Şeyh Nazım Kıbrısi

Sayın Adnan Oktar'ın 6 Nisan 2018 tarihli sohbetinden önemli başlıklar

A9 TV, 6 Nisan 2018

 

(Hakkari Derecik Beldesi kırsalında terör örgütü PKK’ya yönelik operasyondan dönen güvenlik korucularını taşıyan askeri araç devrildi. Kazada 1’i ağır 17 güvenlik korucusu yaralandı. Yaralı güvenlik korucuları Şemdinli Devlet Hastanesi’nde tedavi altına alındı. Ancak kazanın nasıl meydana geldiğiyle ilgili henüz bir bilgi paylaşılmadı.)

Yol bozuk mu acaba nasıl ki? Yolların çok düzgün hale getirilmesi gerekiyor. Sebebini bilmiyoruz tabii sebebine bir bakalım. Her sebebi tespit ettiğimizde ona göre Türkiye çapında tedbir almamız lazım. Mesela virajda bilmem ne, ona göre tedbir. Mesela yol darlığı, ona göre tedbir. Bir daha oluşunu engelleyecek ne varsa gereken hepsini yapalım.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan isim vermeden Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in “Türkiye sıkıntıda” açıklamalarını eleştirmiş ve “Ekonomi bu kadar iyi giderken bir insan kendi ayağına kurşun sıkabilir mi?” demişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu eleştirilere devam etti ve yurtdışına gittiğinde kendi arakasından iş çevrildiğini söyledi. “Yurtdışına gitmeden önce faizlerle ilgili bir toplantı yaptık, düşürülmesinden bahsettik. Sonra ben yurtdışındayken merkez bankası faizi artırdı. Böyle bir şey olabilir mi? Bağımsızmış. İyi de onların aldığı kararın bedelini biz ödüyoruz. Bir de tek adamlık derler, bu nasıl tek adamlıksa. Karar alıyoruz uygulamıyorlar. Benim arkamdan iş çevirdiler. Ekonomi konusunda bazı arkadaşlarımızın açıklamaları çok yanlış. Ekonomik göstergelere bakıyorsunuz en az elli gösterge olumlu yönde gelişiyor. Ama onlar sıkıntılı olan bir-iki başlık üzerinde konuşuyorlar. Bu büyük terbiyesizlik. Ben sürekli faizlerin aşağı çekilmesi konusunda uyarıyorum. Toplantılarda ‘tamam’ diyorlar ama aksi yönde faiz düzenlemesi yapıyorlar. Böyle saygısızlık olur mu?” dedi.)

Kardeşim, Tayyip Hoca’ya Türk milleti toptan çok iyi sahip çıksın. Oyun büyük, adamlardaki cesaret de çok acayip. Bir ara büyük bir miting yapalım Tayyip Hoca da gelsin 2-3 milyon kişilik falan. Bu abuk-sabuk adamlar titrerler. Belirli bir kişiyi kastetmiyorum. Ama İngiliz derin devletinin etkisinde olan adamlar var daha hala, devletin her yerine yayılmış vaziyetteler bunlar ayağını denk alırlar. Gayet güzel şeyler yapıyor. Mesela askeri kıyafet giyiyor çakı gibi gayet güzel yakışmış, ona laf ediyorlar. Gayet güzel çok güzel bir jest. Askere yapılmış güzel bir destek, manevi bir destek ne var bunda? Sanki çirkin bir kıyafet giymiş gibi yanlış bir şey gibi. Askeri kıyafet giymesi cumhurbaşkanının ne kadar güzel, insanların çok hoşuna gider. Askere maneviyat ve moral. Yakışmış da aslan gibi delikanlı Tayyip Hoca. Çok ayıp bu yaptıkları. Yanında olduğumuzu, destek verdiğimizi her yerde ve her zaman gösterelim. Olayın çapı daha genişletilsin. Adamlarda garip bir cesaret var. Nereden geldiği belli olmayan bir cesaret. Milletçe desteklediğimizi gösterelim. En az yüzde 70 desteği var Tayyip Hocamız’ın.

 

Şeytanın Etkisine Giren Kişi Önce Müslümanlardan Uzaklaşır, Küfrün İçine Dalmaya Başlar. Küfrün İçine Gittiğinde Orada da Sıkılır. Sürekli Dalgalanma İçinde Olur

Şeytanın etkisine giren kişi, bir kere efektte donukluk derler tıpta da vardır. Yüzde bir donukluk oluşur. Konuşmada ağırlık meydana gelir, konuşmayı rahat yapamaz şahıs, ağlama eğilimi vardır konuşmasında. Dengesiz ve tutarsız konuşmalar yapar. Yani hangi inançta olduğu, neyi düşündüğü anlaşılmaz dalgalanmalar vardır. Ani fevri böyle delice kararlar alır, esaslı şekilde savrulmalar vardır. Dine muhalif ataklar başlar şeytanın etkisiyle. Önce Müslümanlardan uzaklaşır, sonra Kuran’dan uzaklaşır, namazdan uzaklaşır küfrün içine dalmaya başlar. Küfrün içinde de sıkıldığı için yeniden dalgalanmalar başlar Allah vermesin çoğu zaman intiharla sonuçlanır veyahut cinayetle sonuçlanır veyahut delirme veyahut psikolojik çökmeyle sonuçlanır bu tip vakalar. Genellikle münafıklarda olur bu yapı. Şeytan çok sarsar böyle tipleri çok bunaltır. Kısmen direnebilirler ama genellikle iradesiz oldukları için direnemezler o savrulmalarla ömürleri geçer. Ama o savrulmalarda en belirgin vasıf efektte donukluk yani yüz ifadesinde donukluk, konuşma ağırlığı, konuşmada çelişkili konuşma yani zırvalama tabir edilen konuşma, karakter dengesizliği başlar, şahsiyet dengesizliği başlar. Saldırganlaşır şahıs, buradan şeytanın etkisine girdiğini anlayabiliriz. Ama en ziyade yüzündeki ifadeden anlaşılır.

 

(“‘Düşünüyorum öyleyse varım’ felsefesi sizce yeterli mi?” izleyici sorusu)

Şöyle deseydi olurdu; düşünebilen bir varlık olduğuma göre bu düşünmeyi bir yaratan var, etrafımdaki bu görüntüleri bir yaratan var, bir fevkaladelik var; buradan genişletebilirdi. Ama daha adam var olup olmadığından haberi yok “ha düşünüyorum o zaman demek ki varım” diyor. Yemek yemesinden anlamamış, yürümekten anlamamış, konuşmaktan anlamamış ama düşündüğünde anlamış ki varmış. Daha önce var olup olmadığını da bilmiyor, ilk defa var olduğunu anlıyor. Dolayısıyla ‘laf söyledi’ derler böyle tiplere. Mahcup etmek istemezdim ama hakikaten boş yani o diyen felsefeci kimse. Fıçının içine giriyor birisi, işte ‘gölge etme’ bilmem ne falan. Daha ne istiyorsun işte sen pejmürde yaşıyorsun fıçının içinde rezalet. Seni çıkartıp adam gibi yaşamanı istiyor adam. Fıçının içinde şarap içip yan gelip yatıyorsun berbat bir hayat yaşıyorsun. Sana güzel bir hayat sunmak istiyor adam. Oturup ona hayran oluyor ‘ben de bir fıçıda yaşasam’ diyor. Fıçıda yaşanır mı?

 

(Suudi Arabistan Katar’ın yalnızlaştırılması politikasına hız verdi. Suudi medyası sınır boyunca yeni bir kanal kazılarak Katar’ın ana karadan tamamen ayrılacağını duyurdu. Bir yıl içerisinde uygulamaya sokulması beklenen projenin detayları da belli oldu. Kanal, 60 kilometre uzunluğunda, 200 yüz metre genişliğinde ve 20 metre derinliğinde olacak. Ve Katar’ı ana karada ayırarak ufak bir ada haline getirecek. Bazı basın organları bu fikrin çılgınca bir fikir olduğunu belirterek ‘bu neyin nefreti?’ diye sordular.)

Bunu bir araştıralım tabii. Yani aslında Ortadoğu’daki ülkelerin hepsi modernliği esas alsa böyle Avrupai, canlı, cıvıl cıvıl bir dünya görüşünü esas alsa, demokrasi de rahatça pekişmiş olsa hiçbir sorun kalmaz. Böyle IŞİD kafasına, Taliban, Kaide kafasına karşı bir eğilim var Ortadoğu ülkelerinin birçoğunda. Bilinçaltında onu istiyorlar aslında. Dolayısıyla bu kafanın en baştan kapatılması gerekiyor.

 

(Konya İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün şehirdeki vakıflarla düzenlediği Gençlik ve İnanç konulu çalıştayda gençlerin homoseksüelliğe bakışındaki değişiklik konusu gündeme gelmişti. “Eşcinsellik pek çok lise öğrencisinde normal hatta sempatik görülebilmekte ve bir sapkınlık olarak değil cinsel bir tercih olarak nitelendirilmektedir. Öğrenciler eşcinselliği özgürlük bağlamında anlamakta, özgürlüğün ne olduğu öğrenciye yeterince anlatılamamaktadır” denilmişti. Konya İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün yaptığı araştırmanın devamında; Öğrencilerin anlatılan dini bilgilerdeki tutarsızlıklar nedeniyle deizme kaydığı, din dersi öğretmeninin öğrencisine uygun rol model olamadığı, çocukların sorularının ya yanıtsız kaldığı ya da bastırıldığı, Milli Eğitim Bakanlığı’nın ders materyallerinin çocuklara değil yetişkinlere uygun ve yetersiz olduğu sonucuna ulaşıldı.)

Bu bütün Anadolu çapında, Türkiye çapında böyle, bunun tespiti çok hayati bir konu. Devlet bu konuyu milli güvenlik meselesi olarak, çok ciddi olarak ele alması lazım. Tedbiri de açık açık ifade etmesi gerekir. Ama ben açıkça söyleyeyim bizim anlattığımız din modelinin dışında hiçbir şekilde anlatılan modeller olacak gibi değil. Hiçbir şekilde olmuyor. Hepsi felakete götürücü oluyor. Hepsinde homoseksüelliğin kapısı açık, hepsinde deizme ateizme kayma ihtimali oluyor. Mesela bak bizim arkadaş grubunda öyle bir şey imkansız. Mümkün değil. Çok güçlü bir iman üzerine oturuyor. Nerede anlatsak, kime anlatsak her yerde çok güçlü bir iman oturuşu oluyor. Dolayısıyla bizim anlattığımız modelin çok iyi kavranıp çok iyi uygulanması gerektiği kanaatindeyiz. Ama başka bir model var da biz bilmiyorsak bize söylesinler biz ona uyalım.  Ama şu an bu modelin üzerine model görünmüyor.

 

(“Hz. Nuh (as) gemiyi yaparken kimden yardım almıştı?” izleyici sorusu)

Gemi, yaptığı gemi büyük aslında. Benim kanaatim buralarda bir yerde yapmış yani bu İstanbul'da buralarda bir yerde yapmış. Yani sel suyuyla geldiğinde ayaklanmış gemi, öyle görünüyor. Biraz yolculuk yapmış gibi görünüyor yani yol almış. Herhalde biraz malı mülkü vardı anladığım kadarıyla. Yani burada yaşadığına göre hayvanları varsa işçi tutmuştur, işçilerle yapmıştır. Çünkü biraz marangozluk gerekiyor, ahşap falan onların hepsine para gerekiyor. Parayla yaptırmıştır yani ahşabı getirttirmiştir, onları monte ettiriyor. Onlara bir de katranla, kıtran aradan su sızmasını engellemek için katranla kaplanıyor. Ahşap iyice yediriliyor. Seven müminler vardır ama sayıları az benim anladığım kanaatim. Herhalde beş-on kişi falan bir şey, çok az. Bir kişi daha var, bir yaşlı daha var ama onu tanıyamadı. Ona yardım eden, gemide olan. Yani bilmedi onu. Parayla yaptırmıştır yani çok çok da büyük bir gemi olduğunu zannetmiyorum. Yani bir çift öküz veya sığır, inek işte koyun, davar böyle yani kullanılacak hayvanlardan. Kümes hayvanları yani toplam 10-15 çeşit hayvan koymuştur, o kadar. Hindi, kaz işte ördek, tavuk, koyun, keçi, sığır belki manda o kadar başka bir şey yok. Yani onları üretebilmesi için onlara ihtiyacı var. Bütün hayvan çeşitleri değil. Muhtemelen işte ne kadardır? Bu salonun genişliğinde falan bir ana yapısı vardır. Bu salonun iki parçasını düşünün. Hayvanları böyle bir kısma koyduysa insanlar için de ikinci kısım yapılmıştır. Bir ilave daha bir de suyu yaracak kısım. Teknik bir özelliği olduğunu zannetmiyorum. Yani öyle metal falan kullanıldığını zannetmiyorum. Doğrudan ahşaptan yapılmış ve su da nereye götürse oraya gidecek gibi. Bir de suda dengede durabilmesi için dörtgen motifte olduğunu düşünüyorum. Dörtgen özellikte olduğunu düşünüyorum. Yani kutu gibi oradan oraya, oradan oraya gitmiştir ve çok uzun da sürdüğünü zannetmiyorum tufanın. Görevini yaptıktan sonra tufan sular çekildi. Çünkü çok süratle doluyor zaten deniz, süratle dolmuştur. Sonra da bir kenarda herhalde bir dağa bir yere gemi yanaşıp yani normal sürüklenmesi için de yanaşıp orada artık karaya oturdu anladığım kadarıyla orada inmişler. Yani yağmur da durduğu için orada inmişler. Benim kanaatim buralarda bir yerde de çıkabilir. Yani İstanbul’da bir yerde çıkabilir. Yer altında bir yerde gömülmüş olabilir, toprak altında.

 

(İnternet Haber’den Osman Diyadin, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun sanatçılara yönelik öfkesine bir anlam veremediğine dair bir yazı yazdı. “Kemal Bey, bu ne şiddet ne celal. Sanatçılar ne yapmışlar? Mehmetçikle buluşmuşlar. ‘Biz varız’ mesajı vermişler. Kemal Bey anlıyoruz senin asıl derdin sanatçılar değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın güçlü varlığının daha da artarak sürmesi. İşte bunun üzerinde yarattığı psikolojik tramvayı sanatçılara saldırarak atmaya çalışıyorsun. Bir de “Sözlerimin arkasındayım. Az bile söyledim” demiş. Sürekli mağlup olduğu için artık rüyalarına girdiğine inandığım Erdoğan kompleksinden kurtulamamanın hıncını sanatçılardan alan bir Kemal Kılıçdaroğlu gerçeği var. Ah Kemal Bey ah” dedi.)

Bir kere Tayyip Hoca güzel bir atılım yapmış takdir et. Bak oradaki hanımların hepsi dekolte ve hepsi sanatçı. Bir kere “müziğe ben açığım” diyor. “Müziğe açığım ve müzik dinlemekten zevk alıyorum.” Mesela gelenekçilere meydan okuyor orada. “Sazlara taraftarım” diyor. Orada bir meydan okuyor. Dekolte hanımlarla iç içe onlarla tokalaşıyor. Yan yana beraber resim çektiriyor. “Dekolte hanımlara karşı benim bir muhalifliğim yok. Onların hürriyetinden, özgürlüğünden yanayım” diyor. Çok güzel bir mesaj veriyor. Takdir etsene. Demediğini bırakmıyor. İnanılır gibi değil. Bir de askeri kıyafet de çok yakışmış. Aslan gibi delikanlı. Yani yakışmıyor diyen bir kişi çıkmaz. Gayet de düzgün çok da güzel olmuş. Çok güzel bir jest, askerlerle iç içe. Bak mesela onları kendi evladı gibi seviyor. Böyle candan, mütevazi bir ortam, enaniyet yapmıyor, büyüklük yapmıyor. Yazık günah. Hayır Tayyip Hoca’nın süksesini durdurmak mümkün değil ki zaten sükse yapar. İstediği yerde yapar. Baksana ne kadar güzel yani şu. İbrahim Tatlıses’e laf söylüyor. İbrahim Tatlıses çok değerli bir sanatçı. Saygılı bir insan, sevgi dolu bir insan. Nerden nerelere bağlantı kurup nasıl bir nefret politikası izliyorlar? Ben anlayamıyorum. O hanımefendi hadi bir hata yapmış. Cezasını çekmiş. Ayıp günah o kadını, o güzel insanı niye mahcup ediyorsun? Tekrar tekrar hatırlatılacak bir şey mi o? Artık onu unutacaksın. Cezasını çekmiş, bitmiş o. Hatırlatmak çok ayıp ve çok çirkin. Özetle Tayyip Hoca burada çok puan kazandı. Hiç aleyhine bir şey yok gayet de güzel. Kemal Hoca’ya ben yakıştıramadım. Yani mantıklı değil buradaki hareket.

 

(“Namazdan sonra nasıl dua etmeliyiz?” izleyici sorusu)

Kendini Allah’a teslim et, bırak. Samimi, candan en çok istediğin şeyler neyse onları söyle. Hiç kurala falan sokma. Bak yani neye ihtiyacın var mesela. En çok ihtiyacın nedir? Allah ile bağlantının yoğun olması, imanının çok güçlü olması, Allah’ı çok sevmen. Allah korkusunun gerçek anlamda sende tecelli etmesi. Yani sevgiyi artıran bir Allah korkusu istemen. Egoistlikten, bencillikten seni koruması. Şirkten seni koruması, belirli şeyler. Yani bunları istediğinde yapar Allah. Bak şimdi söylüyorum ama bu pek anlaşılmıyor bazen. Mesela diyor ki bazen insanlar söyler, “Allah ne istersen verir” derler. Ama hiç adam da inanmaz. “Olur mu canım?” der işte “ben şunu istiyorum.” Hakikaten de Allah vermez. Mesela ev istiyor vermiyor Allah. Araba istiyor vermiyor. Kendine istiyorsun. Tabii ki vermez Allah. Allah için istemek ayrı onu akıl edemiyor. Allah’ın sevgisini kazanmak için, egoistlikten, bencillikten uzak olarak saf ve samimi olarak Allah için istersen istediğin her şeyin tamamı olur bak söyleyeyim. Ben hayatımdan örnek vereyim. Binlerce örnek verebilirim. Hepsi oldu. Benim isteyip de olmayan hiçbir şey yok. Bir tane, iki tane, on tane, yüz tane değil. Ne istiyorsam oluyor. Örnek işte delil.

 

(“Zayıf kişilikten nasıl kurtulabilir insan?” izleyici sorusu)

Allah insanın zayıf yaratıldığını söylüyor. Yani kişiliği insanın zayıftır. Aklı da zayıftır, bedeni de zayıftır. Zayıf bir varlıktır. Allah’a kendini bıraktığında güç kazanıyor. Allah'la tam bağlantıda güç kazanır. Allah’la bağlantı kesildiğinde beden zaten zor bela ayakta durur. Başa bela olur. Ölmek ister hemen beden. Ölmeye de çok hazırdır beden. Yani akıl almaz güçsüz bir beden vardır insanda. Her yerinde bir arıza çıkmaya hazırdır. Kulak, göz, burun, bademcikler. Her yerin için. Arıza her yere hazırdır. Allah'ın lütfuyla insan normal ayakta kalır. Bir kere bir günde defalarca kanser olması gerekir insanın.  Çünkü sürekli kanser hücresi oluşuyor. Vücut onu sürekli yok ediyor. Kesintisiz milyonlarca kere oluşuyor kanser hücresi. Ve her seferinde tek tek yakalıyor onu sistem. Mesela geliyor “a” diyor “bu ne ya?” diyor “hücre bozuk olmuş burada” diyor. “Parça yanlış yerleştirilmiş” diyor. Hemen ayırttırıyor. Arkadaşlar iki taraftan ayırıyorlar kromozomu çekiyorlar. Yanlış parçayı alıp oradan söküp çıkarıyorlar. Parçalara ayırıyorlar. “Doğru parçayı gönderin” diyor. Doğru parça yola çıkıyor. Özel onu getirecek sistem var. Ray sistemine bindirip alıp getiriyorlar. Oraya takıyor. Açı, şimdi açı çok önemli mesela sağa, sola, yukarıya, aşağıya. Aşağıya mesela güney kırk beş derece ve dışa dönük olacak. Tam o açıda oturtulması gerekiyor. Öyle oturduğunda kanser hücresi oluşmuyor. O temizliyor bitiyor. Bir tane de “abov” diyor “burada da var bir tane daha.” Yine kanserojen. Bak her yakaladığı kanserojen. Onu da söküyor, onu da engelliyor. Akşama kadar onunla uğraşıyor. O hücrelerin hepsi insanı öldürmeye matuftur aslında. Bıraksa kısa sürede öldürür. Hepsini tek tek insanı öldürecek hücreleri her gün öldürür o sistem. Yani bunu biz nasıl durduralım? Allah durduruyor. Rahatça kan hücum eder beyin kanaması olur ölürsün. Tansiyonun sistemi var. Çok ince hassas ayarlı bir sistem. O basıncı özel ayarlıyor insan vücudunda. Bir ayarı bozulsa tansiyonu bir basar yirmi dörde çıkartır, beynini parçalar rahatça. Yapmıyor Allah. Her şey Allah'a bağlıdır. Onun için Allah'a teslimiyetin dışında insanın yapacağı hiçbir şey yoktur.

 

(“İnsanlar uyuşturucu bağımlılığı ve bunun gibi kötü alışkanlıklardan nasıl kurtulabilirler?” izleyici sorusu) 

Bu nasıl oluyor ben anlamıyorum. Bir de korkmuyorlar da. Hadi diyelim canı çekti yahut denemek istiyor falan ama tehlikeli bir şey. Yakalanması da öyle, hayatı kayar. Sabıka alacak. Bu cesareti nereden buluyorlar ben bunu anlayamıyorum. Bayağı açık alenen esrar içiyorlar. O da bir ayrı çılgınlık yani yasak olduğu halde yapmaları. İnsan sağlığı zaten zor ayakta duran bir şey insan. Para vereceksin zehir alacaksın kendini zehirleyeceksin inanılır gibi değil. Mucize başka açıklaması yok. Tabii ki asıl kök eğitim Allah'ı sevmek, Allah'ın büyüklüğünü anlatmak anlaması, kendi varlığını fark etmesi, büyüklüğünü fark etmesi, Allah'ın ruhunu taşıdığını görmesi. Öyle bir şey olduğunda bir asalet gelir üstüne. Ve basit olan, kötü olan her şeyden kaçınır. Allah'ın ruhu olan bir varlık çok yücedir yani çok mukaddestir. Kendinin değerli olduğunu hisseder, bilir. Allah korkusu başka çözüm yok. Allah’ı sevmek, Allah'ın büyüklüğünü bilmek. Bunun için de iman hakikatleri, Kuran mucizelerinin anlatılması lazım. Bunun dışında bir yöntem hiçbir şekilde olmaz. Mesela program yapıyorlar emniyet müdürleri geliyor. “Çocuklar sakın esrar içmeyin, uyuşturucu içmeyin, zararlı” adam daha fazla içer. Daha teşvik olur. Yasak olması onu daha da heyecanlandırabilir. Belki de ondan da yapıyor olabilir. Yasak olduğu için. Yasağı deldiği için, isyan ettiği için belki de hoşuna gidiyor. Zararları anlatılabilir ama asıl benim bildiğim Allah korkusudur, Allah sevgisi ve derin iman. Allah'ın ruhu olduğunu bilen bir insan onun asaletini, onun derinliğini çok iyi yaşar.

 

Bazen İnsanlar Allah’ın Rızasını Kazanmayı Tam Anlamıyorlar. Allah’ın Rızasını Kazanmak Demek Allah’ın Aşkını, Sevgisini Kazanmak Demektir

Allah'ın rızası yanlış anlaşılıyor. Rızası kazanılır böyle içi boş bir şey gibi biliyorlar. Rızası yani Allah hani “iyi yaptın” der “güzel olmuş, iyi yapmışsın” öyle anlaşılıyor. Allah'ın rızasını kazanmak demek Allah'ın aşkını kazanmak demektir, sevgisini kazanmak demektir. Allah'ın rızası bu. Allah'ın Kendi ruhunu sevmesidir. Bu yani. Çünkü rıza deyince anlaşılmıyor. Gelenekçi kafayla baktınız mı çünkü Müslüman deyince işte çember sakallı, eli tespihli, kilolu, kafası takkeli bir dede akla geliyor. Hacı dedin mi Hacı emmi falan dedin mi yine o tarz adamlar akla geliyor. Mümin dedin miydi badem bıyıklı adamlar akla geliyor. Garip bir şey oluştu insanların kafasında istifham oluştu. Allah'ın rızası deyince de o da belli olmayan bir şey. Allah'ın kulundan razı olması demek Allah'ın kulunu sevmesi demektir. Yani candan sevme. Karşılıklı mümin Allah'ı seviyor. Allah da mümin kulunu seviyor bu kadar.

 

(Hatay'a askerimize destek için giden sanatçılara, tepkiler devam ediyor. İbrahim Tatlıses ve diğer sanatçılara, “Madem o kadar vatan sevginiz var, o zaman çocuklarınızı askere gönderin de görelim. Askerde sizin çocuklarınızı göremiyoruz” diyenler olmuştu. İbrahim Tatlıses, bu iddialara oğlu Ahmet'in askerlik fotoğrafını paylaşarak cevap verdi. Fotoğrafın yanına da “Mevzu vatan aşkıysa benim oğlum Ahmet, askerliğini uzun dönem olarak Sarıkamış'ta yaptı. Başarısından ötürü 3 tane madalya aldı. O dönemde Reha Muhtar’da ana habere bile çıktı. Araştırın bulun” diye yazdı.)

İbrahim Tatlıses çok değerli bir sanatçıdır, çok kıymetli bir sanatçıdır. Onu eleştirenler, İbrahim Tatlıses'in binde biri bile etmezler boş yere konuşuyorlar. İbrahim Tatlıses, sevgi dolu, sevecen, sanat gücü çok yüksek, yorumu mükemmel olan, neşeyi, sevinci çok güzel vurgulayan, dost canlısı, mütevazi, halkını, milletini seven, merhametli, tutarlı, güzel bir insan ve kabadayı zihniyetlidir. Zihniyetinde kabadayılık vardır, güzel ahlaka sahip bir insandır. İstedikleri kadar eleştirsinler. Bak, altın derler yere düşmekle kıymetini kaybetmez. “Sakıt olmaz kadri kıymetten altın yere düşmeyinen” Bu Osmanlı atasözüdür. Orada adı geçen bütün sanatçıları asla bu laflar küçük düşürmez. Onlara söylenen sözler zaten havaya çıkar, göğe çıkar. Böyle bir tavır hangi sanatçıyı küçük düşürür, niye mahcup etsin? Kem söz, sahibine aittir derler, onda kalır. Kem söz çıktığında sahibinde kalır, şahsa ulaşmaz. Dolayısıyla biz sanatçılarımıza bu sözlerin ulaştığına inanmıyoruz olmaz çünkü öyle bir şey olmaz. Dolayısıyla bunun bizi rahatsız eden de bir yönünü göremiyoruz. Öyle bir şey de yok, kafamızı takacağımız bir şey de yok. Sanatçılarımız, sanatlarını icra etmeye devam etsinler. Hepsini çok seviyoruz, hepsine çok saygı duyuyoruz, çok değer veriyoruz. Tayyip Hocam da hepsine beşer bin lira maaş bağlasın sanatçıların. Devlet övünç madalyası da versin, altın madalya. Zaten bir avuç sanatçımız var güzel taltif edelim. Ona vesile olsun, hiç bekletmesin Tayyip Hocam hiç. 24 ayar altından kocaman madalya takalım. Devlet övünç madalyası, sanatçılara. 5 bin lira da karşılıksız maaş. Vefat edinceye kadar. Allah ömürlerini uzun etsin. Hayatlarında garantileri olur, rahat ederler, o kadar.

 

Allah İçin Yaşayan Bir İnsanın Elde Edebileceği En Büyük Refahı, En Büyük Güzelliği ve En Büyük Zenginliği Elde Etmiş Olur

Allah için yaşadığında bu dünyada olabilecek en yüksek kazancı elde etmiş olursun. Yani bir insanın elde edebileceği en yüksek zenginliği elde edersin, en büyük refahı ve en güzel hayat şartlarını elde edersin ama Allah için yaşarsan. Ahirette de sonsuza kadar cennette en mükemmel hayatı yaşarsın. Allah için yaşayan hem dünyayı, hem ahireti, tam anlamıyla kazanır. Hz. Süleyman (as)’a ne oldu? Hem dünyayı en mükemmel kazandı, hem ahireti en mükemmel kazandı. Resulullah (sav) nasıldı? Hem dünyayı, hem ahireti en mükemmel kazandı. Resulullah (sav), ağırlarına gidiyor anlatamıyorlar ama çok zengin güzel yaşadı. Akıl almaz zengindi Peygamberimiz (sav). Ucu bucağı yoktu zenginliğinin ama harcıyordu. Hanımları, sevdikleri çok fazla. Söyleyemiyorlar, ağırlarına gidiyor.

 

(“Batıl dinin kuralları nelerdir?” izleyici sorusu)

Batıl dinin kuralları insanı dinden soğutacak ne varsa her şey. Mesela namazı kılınmayacak hale getirir, abdesti alınmayacak hale getirir, sevmeyi imkansız hale getirir, kadını nimet olmaktan çıkartır. Namazı öyle zorlaştırıyor ki yani bine yakın madde var namazı kılınmayacak şekle getirmek için. Abdesti alamamak için yüzlerce madde var. Her şeyi içinden çıkılmaz hale getirmişler. Kadın sevgisini yok etmek için ellerinden gelen her şeyi yapmışlar, yüzlerce madde. Yani şeytanın ilkasıyla olmuş bu. Tabii, bâtılla uğraşmak insanın midesini bulandırır. Yani çok da bunlardan anlatmak. Ana hatlarıyla anlatmak lazım, o yeterli. Onun dışında zaten onlarla hiç muhatap olmayacağız. Gelenekçi kafada bilim yok, bilim yok. Ne var? İlim diyor, yani hurafe hadisler, hurafe hadislere, ilim diyor. Kuran okumak yasak, okusan da anlamazsın zaten diyor. Düşünmeyin diyor, düşünmeyin ve okumayın yani tahsiliniz de olmasın. Tahsilli olmak, insanı saptırır diyor. Heykele tükürüyor, resme tükürüyor yani rezalet paçadan akıyor. Kadın, yarım zaten insan olarak görmüyor kadını.

 

(“Vicdan sahibi bir insan mutlaka iman eder mi?” izleyici sorusu)

Vicdan demek Allah'ın insanlara vahyi. Allah'ın vahyinin adı, zaten ruh sahibi demektir, açık bilinç anlamına geliyor bu. An an vahyi alıp onu dinleyen insan anlamına geliyor. Zaten vahyi alan bir insanın, müminin vahyi reddetmesi mümkün değildir. Yani bilinci açıksa vahyi mutlaka kabul eder. Vicdan da vahiy olduğu için ve bunu kabul ettiği için mümin doğru yoldadır. Yani mutlaka da cennete gider Allah'ın izniyle tabii ama iman ve küfür arasındaki mücadelede tabii taraf olduğu için mümin tarafında olduğu için azimli ve gayretlidir, şevklidir. Ama bunu yaparken ben kesin cennetlik olacağım demez. Ümit ve korku arasındadır ama galibane cennete gideceğini düşünür. Yani böyle ciddi bir cehennem ihtimalinden ziyade, cennet ihtimali üzerindedir yani cehenneme de gidebilirim diye düşünür. Yoksa şuuru, bilinci açıksa, müminse tabii ki umudu cennetten yanadır.

2018-06-18 03:39:03

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, Sayın Adnan Oktar’ı referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top