırmaya çalışanlar arasında ne yapsın gençlerimiz? Biz önce kendimize söylüyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilatı’nda bulunan insanlar olarak ilk önce çalışmamız lazım. Az çalışıyoruz daha çok çalışmamız lazım” dedi.

ADNAN OKTAR: Çalışmadan ziyade işte bu zırvaların geçersizliğini alenen açıkça anlatacaklar başka çare yok. Çalışmayla alakası yok olayın. Diyanet İşleri Başkanı çok güzel söyledi. Dedi ki: “Kuran’da kadınların aleyhine hiçbir hüküm yoktur. Hadislerde de yoktur. Var diyen yalan söylemiştir ve geçersizdir” dedi bu kadar, doğrusunu söylüyor. Böyle net konuşmak lazım. Ama iyi Diyanet’teki bu gelişmeler mükemmel. Mehdiyet’in ayak sesleri, gümbür gümbür ayak sesleri çok güzel.

VTR: Sizce erken seçim hayırlı olacak mı, olmayacak mı, sizce kim kazanır?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım erken olması çok iyi oldu. Geç olsa belalı olaylar olabilirdi, çok sıkıntı verebilirdi bir de bunaltıcı bir havaya doğru gidiyordu, bir tazelenme gerekiyordu hakikaten, ben “daha da erkene alınsın” dedim. Şimdi önce dedim ki bak “bir anormal durum var” dedim. “Tedbir alınsın” dedim. “Darbeci zihniyet hareketlendi” dedim. Bunu duyunca Sayın Bahçeli dedi ki: “Görülen lüzum üzerine derhal erken seçime gidelim” dedi. Darbeye karşı bu ve darbecilere destek olacak tipler kargaşa margaşa falan hepsi. Sırf darbe değil bu olay tabii bunun zeminini hazırlayan bir takım oluyor onlar falan hepsi dahildir içinde. Yani risk derken adam ayaklanma çıkartır, kargaşa çıkartır, ekonomik kriz çıkartır sonda da darbe yapar yani bu karışık bir yapı. Bunun bütününü benim kastettiğim buydu. Sayın Bahçeli bu açıklamadan yaklaşık on gün sonra falan beş, on gün sonra “erken seçime gidiyoruz” dedi. Ben dedim ki: “Verilen tarih erken seçim tarihi olmakla beraber fazla ileri, daha geriye alalım” dedim. Bu açıklamamdan beş saat sonra Cumhurbaşkanı Tayyip Hocam dedi ki: “Daha erkene alıyoruz.” En erkene alındı olabilecek en erken. Şu anki olabilecek en erkendir, kanuni olarak yapılabilecek en erken. Hayırlı oldu, uğurlu oldu bu belayı def-ü ref etti yani o fitne gitti. Zaten darbecilerin açıklaması oldu da ben söylemek istemiyorum. Acayip hopladılar. Söylersem anlaşılır kimler olduğu. Açık, gazetede söylüyor, bağırıyor. “Eyvah” diyor, “darbe yapamadık” diyor, “ayağımıza dolandı” diyor. Bu net ifade. Zaten hemen akabinde de kripto FETÖ’cü subaylara operasyon yapıldı. Bak hemen akabinde. Dedim ki bak, “ordu içinde daha halen FETÖ'cüler var” dedim, “kripto FETÖ’cüler.” Hemen onlara da operasyon yapıldı geniş çaplı. Kendimiz evdeyiz, fikrimizi iktidarda.

Evet, dinliyorum. Bir daha o delikanlıyı dinleyeyim.

VTR: Sizce erken seçim hayırlı olacak mı olmayacak mı? Sizce kim kazanır?

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam birinci turda ferahça kazanır, birinci turda evet. Ekonomiyi de acayip rahatlatır. Zaten ekonomi de kokuyu aldı adamlar acayip ferahladı. Herkes ferahladı. Şimdi yatırım da patlar, acayip genişler Türkiye. Hiçbir şey olmaz. Tayyip Hoca dürüst delikanlı, daha iyisini bulamayız. Varsa gösterin. Bak, bulamıyorlar zaten. Bak, bu çok komik, bu çok acayip. Gösterin diyoruz yani varsa. Hakikaten destekleyeceğiz yani samimi olarak destekleyeceğim gösterin, yok yok diyor. Yoksa ne uzatıyorsun işte tamam. Tayyip Hoca'dan başka yok. Allah şimdilik onu yaratıyor, bu kadar.

Tayyip Hocam yine rasathanede konuşma yapmış. Ne konuştu acaba? Bakacağız. Kandilli'deymiş mübarek, yaklaşmış.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Hilal. Ay’ın görüntüsünün beynimizde oluştuğunu düşünenler var. Siz ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Hilal aferin sana benim güzel yüzlüm, benim nurlum. Dindar olman çok hoşuma gitti. Cilbabın da yakışmış ve bayağı güzel kızsın, çok düzgünsün, daha da güzelleşeceksin zamanla. Allah güzelliğini daha da arttırsın. Allah cennette arkadaş etsin. Söylediğin söz çok önemli. Demin bir kız arkadaşım vardı onunla konuşuyordum. Ben deistim dedi. Tabii deistlik diye bir şey yok. Direkt ateist yani deist. Ama çok şeker bir kız çok tatlı, böyle konuşkan bıcır bıcır bir kız değil mi? Öyle, çok şahane bir insan. Dürüst, açıkça söylüyor. Oyun da oynamıyor, lafı da kıvırmıyor. “Ben inanmıyorum” diyor, açık açık söylüyor. Bu insan, dürüst insan. Sahtekarlık yapmıyor, münafıklık yapmıyor, oyun oynamıyor. Arkadaş ben buyum diyor, yürekli yani. Dürüstçe konuşuyor. Ben, sen yaz dedim bana, ben açıklayacağım hepsini dedim. O konuların içerisinde bunlar geçti. Ben madde konusunu söyledim, ona çok şaşırdı. Ya dedim sen tamam beni görüyorsun da dedim, ben de seni görüyorum ama ben seni beynimin içinde görüyorum; sen de beni beyninin içinde görüyorsun dedim. Sen bunu bir düşündün mü dedim. Aa dedi, ben bunu bir düşüneyim dedi. Yani çok önemli gördü. Şimdi bu oldu mu, sen bir kere maddeden çıkıyorsun. Burada deistlik, ateistlik falan mümkün değil. Görüntü beyninin içindeyse bitti. Bak, beyninin içinde. Ayrıca bak, beyninin içinde değil de beyin ruhun içinde dedim. Yani beyninin içinde de değilsin. Beyin ruhun içinde. Onu duyunca bak, zeki kız olduğu için bayağı sarsıldı. Çok önemli gördü onu, düşüneceğim dedi. Allahualem o bitirir o. Hepsinin cevabı budur. Bunu dedin mi konu biter. Yani en imansızı bile imana gelir. Bunu bilmedikleri için konu uzuyor. Bir de Cübbeli’ye falan kafayı takıyorlar. Garibanın teki o. Eski gelenekçi. Medresede yetişmiş çocuk. Oturup onunla uğraşmaya gerek yok. O kendi aleminde artık o öyle kalmış, zaten başka bir ekole de girmez o korkar da ezileceğinden korkuyor olabilir. Evet, ben güzel yüzlümü bir daha dinleyeyim.

VTR: Merhaba ben Hilal. Ay’ın görüntüsünün beynimizde oluştuğunu düşünenler var. Siz ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Ay, güneş, bütün evren, evlendiğinde eşi, arabası, işyeri, paraları, altınları hepsi beyninin içinde oluşur. Beyni de ruhun içinde oluşur. Yani fark etseler zaten herhalde Allah esirgesin tam anlasalar hastanelik olabilirler. Gerçekten yani onun için tam detaylı da anlatmıyorum. Anlayacakları gibi anlatmıyorum. Direkt hastanelik olurlar Allah esirgesin. Aklı gider. Çünkü gemisi de yok, arabası da yok, hiçbir şeyi yok bakacak ki sadece bir gölge varlık var.

Evet, dinliyorum.

HÜSNA KARAKUŞ: Bir kedi.

ADNAN OKTAR: Tek bir tane kediye benzemiyor, deli bir kediye benziyor ama deliliği çok iyi. Bununla nasıl baş edilir kardeşim. Bazen de çok uslu oturuyorlar sanki hiçbir şey yokmuş gibi falan. Gören de çok terbiyeli falan zanneder. Bak gayet sakin şu an. Sanki deminki deli o değil.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Fethullah Gülen'in dün akşam üzeri internete yüklenen bir videosunda, Akit Yazarı Yusuf Ziya Kavakçı’nın çağrısına yanıt olacak mesajlar verildiği görüldü. “Ağır baskı ve zulüm hizmet gönüllülerini şiddete sevk eder mi?” Yazısı ile başlayan video, Gülen'in “kötülük yapanları, kalben ölmüş insanları, nefis ve enaniyet cihetiyle hortlamış insanları, Allah'ım insanlık ufkuna hidayet eyle” sözleriyle devam ediyor.

ADNAN OKTAR: Ya kardeşim şimdi bak, biz hayal görmüyoruz. Adam, açıkça alenen Kuran'ın gereksiz olduğunu söylüyor. Hayır yanlış anladıysak, yanlış anladınız desinler. Açıkça söylüyor, homoseksüel camisi açıyor, fotoğraf çektiriyorlar. Yani fotomontajsa söylesinler. Burada da yüzlerce insanımızı şehit ettiler, biz yanlış mı gördük bunu? İnsanlarımız şehit oldu, gözümüzle gördük ya havada uçaklar otomatik silahlarla taradı halkı. Tanklar insanları ezdi, ucu ucuna durdurduk. Adamlar, hepsi “biz Fethullah Gülen'in emriyle bunu yapıyoruz” diyorlar yalan söylüyorlarsa gelsin yalan söylüyorsunuz desin. Şehitlere “hiçliğe gittiler” diyor. “Kuran’a ne gerek var” diyor. “Bir kere Kur'an'ın yeterliliği diye bir konu yok” diyor. “Bir de Kuran Müslümanlığı çıkarttılar” diyor, Peygamber (sav)’e laf ediyor. Arkasından da diyor ki “Kuran'a niye bağlı olalım ki?” diyor, “aklımızla hareket edelim” diyor. “Ne zaman kurtulacağız ya?” diyor.

GÖRKEM ERDOĞAN: Videosunu izleyebiliriz.

VTR-FETHULLAH GÜLEN’İN KURAN KARŞITI KONUŞMASI: Dünya kadar onun (Kuran-ı Kerim'in) hafızı yetişir. Her gün sabah okurlar. Ama bu bizim içimize ne anlatıyor? Ne zaman kitaptan (Kuran-ı Kerim'den) kurtulacağız? Ne zaman artık içimizin söylediği şeyleri dinleyeceğiz? Kitap (Kuran-ı Kerim) bir rehberdi. Hep körler gibi birine (Kuran-ı Kerim’e) arkadan takılarak gidilmez ki.

ADNAN OKTAR: Bak rehberdi diyor. Geçmişte yani geçmiş zamanda. Bak, körler gibi diyor, Kuran'a uyanı körlükle itham ediyor. Bunun üstüne ne konuşulur ya? Kuran'ı reddeden adamın dinden imandan bahsedecek ne konumu olur? Hayır, yanlış anladıysak yanlış anladınız desinler kardeşim yanlış anlıyorsunuz desin. Münasebetsizliği bıraksınlar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hayırlarda yarışmak rekabet midir?

ADNAN OKTAR: Rekabettir. Güzel bir rekabet. Tabii ki insan mesela Mehdiyet bir rekabettir, öne geçiyor. Mesela İsa Mesih bir rekabettir, öne geçmiş. Bediüzzaman bir rekabettir, öne geçmiş. Sen de gayret et, sen de öne geç anlamına geliyor bu. Yani herkes için. Ben güzel yüzlümü bir daha göreyim.

VTR: Hayırlarda yarışmak rekabet midir?

ADNAN OKTAR: MaşaAllah böyle konularla ilgileniyor olman hayırları araştırman, incelemen, bunları sorman senin güzel bir ruha sahip olduğunu gösteriyor. Allah seni Cennet-ül Naim’de, Cennet-ül Firdevs’de cennet hanımlarından eylesin inşaAllah. Benimle de dost, arkadaş etsin.

Evet.

VTR: İnsanlar önüne çıkan sorunları en güzel şekilde nasıl aşmalı?

ADNAN OKTAR: Allah ile. Ben kendi kafamdan halledeceğim derse sürünür. Allah'a sorarak yaparsa Allah onun kalbine vahyeder. Vicdanını kullanırsa hemen anlar. Allah diyor ki bak, “biraz düşünür” diyor, “bir de bakmışsın ki hemen anlayıp bilmiştir” diyor. Çünkü vahye uymuş oluyor.

Evet.

HÜSNA KARAKUŞ: Hürriyet ve Doğan gazeteciliğin gazete kağıdı ve baskı malzemelerinin ithalatı işlemlerini, Doğan ailesinin yurt dışındaki off-shore şirketleri üzerinden gerçekleştirerek Sermaye Piyasası Kanununa muhalefet ettiği iddiasıyla yargılanan işadamı Aydın Doğan hakkında beraat kararı verilmişti. Yargıtay 19. Ceza Dairesi, işadamı Aydın Doğan, kızı Hanzade Vasfiye Doğan Boyner, İmre Barmanbek, Ali Rıza Temüroğlu hakkında verilen beraat kararını mahkûmiyet kararı verilmesi yönünde bozdu.

ADNAN OKTAR: Tahmin ediyorum bir haftaya İngiltere’deler. Yani büyük bir ihtimalle öyle olur. Zaten her şeyini alıp götürdü. Orada otelim var diyor, evim de var diyor. Yani Allah'a şükür nimet içindeyiz diyor. Bir sorun yok diyor yani. Mallar da elimizden çıkabilir onları da satalım paraya çevirelim diyor. Bir de böyle bir şey çıkardılar, buna çok dikkat etmek lazım. Haber yayıyorlar etrafa zenginlere, mal mülk sahibi insanlara, ben duydum yani bizzat kulağımla duydum. Aman diyorlar malınız mülkünüz varsa hemen satın. Çünkü hükümet el koyacak diyorlar. Ben bizzat duydum yani. Eviniz meviniz falan varsa hemen satın, hükümet el koyacak diyor. Böyle milleti paniğe kaptırıyorlar insanları. Onlar da hakikaten malını satıyor yurtdışına kaçıyorlar. Bu büyük bir tehlike. Yani bu haberler de şimdi kanunen yasak bir haber de değil. Adam böyle deyince niye dedin de diyemezsin. İnanıyor adam da. Bu bir taktik yani bir oyun. Buna çok dikkat etmeleri lazım. Mesela aylardan beri bize de yönelik biliyorsunuz işte eylem yapılacak size, efendim terör örgütlerine de o tarzda söylüyorlar ama asıl polisiye bir operasyon yapılacak diyorlar. Aylardan beri duyuyorsunuz ha bugün ha yarın, ha bugün ha yarın. Ee peki ne yapalım diyoruz? Ya mal mülk varsa satın. Ee? Yani işin doğrusu kaçın yani diyor. Yurt dışına kaçın diyor. Bak millete verilen akıl bu. Malını mülkünü sat, yurtdışına kaç. Bu bir facia yani bu bir oyun. Buna hükümet tedbir alsın. Duyuyorsunuz aylardan beri adamlar gece gündüz söylüyorlar diyorlar ki, bak her an operasyon olabilir operasyon kapıda diyor. Şimdi imanı zayıf, aklı zayıf birisini düşün der ki, benim başım belaya gireceğine malımı mülkümü satayım hemen gideyim. Malını mülkünü sat git, malını mülkünü sat git. İngiltere'ye parayı depoluyorlar. Kimin oyunu bu? İngiliz derin devletinin oyunu. Bu oyuna kimse gelmesin. Yeni çıktı bu moda.

PINAR YADA: Uzakdoğulu bir çocuğun bir dükkana girip şeker istediği görüntüler var. Dükkâna giren küçük çocuk, şeker istediğini parmağı ile belirtiyor. Bunun üzerine ne kadar parası olduğunu soran bakkal sahibine cebinden çıkardığı üç düğmeyi uzatıyor. Dükkânın sahibi, küçük sevimliye üç düğme karşılığında istediği şekeri veriyor. Görüntüleri var. 

ADNAN OKTAR: Ama bayağı şeker, tatlılığa bak ya. Onu para olarak görüyordur. Yazık ya çok tatlı. İşte bu kadar, ticaret tam olmuş oldu.

Evet dinliyorum.

VTR: İnsanlar önüne çıkan sorunları en güzel şekilde nasıl aşmalı?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, aslında sorunlar aşılmış oluyor fakat insanlar çok heyecanlanıyorlar boş yere. Hâlbuki mesele bir hafta sonra bitmiş oluyor konu. Bir sene sonra aklına gelmiyor ama o an dehşet bir olay olarak görüyor. Her sorun aşılmış olarak yaratılır. Allah’a güvenecek, sabredecek, sakince seyredecek. Tabii iman ediyorsa, aklını kullanıyorsa ama iman edemiyorsa aşamaz.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Sakarya’dan Enes. Her insanın sanatla ve sporla ilgilenmesini istiyorum. Bu konuda insanları nasıl teşvik edebilirim?

ADNAN OKTAR: Enes, nurlu Enes, cennet kuzusu Enes inşaAllah Allah sana cennet nasip etsin, cennette de kardeş etsin, dost etsin. Ne güzel düşünüyorsun sen, ne güzel konuşuyorsun. Şimdi güzel yüzlüm, adama dersin ki; “sanatla ilgilen”, “olur” der, “sporla ilgilen”, “olur” der ama imanı zayıfsa sanat onu hiç ilgilendirmez, güzellik de ilgilendirmez, estetik de ilgilendirmez, hiçbir şey ilgilendirmez. Yani işin doğrusu spor da ilgilendirmez. Ama imanlıysa o çünkü o zaman bir hayat gayesi olmuş oluyor, çok güçlü. Dünyanın, kâinatın en büyük gücüne, Allah'a sığınmış ve O’na bağlanmış oluyor. O zaman o yaptığı spordan hayır görür. Sanat arayışında da Allah ona hemen ilham eder. En mükemmel sanata ulaşır, en iyisine ulaşır. Yoksa istediği kadar uğraşsın ne sanat gelir, ne de spordan bir netice alabilir. Vücudunu geliştirse bile o gelişen vücut ona bela olur. Mutlaka Allah’a inanç ve Allah ile bağlantı gerekir. Allah'la bağlantılı olmayan hiçbir şeyin ne bereketi olur, ne hayrı olur, ne güzelliği olur, ne bir faydası olur. Deneyenler bütün dünyada bunu görüyor. Aksi hiç görülmemiştir, tek yanlı bu görülür.

Evet.

VTR: Yolda dilenen insanlara yardım nasıl olmalıdır?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, çok güzelsin sen maşaAllah. Bayağı yakışıklı, güzel insansın. Allah seni cennetle ödüllendirsin. İnşaAllah cennet arkadaşı, cennet dostu oluruz. Çok az da olsa bir lira, elli kuruş bile olsa mutlaka para vermek lazım. Dileniyor adam artık demek ki bir şey var ama durumuna bakarsın çok işlek bir yerde ise, insanların para verme oranına bakarsın ona göre ya kısılır, ya açılır. Mesela hiç kimse ilgilenmiyorsa yazık günah tabii. Mesela bu gelirken yolda bir kadın var böyle mendil satıyor, mendil bildiğin mendil satıyor ama tabii ihtiyacı var belli. Kadın çirkin görünümlü hakikaten, sert yüzlü. Ben ona birçok insanın merhamet edeceğini zannetmiyorum, şefkat duyacağını. Çünkü tipinden dolayı yapmayabilirler ama yazık günah yani ne yapsın o. Yani böyle bir yüz kendi istediği bir şey değil Allah onu yaratmış onda bir hayır var. Başkası da öyle  olabilirdi, oradan suçlayamazsın. Utanıyor işte mendil satayım diyor, kâğıt mendil. Yani nezaketiyle yardımcı olmanı istiyor. Para vermemek ayıp yani çirkin olur. Bakıyorum pek de ilgilenen olmuyor. Ben her seferinde söylüyorum çocuklara hemen ona yardımda bulunun diye. Bazen öyle oluyor, tipine göre değerlendiriyorlar o da çok ayıp. Yazık günah yani adam çok gösterişli olmak mecburiyetinde değil.

Evet dinliyorum.

HÜSNA KARAKUŞ: 15 Temmuz kahramanı Astsubay Ömer Halisdemir’i şehit eden darbeci askerlere darbe girişimi ve kasten adam öldürme suçlarından müebbet hapis cezası verildi.

ADNAN OKTAR: Şehit etmekten, öldürme yok, şehit olur. Ya kardeşim ben Ömer gibi kabadayı görmedim yani. Nasıl sakin ya. “Bak oğlum” diyor, “bunun sonunda şehadet var biliyorsun değil mi?” diyor. “Evet, biliyorum” diyor. Gördünüz filmi değil mi, akıllı almaz sakin. Adam geliyor, “gel buraya” diyor hemen ama tabii karşılamanın daha güvenlikli olması gerekiyordu ama herhalde imkânı yok. Askeri tesislerde böyle bir imkân olması lazım. Hatta binanın ön kısmı rahatça havaya uçurulabilecek gibi de olması lazım gerektiğinde değil mi? Mesela altına patlayıcı madde yerleştirirsin böyle önemli tesislerde o gerekir. Baktın adamlarla baş edemiyorsun, uyarırsın. Uyarmana rağmen gitmiyorsa gereğini yaparsın. Zaten çil yavrusu gibi dağılırlar uyarsan. Çünkü binanın vasfını biliyorsa deli gibi kaçar. Bence her önemli tesiste bunun yapılması lazım. Yani binayı tamamen havaya uçuracak sistem de olması gerekir. Mesela düşman istila eder, bütün evraklara falan el koyacaktır, her şeye el koyacak ve Müslümanları mahvedecek adam belli onunla. Havaya uçurursan hiçbir şey yapamayacak demektir. Böyle sistemlerin de düşünülmesi gerekir. Bazı yerlerde bazen yaptıklarını duyuyorum ama daha genelleştirmek lazım. Mesela PKK'nın geçit yolları belli hep oradan geçiyorlar. Yolun altına doldurun uzaktan kumandalı patlayıcıyı, ödü kopar, geçemez.

Evet dinliyorum.

PINAR YADA: Hürriyet Yazarı Abdulkadir Selvi, MHP- AK Parti ittifakına yönelik bir operasyon iddiasında bulundu. “Erken seçim kararına ilişkin MHP'ye yönelik olarak değil ama Cumhur İttifakı’na yönelik olarak içeriden ya da dışarıdan bir takım operasyonlardan kuşkulandıklarını düşünüyorum. Bir kuşku var. Sayın Bahçeli bu konularda erken uyarı sistemi önce çalışan bir lider. Belli ki Sayın Cumhurbaşkanı da bu konuda o gerekçelere ikna olmuş.” dedi.

ADNAN OKTAR: İşte erken uyarıyı verdik, söyledik. On gün öncesinden söyledim. Gerekçesiyle de söyledim. FETÖ’ye de dikkat çektim, zaten FETÖ’ye operasyon yapıldı. Açıkça da söyledim, darbe dedim. Darbe hazırlığı var dedim ve darbenin ön hazırlıkları da. Ama şu an boğazlarına tıkandı, şu an deliye döndüler. Çünkü onlar uzun vadeye göre hazırlamışlardı planlarını. Şu an plan yapacak vaziyetleri de yok.

Peygamberimiz (sav) diyor ki;  “Mehdi'nin çıkışı aniden olan yeniden diriliş anına benzer.” Bir anda hâkim olur diyor. Bediüzzaman da onu söylüyor. Nasıl olacak bilmiyorum fakat Bediüzzaman'ın açıklamasıyla da bu hadis tam uyumlu. Kim bilir nasıl bir şey yani.

Evet dinliyorum.

VTR: Dua sadece istemek midir yoksa Allah'ın gücünü düşünmek için bir fırsat mıdır?

ADNAN OKTAR: Aferin benim güzel yüzlüme, aferin benim canıma. Ne güzel böyle derin düşünmen. Allah seni nuruyla sarsın, cenneti ile ödüllendirsin. İnşaAllah cennette de dost, arkadaş oluruz. Çok güzel insansın, tebrik ediyorum seni. Tabii ki Allah’ın gücünü düşünmek için bir fırsattır aynı zamanda. Hem Allah’a sevgi gösterisidir, hem Allah'ın büyüklüğünü kabul etmektir, hem Allah'ın eksik ve noksan sıfatlardan münezzeh olduğunu bilmektir. Hem kendi aczini bilmektir, hem de Allah'tan iyiliği, güzelliği istemektir.

Evet dinliyorum.

VTR: Ben samimiyim deyip samimiyetsiz davranan insanlara nasıl cevap vermeliyiz?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm, samimiyetin adam reklamını yapıyorsa bir anormallik vardır. Çünkü samimiyet zaten gürül gürül belli olur. Çok elle tutulur bir şeydir. Yani hava gibi, su gibi, güneş gibi alenen görülür. Yapmıyorsa anormaldir yani bir de samimiyet tanıtımı yapıyorsa iki misli anormallik var demektir. Hem samimiyetsiz, hem de samimi olduğunu iddia ediyor, rezalet. En güzel çözüm uzak durmaktır tabii. Kalbini kırmadan uzak durmak lazım. 

“Mehdi talebelerini” diyor Peygamberimiz (sav), “ahirette görenler, onların peygamber olduklarını sanacaklar.” Gösterilen ilgi ve alakadan dolayı diyor. “Nurlarından” diyor, “mahşer ehlinin gözleri kamaşacak” diyor. Peygamber zannedecekler diyor.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: AK Parti tüzüğündeki kural gereği üç dönem üst üste milletvekilliği yapanlar normal şartlarda yeniden aday gösterilmiyordu. Ancak son olağanüstü kongrede bu kural esnetildi. Şimdi yine kulislerde Sayın Erdoğan'ın mevcut milletvekillerinin yarısına yakınını yeniden aday yapmayacağı konuşulduğu söylendi. Başbakan yardımcıları Mehmet Şimşek ve Fikri Işık, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu ile Kalkınma Bakanı Lütfi Elvan’ın da aralarında bulunduğu 22 milletvekili, bu üç dönem kuralı nedeniyle yeniden milletvekili adayı olamıyor.

ADNAN OKTAR: Normal, yani artık yeniler gelsin. Daha dinç, daha yetenek sahibi olabilirler. İyi olur yani mecbur değiliz tabii ki.

Evet dinliyorum.

VTR: Bize emanet olan bu canı bu kadar sahiplenmemiz doğru mu?

ADNAN OKTAR: Canımın içi nasıl güzelsin sen öyle nasıl güzelsin. Sana o güzel canını veren Allah’a insan nasıl iman etmez, nasıl anlayamaz? Ben de bunu anlayamıyorum. Ne kadar muhteşemsin maşaAllah. Canımın içi sahiplenme derken herhalde iki türlü anlaşılacak gibi görünüyor. Bir koruyup kollama; tabii ki koruyup kollayacaksın yani sana emanet verilmiş tabii ki. İkincisi de abartma doğru mu? Yani böyle sahiplenip dinden imandan daha üstünmüş gibi aman bunu bir an önce kurtaraydım aman işte şehit olmasın. Aman hiçbir zora girmesin, Allah yolunda zorluğa girmesin falan bu çirkin tabii ahlaksızlık olur o. Ama öbür türlü olursa o makul olur. Bakım, temiz tutmak, sağlıklı sıhhatli olmasını sağlamak. Ama benim canımın kastettiği tabii cana kıymet verip Allah’tan canı kıskanmak. Allah’ın verdiği canı Allah’tan kıskanmak Allah için o canı kullanmamak, Allah’tan beri tutmaya kalkmak tabii bu facia, rezalet, çok korkunç. Benim canımın farkında olması ve bunu insanların duymasını istemesi de ayrı bir güzellik. Onun ne kadar akıllı, ne kadar doğru yolda olduğunu gösteriyor. Çok çok güzel bir insansın Allah cennete inşaAllah dost etsin, arkadaş etsin. Seni kötülerden de uzak tutsun inşaAllah.

Evet dinliyorum.

PINAR YADA: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü 150. Yıl programında konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptığı konuşmada “Muhalefet sürekli hodri meydan, hodri meydan diyordu buyurun işte meydan. Erken seçim lafını asla telaffuz etmiyorduk. MHP’nin olumlu yaklaşımı ile yaptığı açıklamayla meseleleri değerlendirdik. Arkadaşlarla da yaptığım istişarelerde 24 Haziran’da bu seçimi gerçekleştirelim dedim. Olumlu bir havanın ülkemde estiğini görüyorum” dedi.

ADNAN OKTAR: Oldu tabii çok güzel oldu. Hem de mükemmel oldu çok iyi, hayırlı oldu, bereketli oldu isabetli oldu. Fitneyi de savdı, belayı da savdı çok iyi oldu. Mükemmel oldu zaten adamlar yanıp tutuşuyor şu an. Onlar sağ yumruk çakacakken Tayyip Hocam soldan bunlara patlattı. Otuz kere etraflarında dönüp şeylerinin üzerine oturdular. Çok güzel oldu eline sağlık.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kandilli Rasathanesi’nde yaptığı konuşmanın bir kısmı şu şekilde; “Evreni gözleme ve yorumlama konusu çok önemlidir. Yüce Kitabımız Kuran’da güneşle, ayla, yıldızla, kainatla ilgili çok fazla ayet vardır. Hatta bir çok ayette güneş, ay, yıldızlar ve tüm kainat üzerine yemin edildiğini görüyoruz. Bunların bir kısmı mecazi anlamda da olsa doğrudan rasathanelerimizde takip ettiğimiz mucizevi yapıya işaret ettiği açıktır. Hala bırakınız tüm evreni güneş sistemini dahi çözebilmiş değiliz. Bilim kurgu romanların tahayyüllerini bile fersah fersah aşan bir ilahi hikmet olduğunu görüyoruz. Bu nedenle Kuran’da geçen Peygamberimiz (sav)’in miracından, Kadir gecesinin hikmetine kadar pek çok mesajı bu güne kadar layıkıyla anlama ve yorumlama imkanına sahip olmadığımızı düşünüyoruz. Dolayısı ile rasat çalışmaları çok önemli. Kandilli bu konuda ülkenin en önemli araştırma merkezidir. Kandilli’inin aynı zamanda boğazdaki köprülerimizden tarihi camilerimize yapı sağlığının sensörler aracılığı ile takip ediyor olması da çok önemli görüyorum.

ADNAN OKTAR: Her imkanı dine, imana, Kuran’a hizmet için kullanıyor. Nereden nereye geçmiş maşaAllah ne güzel. Tebliğ için elinde bu kadar imkan var. O imkanı en son haddine kadar kullanıyor ve nezaketiyle hukuka kanuna uygun olacak şekilde, laikliğe uygun olacak şekilde mükemmel yerine getiriyor. Tebrik ediyoruz çok iyi olmuş ağzına diline sağlık. Doğru yolda ve doğru gidiyor hayır yolda gidiyor Allah yardımcısı inşaAllah. Mehdiyet’in zıl ve gölgesi altında Mesihiyet’in zıl ve gölgesi altında Bozatlı’nın zıl ve gölgesi altında vazifesini deruhte ediyor ne mutlu ona.

Evet dinliyorum.

VTR: Başı olmayan topluluğun sonu nedir?

ADNAN OKTAR: Benim canım, benim güzel yüzlüm Allah sana hep sağlık sıhhat versin, uzun ömür versin. Güzelliğini daha da artırsın. Seni cennetin en güzel kızlarından yapsın inşaAllah cennette de dost oluruz inşaAllah arkadaş oluruz. Başı olmayan İslam alemi var işte sonunu da görüyorsunuz mahvolmuş vaziyetteler. Baş gelince canlılık olur baş gittiğinde ölüm olur. İslam aleminin başını kestiler can çekişiyor tabii kan akıyor şu an. Başı yerine geldi mi bir daha kan akmaz. Başsız toplum perişan oluyor. Başsız toplum ölür, beyni olmayan bir toplum yaşamaz. İslam alemi de o yüzden mahvoluyor şu an ama yakın bir zamanda İmam-ı Zaman, Sahib-i Zaman zahir olacak hep beraber göreceğiz.

PINAR YADA: Nusaybin sınırında bulunan YPG/PKK kontrolündeki Kamışlı’ya inişe geçen ABD’ye ait kargo uçağı PKK/YPG’ye silah taşırken görüntülendi. Hava hareketliliği gün boyu devam etti.

ADNAN OKTAR: Var mı, görüntüsü?

GÖRKEM ERDOĞAN: Şu an yok.

ADNAN OKTAR: Silahı taşıyorlar dolduruyorlar Türk ordusu gidip hepsine el koyuyor. Geçen öyle yaptılar bütün silahlara el koyduk. Türk ordusunu herhalde güçlendirmek istiyorlar. Biriktirsinler hepsini ellerinden alırız.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Amerika’ya ait kargo uçağının bir görüntüsü var. Nusaybin sınırında bulunan Kamışlı’ya inişe geçen ABD’ye ait kargo uçağı, bu bölge YPG/PKK kontrolünde.

ADNAN OKTAR: Peki o diğer yabancı bir ülkeye izinsiz olarak giriş yapıyor bu bir suç, bunun değerlendirilmesi lazım. Irak ve Suriye ile anlaşma yapılması lazım. Hava kontrolünü Türkiye’ye vermeleri lazım. Türkiye yasak bölge ilan ederse gelemezler. Uçuşa yasak bölge veyahut Rusya ile de anlaşabilirler ama yapmaları lazım.

“Güzel kokular insanları çekerler. Nadide bir koku gibi Moşiyah (Mehdi (as)) da dünyayı kendi öğretilerine çekme gücü olacaktır” diyor Tevrat’ta. “Moşiyah tek bir silah kullanmadan dünyayı fethedecektir” diyor. “Son derece takva olacak. Birçok üstün hizmetler gerçekleştirecek böylelikle kendisini sürekli yükseltecektir” diyor. “Çabaları nihayetinde onu çok yüce bir seviyeye çıkaracak ve bu noktada kendisi için yaratılış öncesinde hazırlanan eşsiz ruh Yehidah’ı alabilecektir” Daha önce biliyorsunuz Allah’ın sağında bir gölge şeklinde duruyordu diyor Hz. Mehdi (as) daha kainat yaratılmadan o kastediliyor. “Daha sonra kim olduğunu ve görevini anlayacaktır. Görevini yerine getirmesi için ona Allah Katında güç bahşedilecektir. Museviler Kral Mesih’in Hz. Mehdi (as)’ın insanlar tarafından seçilmesinin mümkün olmadığını çünkü bu görev için Allah onu seçecek diyor.

Evet dinliyorum.

HÜSNA KARAKUŞ: Bir hadis okumak istiyorum; “Ey Ebu Hureyre sen insanlar çekindikleri zaman çekinmeyen, insanlar ateşten emin olmak istediklerinde korku duymayan topluluğun yolu üzerinde bulun. Ebu Hureyre dedi ki; Ya Resulullah onların vasfını bana anlat ki onları tanıyayım.”

PINAR YADA: Resulullah (sav) buyurdu ki; “Onlar benim ümmetimden ahir zamanda gelecek bir topluluktur ki kıyamet gününde tıpkı peygamberlerin haşrolunduğu gibi haşrolunacaklar. İnsanlar durumları gösterilip de onları gördükleri zaman onların peygamber olduklarını sanacaklar. Ta ki ben ümmetimdir ümmetindir deyip de kendilerini tanıtıncaya kadar. Nihayet halk onların peygamber olmadıklarını anlayacak. Şimşek ve rüzgar misali geçip gidecekler nurlarından mahşer ehlinin gözleri kamaşacak” maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ne güzel, bir daha.

HÜSNA KARAKUŞ: “Ey Ebu Hureyre sen insanlar çekindikleri zaman çekinmeyen, insanlar ateşten emin olmak istediklerinde korku duymayan topluluğun yolu üzerinde bulun. Ebu Hureyre dedi ki; Ya Resulullah onların vasfını bana anlat ki onları tanıyayım.”

PINAR YADA: Resulullah (sav) buyurdu ki; “Onlar benim ümmetimden ahir zamanda gelecek bir topluluktur ki kıyamet gününde tıpkı peygamberlerin haşrolunduğu gibi haşrolunacaklar. İnsanlar durumları gösterilip de onları gördükleri zaman onların peygamber olduklarını sanacaklar. Ta ki ben ümmetimdir ümmetindir deyip de kendilerini tanıtıncaya kadar. Nihayet halk onların peygamber olmadıklarını anlayacak. Şimşek ve rüzgar misali geçip gidecekler nurlarından mahşer ehlinin gözleri kamaşacak” maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ne güzel.

Dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Sakarya’dan Yiğit. Her kafamızın eseni yapmak doğru mudur?

ADNAN OKTAR: Tabii ki olmaz yakışıklım. Her kafamıza eseni yaparsak facia olur. Akılla hareket edeceğiz, vicdanla hareket edeceğiz Kuran’a göre hareket edeceğiz o şekilde doğrusunu yapacağız inşaAllah.

HÜSNA KARAKUŞ: Marul seven bir kedi.

ADNAN OKTAR: Büyük bir iştahla yiyor. Var mı bunlarda böyle bir olay?

GÖRKEM ERDOĞAN: Bazen kavun yiyorlar.

ADNAN OKTAR: Allah Allah. Açıkmış olabilir mi? Yoksa hoşlandığı için mi yiyor?

HÜSNA KARAKUŞ: Hoşlandığı için.

ADNAN OKTAR: Kuzukulağı çok güzel oluyordu biz köyde topluyorduk yerden böyle kökleri kırmızı oluyor bak şimdi aklıma geldi biz arasına tuz serperdik onun akıl almaz lezzetli olurdu. Ama zararlıymış oksalik asit varmış onda kuzukulağında. Biz tabii zararlı falan dinlemezdik ne bulursak o zamanlar. Meyve ağacı azdı onu nasıl akıl edemediler ben hayret ediyorum. Kestane vardı ama yabani kestane çok büyük dev ağaçlar vardı. Ona normal kestaneyi aşılasalar şahane olur. Bir kere elma çok rahat yetişiyor bol miktarda elma ağacı olabilirdi. Vişne rahat yetişiyor vişne olabilirdi. Neden yapmadıklarını anlamak mümkün değil. Bir tek rahmetli dedem elma ağacı dikmişti, vişne falan iyiydi bizim bahçe, erik vardı. Hiçbir yerde yoktu. Allah Allah nasıl köy bu, olur mu öyle şey? Bir tek Alim Dede’nin bahçesinde Frenk üzümü vardı. Frengi üzümü derlerdi ona ırmağın kenarında biraz Frenk üzümü vardı. Onun dışında hiçbir yerde bir şey yoktu. Tabii bu çok kızdırıcı bir şey. Mesela biber yetiştiği halde biber yetiştirmiyorlardı. Anlayabilmek mümkün değil.

Evet dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Güzel meyve bahçesi resimleri var.

ADNAN OKTAR: Şahane olaylar. Tokat’ta çok iyi oluyor bahçeler. Üzümü de iyi oluyor Tokat’ın.

Evet.

GÖRKEM ERDOĞAN: AK Parti’ye yakın Sabah’ın Almanya muhabiri Martin Lejeune, Twitter’dan Türkiye'yi tehdit etti. Lejeune “95 sene evvel Atatürk “Efendiler yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz” sözleri ile hem Osmanlı Devleti’ni, hem de hilafeti ortadan kaldırdı. 24 Haziran'da Kemalist Cumhuriyet ortadan kalkacak ve Allah'ın izniyle zamanı geldiğinde hilafet yine Türkiye'de doğacak. Allah Müslümanları korusun” ifadelerini paylaştı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Melih Gökçek ile de fotoğrafı bulunan Lejeune 2016’dan sonra Müslüman olmasıyla da biliniyor.

ADNAN OKTAR: Ne demek istiyor?

GÖRKEM ERDOĞAN: 24 Haziran’da erken seçim olduğunda Kemalist Cumhuriyet ortadan kalkacak iddiasında bulunuyor.

ADNAN OKTAR: Kemalist Cumhuriyet yani Atatürk’ü bütün millet seviyor niye ortadan kalksın? Cumhuriyet de zaten Kuran'ın emrettiği bir hükümdür ve Kuran'ın emrettiği bir idare şeklidir. Bediüzzaman da bunu uzun uzun anlatıyor. “Cemahiriyeler şeklinde olacaktır” diyor “İslam alemi. Ve en ideal idaredir” diyor Kuran'a uygun olan idaredir Cumhuriyet. Mustafa Kemal'den ne istiyor bunu da anlayabilmiş değilim. Mustafa Kemal çok aklı başında, yakışıklı, doğru, dürüst, ilerici, aydın, gerçek bir Kuran Müslümanı,  gerçek bir Kuran talebesi. Atatürk'e karşı tavrın hiçbir mantığı yok ve hiçbir netice de alamaz o kafa, çok yanlış hareket ediyorlar.

HÜSNA KARAKUŞ: Hilafetin geri geleceğini iddia ediyor.

ADNAN OKTAR: Hilafet yani klasik gelenekçi gibi; yok öyle değil. Gerçi İslam aleminin Türkiye lideri olacak ama o zannettiği gibi değil. Atatürk'e laf söylemesi biraz acayip, Cumhuriyet'e laf söylemesi biraz acayip. Cumhuriyet de devam edecek, Atatürk'e olan sevgi de devam edecek. Bu kafa içerisinde, bu mantık içerisinde İslam tabii daha yücelecek, daha güçlenecektir o ayrı ve İslam alemi de birleşecek bu da doğru ama buna hilafet demeye gerek yok.

Evet dinliyorum.

VTR: Cennetteki bedenimiz de et ve kemikten mi olacak?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, güzel yüzlüm tesettürün için seni tebrik ederim çok çok güzelsin o da beni çok sevindirdi. İmanlı olman çok muhteşem. Cennetteki bedenimiz bizim bildiğimiz tarzda et değil çünkü kan var bizde, kan yoktur cennette. Kan tamamen ortadan kalkıyor kan yok, bedende kan olmaz. Et var ama bildiğimiz et değil, bildiğimiz klasik et değil. Kemik de var fakat bildiğimiz tarzda değil. Çok düzgün bir vücut şeklindedir. Mesela iç organlar yoktur, fakat kalp vardır o heyecanı hissetmek için. Nefes almak için de ciğer vardır ama olmayan ciğer vardır. Nefes alıyorsun mesela fakat olmayan ciğerle nefes alırsın, iç organ yok insanlarda. Yalnız bu son derece makul gelecek onu söyleyeyim. Görüşeceğiz ahirette yani hiç kimse şaşırmaz zaten böyle falan gibi olacak. Mantığı ile beraber yaratıldığımız için, rüyada nasıl mantığı ile yaratılıyoruz çok makul oluyor en anormal şey bile. Mesela ben rüyamda uçtuğumu görüyorum, bana hiç mantıksız gelmiyor, zaten hakkım diyorum. Tehlikeli de görmüyorum düşer miyim, inişe geçmem nasıl olacak öyle hiçbir derdim olmuyor. Gayet sakin güvenli bir şekilde iniyorum ve çok ustaca uçuyorum mantığı ile yaratıldığı için. Ölümde de mantığı ile yaratılıyor. Bu fizik kanunlarının hiçbiri olmaz. Bütün fizik kanunları kalkar, kimya kanunlarının hiçbirinin geçerliliği yok. Burada özel yaratılmış kanunlar var mesela rüyada da fizik kanunları değişiktir. Rüyadaki kanunlarla, buradaki kanunların uzaktan yakından alakası yoktur. Cennet yalnız rüya olduğu halde buradan daha net, o çok şaşırtıcı. Gerçekten uyanık zannedilecek gibi artık bunun üzerine yok diyor insan, tamam artık madde tak tak algılanıyor ama o da rüya. Ama kimse farkına varmaz.

Evet dinliyorum.

HÜSNA KARAKUŞ: Fatih Altaylı bugünkü köşesinde Kılıçdaroğlu'nun “Haziran güzel bir aydır, iyilerin kazandığı kötülerin kaybettiği bir aydır” sözünden CHP'nin adayının Meral Akşener olabileceğini yazdı.

ADNAN OKTAR: Şifreli konuşmak için bir neden yok. Ama Meral Akşener hakikaten onlara uygun, liderlerinin de o olacağı anlaşılıyor çünkü başka ellerinde lider yok. Onun etrafında toplanacaklar anladığım kadarıyla, CHP destekleyecek, HDP desteklerse tabii acayip olur o zaman. Saadet bence bu işe hiç girmesin yani destekleme işine girmesin. Çok acayip olur, anlamı çok acayip olur. En en yapamazsa oy kullanmasın ama normalde Tayyip Hoca’yı desteklemesi lazım kendi aranızdan çıkmış, kendi evladınız insaf yani. Erbakan Hoca’nın elinde yetişti. Onu desteklemeyeceksin de kimi destekleyeceksin? İnanılır gibi değil mucize. Bir de sorun nedir onu da anlamış değilim.

Evet dinliyorum.

PINAR YADA: Suriye'de karşı karşıya gelen onlarca diplomatı sınır dışı eden ABD ve Rusya arasında yeni bir gelişme oldu. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD Başkanı Donald Trump'ın Rusya Lideri Vladimir Putin'i Washington'a davet ettiğini açıkladı. Rusya Dışişleri Bakanı ayrıca ABD ve müttefiklerinin Suriye'de gerçekleştirdiği füze saldırılarından önce Moskova'nın kırmızı çizgileri Washington'a ilettiğini ve söz konusu saldırılarda kırmızı çizginin geçilmediğini söyledi.

ADNAN OKTAR: Anlaşmalı dövdürüyor, bu da pek anlaşılır gibi değil. Adamın ülkesine sen ne karışıyorsun? Ben anlamıyorum bu işleri bir türlü mana da veremiyorum. Ama tabii kimyasal olayı önemli onu önceden uyarıp 48 saat öncesinden. Çünkü öyle tesis falan olmaz. Orada sen ölüm üretiyorsun, tabii ki onun imhası gerekir. Onda bir şey yok. Başka türlü olaylar oluyorsa bu kötü.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Pamukkale Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde Yüksek Lisans yapan 27 yaşındaki İmran Kandemir, İstanbul’da polis sevgilisinin evinde ölü bulundu. Genç kadın göğsünden tek bir kurşun yarası almış. Sevgilisi olan polis gözaltına alındı. Bu olay intihar olarak kabul edildi. Ancak yakınları olayın intihar olmadığını genç kızın eğitimi ile ilgili Polonya’ya gideceği için çok heyecanlı olduğunu çok neşeli, dışa dönük bir kız olduğunu intihar edecek bir ruh halinin bulunmadığını söylüyorlar. Yakınları olayın bir polis evinde meydana geldiği için bu konunun yerel basın dahil hiçbir medya kuruluşunda yer almadığını belirterek bu konunun gündeme getirilmesini istediler ve bir imza kampanyası başlattılar. Genç kadının intihar etmeyip vurulmuş olma ihtimalinin araştırılmasını istiyorlar ve bu konunun üzerinin kapatılmaması için gündemde tutulmasını rica ediyorlar.

ADNAN OKTAR: Kapatan katil olur. Yani böyle bir şey varsa hakikaten bir cinayetse kapatıyorsa katilden de beter duruma düşer. Bayağı kötü, çok tehlikeli bir şey ama değilse de değildir tabii. İntiharsa da intihardır. Sen bir daha oku bakayım olayı.

HÜSNA KARAKUŞ: Pamukkale Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde Yüksek Lisans yapan 27 yaşındaki İmran Kandemir, İstanbul’da polis sevgilisinin evinde ölü bulundu. Genç kadın göğsünden tek bir kurşun yarası almış. Sevgilisi olan polis gözaltına alındı. Bu olay intihar olarak kabul edildi. Ancak yakınları olayın intihar olmadığını genç kızın eğitimi ile ilgili Polonya’ya gideceği için çok heyecanlı olduğunu çok neşeli, dışa dönük bir kız olduğunu intihar edecek bir ruh halinin bulunmadığını söylüyorlar. Yakınları olayın bir polis evinde meydana geldiği için bu konunun yerel basın dahil hiçbir medya kuruluşunda yer almadığını belirterek bu konunun gündeme getirilmesini istediler ve bir imza kampanyası başlattılar. Genç kadının intihar etmeyip vurulmuş olma ihtimalinin araştırılmasını istiyorlar ve bu konunun üzerinin kapatılmaması için gündemde tutulmasını rica ediyorlar.

ADNAN OKTAR: Peki İmran, güzeller güzeli İmran, Allah gani gani rahmet etsin. İnşaAllah, Cenab-ı Allah cennetiyle onu şereflendirsin. Adli Tıp raporu yok mu? Adli Tıp raporunu isteyelim ailesinden. Bakalım yani çünkü silahı nasıl tutar? Yani şimdi göğsüne çevirecek tetiğe basacak çok zor bir olay. Elinde barut izi var mı? Ona bakılması lazım elinde, iki elinde de barut izi olması lazım. Tek elle zaten yapamaz. Zor tek eliyle, iki eliyle yapmış olması lazım ve o polis arkadaşın elinde de barut izine rastlanmamış mı? Yani örtbas edilecek bir konu değil. Olur mu, bu çok önemli bir konu.

GÖRKEM ERDOĞAN: Polis sevgilisinin ailesi kızı istemiyormuş. Yani kızla bir problemleri varmış polisin ailesinin. Bu konunun da incelenmesini istiyor kızın ailesi.

ADNAN OKTAR: Yok canım ailesi istemiyor olabilir. Onda bir şey yok. Ailesi istemiyor olabilir ama olay teknik bir konu bu. Yani olayın başından sonuna kadarki gelişmeler çok önemli. Bir de konu niye gündem yapılmamış çok önemli. Hayır, şimdi polis hakikaten vurmamış olabilir. Adamın biz günahını almayalım. Biz bilmiyoruz. Hakikaten intihar olabilir. Böyle şeyler çok zor bir durum ama teknik bilgi çok önemli. Adli tıp raporunu ailesinden rica edelim.

EBRU ALTAN: Bir de eski eşi diye geçiyordu biraz önce.

ADNAN OKTAR: Nasıl eski eşi mi?

GÜLEN BATURALP: Evet, eski eşi diye yazmışlar.

ADNAN OKTAR: Bir daha oku bakayım.

GÖRKEM ERDOĞAN: İmran Kandemir, 27 yaşında, Pamukkale Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu, tez aşamasında olan bir yüksek lisans öğrencisiydi. Eski eşi tarafından vurularak öldürüldüğü iddia edilmiş.

ADNAN OKTAR: Eski eşi. Hayır, anne rahat etsin zaten bu olay nereye kapanıyor. Kapanacak iş değil, kapanmaz. Bir kere çocuğun şehadeti diyelim anında olay savcılığa ne kadar sürede intikal etti. Eğer çok ara varsa bu şüpheli bir şey. Mesela iki saat, üç saat sonra veyahut bir saat sonra olmaz. Yani anında derhal polis çağrılmış olması gerekiyor.

GÖRKEM ERDOĞAN: Resimdeki doğru değilmiş. Eski eşi yokmuş.

ADNAN OKTAR: Tamam. Polisin çağrılma hızı çok önemli. Olay olur olmaz polis çağrılması lazım. Olur olmaz ambulans çağrılması lazım. Eğer böyle bir şey yoksa olay cidden karanlıktır. Yani bir kere lamı cimi yok bunun. Yani bir saat gecikme hiç açıklaması yok. Yarım saat gecikme hiç açıklaması yok. Yarım saat bile çok ciddi şekilde şüphe unsurudur. Çünkü o büyük bir ihtimalle ellerini yıkayacaktır cinayet işleyen kişi. Ben arkadaşı için demiyorum. Polis arkadaşı ben tenzih ediyorum. Ben bilmiyorum yani şahsını da tanımıyorum. Çocuğun elinde genç kızın elindeki barut izinin şekli şemaili yani elindeki saçılma şekli çok önemli. Yakın atış mı, uzak atış mı bunun tespiti. Çünkü barut yanığı da oluşur o yakından ateş ettiyse. Yani çok bitişik atış olması gerekiyor. Hayır, olabilir mesela Allah vermesin cinnet geçirir çok kızar adamın silahını alır kendini vurur. Bu imkansız değil yani çünkü cinayet suçlaması kolay değildir bir insana. Yani Allah vermesin. Çünkü herkesin başına gelebilir. Adam evinde gelir ortada bir silah vardır. Alır mermiyi ağzına verir tak diye vurur kendini. Nasıl açıklayacaksın? Gecikmenin açıklaması yoktur. Bir kere telefon edenin de telaşlı olması gerekir makul ve derhal olması lazım. Yani olayın heyecanı derhal yani saniyeler içerisinde olması lazım. “Kız arkadaşım kendini vurdu” heyecanlanacak hemen. Hemen telefon açacak kadar vakit olması lazım. 15 dakika bile çok sakattır, 20 dakika bile çok. Özellikle açıkça söyleyeyim ben arkadaşı tenzih ederim de polisse daha da sakattır. Çünkü polis bu işin ilmini yaptığı için delil yok etmeyi çok iyi bilir. Halk bilmez ama polis bilir. Mesela adli tıpçı bilir yani bunlarda daha da vahim olur. Orada herhangi bir malzeme kullanılmış mı mesela sabun kullanılmış mı? Buna da bakılması lazım yani o barut izini yıkamak için. Ki buna rağmen yine kalıntı kalması gerekir. Dolayısıyla ailesiyle bağlantıya geçelim adli tıp raporunu isteyelim. Ama öyle dandik bir rapor varsa olay tabii çok karanlık demektir. Olmaz, fethi meyyit (otopsi) istenebilir yeniden. Cenaze çıkarılır yeniden adli tıpta incelenir. Dolayısıyla takip edeceğiz olayı tabii. Ama ben polis arkadaşı tenzih ediyorum. Hakikaten çok acı bir olay olur mesela yapmadığı halde adam katil konumuna sokulursa bu da çok korkunç. Yani resmi falan da yayınlanmasın şu aşamada. Çünkü adam yapmamışsa niye öyle bir töhmet altında kalsın. Mesela geçenlerde de bir genç kız kendini astı dediler ama hakikaten şüpheli oldu ama bunları çok esaslı şekilde açıklığa kavuşturup kamuoyunu rahatlatmak lazım. Yalnız böyle şeylerde ben açıkça söyleyeyim pek ilgilenen de olmuyor o kadar. Ben daha önceki biliyorum olaylarda bazı polisler de olayı hemen kapatalım dosyası bitsin. Savcılık uzatmak istemiyor bazen, bazı vakalarda. Hemen bitsin falan hakim de bazen hiç. Şahit mesela şahit var mı? Şahit yokmuş, tamam hadi bitti. Bazen öyle yapıyorlar çok uzamıyor. Kendi evladın olduğunu düşüneceksin. Olur mu öyle şey? Ailesi bize adli tıp raporunu göndersin. Hemen yani faksla göndersinler adli tıp raporunu. Anlaşılır adli tıp raporu, bakarız. Yani öyle uydurma bir şeyse yani geçiştirme bir şeyse anlaşılır. Çünkü intihar etmek için bir bağırtı, çağırtı bir şey olması gerekir. Bir sıkıntı, bunalım, durgunluk falan. Gayet neşeli adam birdenbire gidip kendini vuruyorsa bunun bir açıklaması olmaz. Çünkü intihar edecek tipler anlaşılıyor. Günler içinde onlar kapanıyorlar falan bir acayip oluyorlar. Hatta söylüyor intihar edeceğini falan anlatıyor onlar. Millet şaka zannediyor ama söylüyor ‘intihar etmeyi düşünüyorum’ falan diyor. Öyle yapalım. Kız şu an evli değilmiş. Evet, ilk istediğimiz o adli tıp raporu. Bir polis tutanağı bir de olay yerine savcı gelmesi lazım. Savcı da olay yeri tutanağı tutmuş olması gerekir. Çünkü savcı gelmeden o cenazeyi kaldıramazlar. Hem polis tutanağı hem savcı tutanağı hem de adli tıp tutanağı onlara bakalım. Onları bize gönderirlerse.

O güzel kızın raporları gelirse bana haber verin. Yani Allah vermesin cinayetin örtbas edilmesi korkunç, dehşet verici bir şeydir. Kim yaparsa çok büyük bir rezalet. Ama yapmamışken de töhmet altında bırakmak çok korkunç. Çok çok korkunç çünkü intihar hakikaten ani oluyor bazen. Yazık günah adama. Mesela adamın evinde adamın başı yanmış oluyor durduk yere. Değil mi? Açıklama da yazmıyorlar. Halbuki yani açıklama yazsın tabii hiçbir şey yapmasın, intihar etmesin hiçbir bilgi olmadığı için çok zor bir durum. Bir de intihar eğilimi başladığında ailesinin ortalığı velveleye katması lazım. Çok ciddi bir olaydır o, çok şamata yapılması lazım. Mesela hem onu alıp götürmek lazım bir yere falan. Yapar yani çok sakat. Seyredecek bir şey yok. O da bir mucize tabii aslında olacak iş değil. Mesela aslan gibi kız geçenlerde gördüğüm mesela bu genç kız da çok çok güzel. Ama intihara ben inanamıyorum. Ama bazen duygusal şeye kapılıyorlar aniden o da tehlikeli yani.

Evet, dinliyorum.

VTR: Boş işlerle uğraşan insanlara karşı tavırlarımız nasıl olmalıdır?

ADNAN OKTAR: Sen ne kibar ne kadar güzel kızsın sen. Ne hoş insansın sen. Evet, bayağı güzelsin ve gözlüğün de çok yakışmış. Aslan gibisin boylu poslu çok güzelsin. İnşaAllah, cennet arkadaşı, cennet dostu oluruz. Ben seni bir daha dinleyeyim o güzel sesini duyayım.

VTR: Boş işlerle uğraşan insanlara karşı tavırlarımız nasıl olmalıdır?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm nezaketiyle anlatmak lazım sakin sakin. Mesela demin konuştuğum kız arkadaşım bayağı güzel çok şeker bir kız. Ben deistim diyor. Bayağı seviyorum yani çok şefkat duyuyorum. Aynı bir Müslümanı sevdiğim gibi seviyorum. Bana yaz getir dedim yani konuşalım dedim. Tabii aylar içerisinde onu almış yani o şeyi almış. Cübbeli’nin hurafeleri tarzı bazı şeyler duymuş. Aklı yatmıyor tabii. İşte diyor sopayı vurmuş deniz birdenbire yarılmış diyor ben mesela buna inanmıyorum diyor. Halbuki değil öyle bir şey yok. Ama yazık mesela çok şeker baktım inanma eğiliminde yani. Hemen anladı. Peki o nasıl oluyor diyor, peki bu nasıl oluyor? Bir anda hemen inanma moduna geçti.

EBRU ALTAN: Gerçekten bilse zaten.

ADNAN OKTAR: Tabii canım nesine lazım niye inanmasın, niye istemesin inanmayı yani?

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Hem aklın hem vicdanın kabul edebileceği şekilde tek siz açıklıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Evet, aslında bizim dışımızda hiçbir şekilde kurtarırı yok gibi görünüyor. Yani bizim dışımızda dine sahip çıkabilecek bir akıl, anlatım tarzı, yöntem gerçekten yok. Olsa Allah adına yemin ediyorum, ayağının altını öper peşlerinden giderim. Yok, yani niye gitmeyeyim ne kadar güzel hizmet eder, bütün gücümle destek olurum. Yok. Ben güzel yüzlümü bir daha dinleyeyim.

VTR: Boş işlerle uğraşan insanlara karşı tavırlarımız nasıl olmalıdır?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm nezaketiyle anlatıp eğer anlıyorsa anlatabildiğimiz kadar tabii kızmadan, üzmeden sevdirerek anlatmak lazım. Ama kesin kararlıysa ölü olabilir. Ölü olduğunu anlarsa mesela çok şeker o da diyor ki mesela “Ben ölü olabilir miyim?” diyor. Halbuki açık şuuru değil yani ben ölü olsa zaten konuşmam onunla. Bakışları falan çok keskin bayağı akıllı bakıyor. Ama etrafındaki adamlar tabii berbat birçok insan berbat, sıkmışlar onu belli o da açmaza girmiş. Çünkü anlattım hemen kanaati gelmeye başladı. Yani diretme falan yok öyle bayağı nezaketli. Nezaketiyle anlatmak lazım anladığı kadar. Anlattıklarımızı anladığını görürsek devam ederiz. Ama hiç anlamıyorsa üzmeden kendi haline bırakmak lazım. Allah onu ayırmıştır artık. Onda da üzülecek bir şey yok. Yani ruhu olmaması ihtimali vardır. Kendi haline bırakmak lazım.

Evet, dinliyorum.

PINAR YADA: Belgesel film yapımcısı Cem Sertesen, Nuh'un Gemisi'nin kalıntılarının Ağrı'nın Doğubayazıt ilçesinde olduğunu savunarak, “Haftalar süren çalışmanın sonunda alınan yeraltı radar görüntülerinde gemi gövdesi görüldüğü bütün çıplaklığıyla kanıtlandı.” dedi.

ADNAN OKTAR: Tamam biz de görelim. Bize gösteremiyor mu?

PINAR YADA: Bu görüntünün yeraltı radar görüntülerinde gemi gövdesi olduğunu söylüyorlar.

GÖRKEM ERDOĞAN: O görüntü bizde yok.

ADNAN OKTAR: Biz rica edelim onu. 

Kızı bu vatandaşlar resmi nikahla evlendirmişler ama düğünü olmadan süratle boşandırmışlar. Silaha susturucu takılmış olarak bulunmuş. Aa bu çok vahim. Tabii susturucu facia. Çok çok aleyhte bir kanıt. Silaha susturucu takılması ne demek? Polis hiçbir şekilde silaha susturucu takmaz. Sırf cinayet işleyenler bunu kullanır. Bilmiyorum yani ben savcı olsam tutuklarım ihtiyaten söyleyeyim yani. Bunun hiçbir açıklaması yok. Silaha susturucu takılması ne demek? Çok ürkütücü bir şey. Suç işleyecek insan yapar bunu. Silaha niye susturucu takılsın ya? Birinci dereceden kanıt, çok acayip bir durum.

Meyyiteyi defnetmesinler. Adli tıpta bekletilsin. İkinci kere rapor istenebilir. O mübarek şehidi gömmesinler. Ailesine söyleyelim. Adli tıpta soğuk dolapta bekletsinler. Çünkü itiraz etme ihtimalimiz var adli tıp raporuna. Çünkü kapsamlı bir rapor isteriz biz. Mesela sathi bir rapor gelir ama gömülmüş olur. Çok fazla delil yok olur o zaman. Çok fazla delil yok olmuş olur. Özellikle yıkanması falan sakın ha sakın. Cesedi sakın ha yıkamasınlar. Adli tıpta beklesin. Morgda beklesin yani. Ailesinden rica edelim. Hayır, ben arkadaşı yine tenzih ediyorum ama ben ciddi şekilde şüphelendim şahıs olarak şüphelendim. Susturucu silaha takmak ne, kim takar silaha susturucu? Nerede görülmüş? Hiçbir polis yapmaz bunu. İnanılır gibi değil. Ama yine de çocuğun resmini yayınlamasınlar tabii, ismini de vermesinler. Şu an gizli kalsın. Çünkü resim, isim yayınlaması o iyi bir şey değil. Ne olur ne olmaz. Belki başka türlü de çıkabilir. Ama ben şahsen çok ciddi kuşkulandım olaydan. Evlendirmişler daha düğün olmadan boşandırılmış süratle. Boşanmaya nasıl ikna ettiler? Bak bir daha söylüyorum sakın meyyiti, hanımefendinin naaş-ı şerifini, naaşını sakın gömdürmesinler. Adli tıpta bekletilsin yani adli tıp raporu alınsa da bekletilsin. “İtiraz edeceğiz adli tıp raporuna” desinler dilekçe versinler. Sakın ha. Adli tıptan hazırlayıp verseler de almasınlar. Adli tıpta da yani bilmiyorum orada yapıyorlar mı öyle bir şey de yıkanmasına asla müsaade etmesinler. Yani kefenlenme ve yıkanma işlemini hiçbir şekilde yaptırmasınlar olduğu gibi dursun. Yani ikinci ve üçüncü inceleme isteyebiliriz. Onun için dursun. Bir de böyle bir şey nasıl duyulmaz? Bu da çok anormal. Yani bunu gizleyen basın varsa yazıklar olsun onlara. Binlerce kere yazıklar olsun. Biz adamı mahcup edin demiyoruz ki olayı duyurun adamın resmini yayınlama, ismini de verme. Tamam doğru ne olur ne olmaz alakası olmayabilir de durduk yere niye adı çıksın? Ama olayı örtbas eden bir üslup çok çirkin. Adli tıp raporunu bekleyeceğiz. Biz takip edeceğiz zaten. Mümkün değil zaten gözümüzden kaçması. Ama bak üçüncü kere söylüyorum sakın ha sakın ha meyyiti, hanımefendinin meyyitini gömdürmesinler sakın yıkatmasınlar, kefenletmesinler. Çünkü yıkayıp kefenleyip de muhafaza edebilirler sakın ha. Aynı orijinal, bu haliyle duracak. Bir de apartmana da kimseyi sokmasınlar. Apartman mühürlensin, apartman mühürlensin kimseyi sokmasınlar. Hatta memur beklesin kapısında mühürlenme de yeterli değil. Bazen mührü söküp giriyor. Mühür yeterli değil kapıda muntazam polis beklesin. Eğer bunu yapamazlarsa biz ilgileniriz. Mahkemeden karar çıkartsınlar evin mühürlenmesi, hiç kimsenin dokunmaması, eşyalara dokunmaması, kim varsa çıkartsınlar evden. Ayrıca kapıda sandalye koysunlar polis bekletsinler. Altı saatte, on iki saatte bir değişir nöbetleşe polis.

Rahmetli Alparslan Türkeş’i, hiçbir şekilde unutturmayacağız gittikçe tırmandıracağız. Bunlar çok çok hafif başlangıçlar. Bu yıl bayağı gündemde tutacağız ve gittikçe de yükselteceğiz. Unutturma numaraları boş onlar, hikaye.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: Türk Silahlı Kuvvetleri, Özgür Suriye Ordusu’nun Afrin’i terör örgütü PYD/YPG’den almasının ardından, Türkiye’nin sonraki hedefi olarak gösterdiği Menbiç’te askeri hareketlilik arttı. ABD’nin asker ve silah sevkiyatı yaptığı Menbiç’in sınırlarında Amerikan zırhlıları devriye geziyor. YPG’nin omurgasını oluşturduğu Demokratik Suriye Güçleri’ne bağlı Menbiç Askeri Meclis Genel Komutanı Ebu Adil, Türkiye’den gelen “Menbiç’e gireceğiz” açıklamalarını “ABD’li Askeri yetkililere sorduk, ABD’li askerler bize dedi ki;  ‘Kim Menbiç’e saldırı yaparsa yapsın karşılık vereceğiz, biz de saldıracağız sorun yok’ dediler.” Dedi.

ADNAN OKTAR: İyi sorun yoksa mesele yok. Tası tarağı toplayıp öbür taraftan gitmişlerdi. Olur mu? PKK hedefini gördü mü Türkiye kendini savunur. Amerika’nın hedefi ayrı, Amerika’nın hedefinde  Tayyip Hocam açıklama yaptı ‘Bayrağı alıp veririz onlara’ dedi.

VTR: Bazı olaylara aşırı tepki vermemiz tevekkülsüzlük mü?

ADNAN OKTAR: Güzeler güzeli, yakışıklılar yakışıklısı çok çok güzelsin. Süper tabir edilen güzel ve yakışıklısın maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin, cennetle şereflendirsin bir de yüzün temiz senin, dürüst olduğun anlaşılıyor. Allah sana sağlık sıhhatle bereketli uzun ömür versin. Ben yakışıklımı yine dinleyeyim.

VTR: Bazı olaylara aşırı tepki vermemiz tevekkülsüzlük mü?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım şöyle olur o, bir boş bulunmaktan olur, onda hemen toparlayabilirsin kendini. Böyle bazen insanın kafası dağılır, ani reaksiyon gösterir ama sonra hemen toparlar anlar. Ama adam hiçbir şekilde toparlayamıyorsa tabii kafa asfalt gibi demektir, kafa gitmiş demektir orda yapacak bir şey yok.

Ne kadar tehlikeli tipler. Kadına diyor ‘sana yandım sevdalandım, sabahlara kadar içiyorum’ diyor, ‘kafamı duvarlara vuruyorum’ diyor. Kadın için muazzam bir tehlike, psikopat yani ikinci safhası ya kendini öldürür ya kadını kızı öldürür. Tam manyak felsefesi, süper tehlikeli bir şey. Bir de kadın öldürme adet haline gelmiş, müthiş bir kahpelik ve alçaklık birde kadınlar öyle bir şeyi sezdi mi, yeri göğü birbirine katsınlar, aileleri de devreye girsin. Polis de biraz kendi yetkisini daha geniş kullansın, savcı da yetkisini daha geniş kullansın. Çok düzgün hareket etmeye gerek yok, daha elastiki hareket edilebilir. Önüne gelen kadın öldürüyor, böyle kepazelik olmaz. Bir de korkuttukları da çok fazla var. Bazen biz sokakta falan milletin elinden alıyoruz yani.

Evet, dinliyorum.

VTR: Münafığı en çok kızdıran şey nedir?

ADNAN OKTAR: Münafığı en çok kızdıran şey, Allah’ın onlara oynadığı oyundur. Münafığa Allah bir oyun hazırlatır, mekir denir ona mekir Allah yaptırır onu, Allah da o mekri onun başına geçirir ayrıca, onu da Allah yapar.  Şimdi düşünmez ki yani 20 yıl Allah benim aklımı niye kapattı, demek ki bu uçsuz bucaksız büyük bir güçmüş diyemez.  Akıl edemiyor bunu yani sırf bu bile Allah’ın varlığına iman etmek için yeterli. Aynı adam 20 yıl sonra azılı din düşmanı, azılı Müslüman düşmanı oluyor ve tek gayesi bir an önce Müslümanları dağıtmak, Allah diyor ki eşit olacaktınız eğer dağılsaydınız, onların gayesine göre eşit olacaktınız. Onun için kudurmuş gibi Müslümanların dağılmasını ister. Onlar dağıtmak istedikçe de Allah Müslümanları daha da çoğaltıyor. İşte bak onları delirten nokta burada başlıyor. Müminin parası azalsın ister parası çoğalır, sayısı azalsın ister sayısı çoğalır, dağılsınlar ister iyice kuvvetlenirler. Onun için münafığı kızdıran neden çok fazladır.

Müddessir Suresi 50-51; “Sanki onlar, ürkmüş yaban eşekleri gibidirler;” [Müddessir Suresi, 50] eşekleri diyor Allah, eşek demiyor, eşekleri gibidirler. Neden? “Arslandan” diyor bak “Arslandan” bir tane. “Arslandan korkup-kaçmışlar.” [Müddessir Suresi, 51] diyor Allah. MaşaAllah. Ebcedi de ilginçtir 2017-2018 tarihlerini veriyor evet. İlginç.

Evet, dinliyorum.

PINAR YADA: Berat Albayrak’a, “Mehmetçiğimiz cephede Afrin’de savaşıyor, şimdi bir kurtuluş savaşındayız. Teşkilatlarımız da 2019’da bir seçim savaşına hazırlanıyor. 2019’daki bu seçim savaşına başkomutanımızın liderliğinde hazır mıyız? Allah gazamızı mübarek eylesin” cümlelerini hatırlatan Temel Karamollaoğlu “Toy tecrübesi hakikaten olmayan zekası fışkıran ama kendi kabuğuna sığmayan bir bakandan da ancak bu beklenirdi. Seçimleri savaş gibi görürseniz bu ülkeye huzur ve refah getiremezsiniz. Ancak kaos ve kargaşa getirirler” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Yaşı küçük olmasına rağmen şevkli gayretli; şimdi toy moy zeka fışkırıyor falan bunlara gerek yok. Onun akranları orada burada geziyor. Bak çocuk yaşta bütün gücüyle İslam’a, Kuran’a, devlete, millete faydalı olmak için bir şeyler yapıyor. Toy olması suç değil ki yaşı küçük. O onun yaşındayken kim bilir ne haldeydi? Ama gittikçe olgunlaşıyor tecrübe kazanıyor. Ve iyi niyetle söylenmiş bir söz bu. Bir mücadele için sembolik kelimeler kullanıyor, ne desin?

Evet, dinliyorum.

 VTR: Çay içmeyi sever misiniz?

ADNAN OKTAR: Ah severim ben senin güzelliğini sen nasıl güzel varlıksın böyle, ne güzel insansın sen. Ah benim canım çok güzelsin sen. Gözlerindeki anlam ve temizlik yüzündeki nur ben meleğe benzettim seni açıkça söyleyeyim. Melek temizliği var sende. Nur gibisin Allah sana çok uzun ömür versin, sağlık sıhhat versin. Seni cennetiyle sarsın. Didem Ürer’in gençliğine benziyor. İlk geldiğinde o da bu tarzdaydı. Şaşırmıştım ben gördüğümde. İnşaAllah cennet kızı olursun, inşaAllah cennette orada dost oluruz, kardeş oluruz. İnşaAllah seni bu dünyada üzen olmaz, korkutan olmaz, canını yakan olmaz. Huzur, güzellik içinde yaşarsın inşaAllah. Güzeller güzeli çay içmeyi seviyorum ama nasıl olur? Çıtır simit olacak. Çay güzel bir şey ama demirin emilimini azaltır, kalsiyum emilimini azaltır bir de böbreklerde oksalat yapabilir. Koyu demli çay içen mutlaka bir bardak da üstüne su içsin. Böbreklerde acayip güç süzülür o. Süzülme saatini vermişler böbrek akıl almaz zorlanıyor demli çayda. Bir türlü kurtulamaz ondan. Lezzetli ama vücudun canını yakan bir maddedir. Dikkatli olmak lazım. Ama kaşar peyniriyle yenirse kaşardaki kalsiyumla çaydaki oksalat oksalik asit birleşiyor kalsiyumla ikisi o vücuttan atılıyor o zaman. Oksalat olarak birikmiyor. Kalsiyum alındığı için. Ama kalsiyum alınmadan alındığında çay riskli. Hatta bir ara öyle bir çay hazırlamışlardı kalsiyum sitratla karışık o oksalik asidi yok etmek için. O çok büyük risk ve sorun o. Karabiberde de çok yüksektir oksalat. Çok karabiber yiyenlerde de onlarda da böbrek taşı olması ihtimali yüksek oluyor. Bir de c vitamini de böbrek taşı yapar. O da küçük bir dert değildir böbrek taşı bayağı bir sorundur dikkatli olmak lazım.

Evet, dinliyorum.

GÖRKEM ERDOĞAN: MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’la erken seçim konusunu görüştüğü sırada FETÖ’nün siyasi ayağının hala aktif olduğuna dair mesaj verdiği söylendi. Habere göre Sayın Bahçeli Sayın Erdoğan’a “FETÖ’nün siyasetteki ayağı temizlenmezse yerel seçimler başta olmak üzere pek çok alanda farklı dinamitler oluşur derken Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı’nın bu uyarıyı dikkate aldığı söylendi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam aklı başında delikanlıdır. Yalnız Tayyip Hocam gerçi ne alaka diyecekler ama bu idam konusuna yanaşmasın. Bir tuzak hazırlıyorlar. Ben duyuyorum sakın hiçbir konuda ne şekilde derseler desinler idam meclisten geçmesin. FETÖ’yle falan alakası yok idamın. O oyun, adamların niyeti bozuk. Hiçbir şekilde kabul etmesin.

VTR: Allah’ın kabul etmeyeceği bir dua var mıdır?

ADNAN OKTAR: Nur yüzlüm, güzel yüzlüm çok çok güzelsin. Allah sana uzu ömür versin. Cennette bana kardeş etsin, cennet dostu olalım inşaAllah. İnşaAllah cennet dostu oluruz. Allah’ın kabul etmeyeceği dua tabii Allah’a muhalif, Allah sevgisine muhalif, Allah’ın rızasına muhalif hiçbir duayı kabul etmez Allah hiçbirini. Ama bak dikkat edin bir şey söyleyeceğim Allah Kendisi’nin sevilmesini hedefleyen her duayı kabul eder ve mutlaka olur. Bak Kendisi’nin sevilmesini hedefleyen, Kendi büyüklüğünü tasdik eden, Kendisi’nin rızasına yönelik her duayı mutlaka ve mutlaka kabul eder. Çok büyük bir mucizedir bu. Ben hayatımda bunu açık aleni gördüm. Çok net. “Ya Rabbi” dedim “bana Darwinizm’i yenme gücü ver” dedim yendim olacak iş değil. Ben yüzbinlerce üniversiteye nasıl yeneyim, milyonlarca profesörü nasıl yeneyim? Allah yendirdi. Üç yüz kitap nasıl yazayım? Allah yazdı. Milyonlarca kişiye ben nasıl ulaşayım? Allah internet yarattı, televizyon yarattı dua edince. Bu olacak iş değil bu mucize işte. Allah’ın duası işte oluyor. Mesela münafık yaratıyor, münafığı Allah rezil kepaze ediyor mucize olarak. Allah rezil kepaze ediyor. Mucize, açıklaması yok.

Evet, dinliyorum.

PINAR YADA: Gaziantep Emniyet Müdürlüğü’ne 2016’da IŞİD tarafından yapılan bombalı saldırıca şehit düşen polis memuru Yusuf Erin’in küçük oğlu Hüseyin için Gazi ve Şehit Aileleri Vakfı tarafından sürpriz doğum günü patisi verildi.

ADNAN OKTAR: Çok iyi olmuş bayağı şeker.

PINAR YADA: Yedi yaşına giren şehit çocuğuna vakıf bürosunda verilen doğum günü partisine Batman İl Emniyet Müdürü Mehmet Ali Akkaplan ve çok sayıda polis katıldı. Şehit çocuğuna forma ile top ve bisiklet hediye edildi.

ADNAN OKTAR: Ama hepsine özen göstermek lazım. Nerde görürseniz bir mahallenin hakkıdır o. Şehitlik hakkı. Her yerde olsun ne olacak. Sen kendi çocuğuna yapıyorsun o daha makbul kendi çocuğuna yapmaktan daha makbul şehit çocuğu. Çünkü Allah sana emanet vermiş onu.

Evet, dinliyorum.

VTR: Sizce işverenler nasıl olmalı?

ADNAN OKTAR: Bak benim bir tanem burada bütün kız arkadaşlarım sana hayran oldular söyleyeyim. Muhteşem güzelsin muhteşem. Böyle kaş, göz, burun, dudaklar, dişler, çene, elmacık emikleri, alın, saçlar. Böyle güzel bakış, böyle güzel yüz. Ve çok nurlusun ve cildin de çok güzel. Yarım saat seyretsem seni doymam çok çok güzelsin. Allah sana çok uzun ömür versin, sağlık sıhhat versin. Seni hidayetle yaşatsın. En ileri yaşlarında bile böyle güzel ol inşaAllah. Cennette de Allah seni bana kardeş, dost etsin. Şahane güzelsin. Hiç kimseyi sana Allah düşman etmesin. Herkesi sana sevdirsin, seni sevmeyenleri senden uzak etsin Allah. Hep senin iyiliğine, hayrına gayret eden insanlarla senin dost olmanı nasip etsin. Cennette mutlaka görüşeceğiz, arkadaş olacağız, dost olacağız inşaAllah. Sizce işverenler nasıl olmalı? Onu bir rahmetli profesör hocamız vardı, o çok üstünde dururdu. İşte işverenler şöyle yapması lazım işçiler böyle yapması lazım. Ama o daha çok işçilere yüklenirdi böyle. Çok çalışmaları lazım hakkını vermeleri lazım. İşveren nasıl olacak? Kendi evladı çocuğu olarak görecek çalışanları. Bayağı merhamet etmesi lazım. Şefkatle bakması lazım. Onları evlendirecek, yedirecek, içirecek yani doğrudan çocuğu ailesi olarak görmesi lazım. Onlar da onu babaları gibi görmeleri lazım işverenleri. Acayip sahip çıkması lazım sağlığına sıhhatine, yemesine. Benim çocuklarım ne yiyor falan diye düşünmesi lazım. Değil mi soğukta mı kalır sıcakta mı kaldılar çocuklarım? Benim işçim değil benim çocuğum diye yaklaşacak. Öyle bakması lazım.

GÖRKEM ERDOĞAN: Yayınımızın sonuna geldik yarın inşaAllah tekrar görüşmek üzere.

2018-04-23 01:33:50

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, Sayın Adnan Oktar’ı referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top