Şeyh Nazım Kıbrısi

Sayın Adnan Oktar'ın 21 Mart 2018 tarihli sohbetinden önemli başlıklar

A9 TV, 21 Mart 2018

 

(“Babalar ve anneler çocuklarına nasıl şefkat göstermelidir?” izleyici sorusu)

Osmanlı döneminden babalar ve anneler çocuklarına şefkat göstermek değil de resmi olmakla mükelleflermiş gibi bir terbiyeyle yetiştiler. Mesela Vehbi Koç, oğlu anlatıyor “babam bize hiç yüz vermezdi” diyor, Osmanlı terbiyesinden. “Hiç konuşmazdı bizimle sevgi de göstermezdi” diyor “resmi davranırdı” diyor. Hakikaten babalarının yanına çocuklar pek çıkmıyorlar, Osmanlı’da o dönemde öyle. Bu güzel bir şey değil tabii. Her yerde olmasa da yaygın da olmasa fakat böyle. Genellikle babalardan genç kızlar korkuyorlar. Halbuki babasından niye korksun? Yani en sevdiği olması lazım babası, en güvendiği olması lazım. “Babana söylerim” dedi mi çocuğun eli-ayağı boşalıyor. Derin bir şefkat, derin bir sevgi olması lazım. Anneler yine şefkat, sevgi ve sadakatle genç kızlara çok yakın davranıyorlar. Gençlere de öyle, “anam” diye çok sever gençler annelerini. Ama babalardan genellikle korkuluyor benim gördüğüm. Bu doğru bir şey değil. Merhametin ve şefkatin hakim olması lazım.

 

(“Kuran’da 19’un önemi nedir?” izleyici sorusu)

Kuran’da 19 hakikaten bir kod sistemi olarak var. Hayret edecek bağlantılar var. Daha yüzeysel bakıldığı halde muazzam bir kod şifre sistemi olduğu görülüyor. Sırf 19 değil 9, 7, 3 sayılarıyla da hatta 2 sayısıyla da kod şifre sistemleri var. Fakat 19 tabii girift bir rakam olduğu için 19 ve 19’un katlarından meydana gelen bir sistemin Kuran’da olması çok şaşırtıcı ve hayret verici. Kuran’ın hak olduğunun da açık delili. Çünkü Peygamber (sav) harfleri tek tek sayarak onunla uğraşmayacağı belli. Hani “kendi yazdı” diyorlar ya. İnsan kendi de yazmaya kalksa yapamaz onu. Harf sayarak hangi birini yapsın nasıl yapılsın? Yüzlerce var çünkü vahiy geldiğinde zaten baygın oluyor Peygamber (sav). Ağzından çıkanlar hemen yazılıyor. Baygın haldeyken upuzun sure geliyor şimdi onun içerisine 19’u nasıl kodlasın o anda konuşurken. Belli ki mucize. Tabii bunun iyi gündemde tutulması lazım 19 mucizesinin, 19 bir harikadır bir mucizedir. Bilinmesinde fayda var tabii.

 

(Cumhurbaşkanımız Suriye’de zor şatlarda yaşayan çocuklara ve ailelere çok merhamet ediyor. Sık sık onlara olan şefkatini dile getiriyor. Son konuşmasında da buna vurgu yaptı. Şöyle konuşması: “Afrin’de okulları ve hastaneleri bakıma alıyoruz. Oraların kontrolünü ve yönetimini alıyoruz.”)

Şimdi Tayyip Hocam orayı cennete çevirir, gayet huzurlu çok şahane hale getirir. Yani Suriye’de o bölgelerinde, aslında işin doğrusu Suriye, yönetimi Tayyip Hoca’ya verse iş biter. Hakikaten Esad da rahat eder herkes rahat eder. Acayip zenginleştirir. Hayır yine kendilerinin olsun, mülkiyet anlamında değil idareyi Tayyip Hoca’ya versin Esad, en fazla 6 ayda cennete çevirir oraları. En fazla 6 ayda, hiçbir şey de istemez. Esad’a biz onu tavsiye edelim, hakikaten. Çünkü malını elinden alacak değil ki kardeşim mal onun yine. Memleketin tapusunu da alacak değil, versin idareyi gerisine karışmasın.

 

(RTÜK ses sanatçısı Hadise’nin bazı kliplerini yasaklayınca ünlü sanatçı şöyle bir açıklama yaptı: “Beni hiçbir şey korkutamaz istediğimi giyerim. Özgür bir sanatçıyım. Ben bir Atatürk çocuğuyum demokrasiye inanıyorum. RTÜK ceza verecekse de verir hiç susmayacağım. Bence kadınlar bu konuda daha çok eziliyor. Erkek sanatçılara izin veriliyor ancak bir kadının dansı, vücudu, saçı, makyajı çok konuşuluyor. Bu konularda kadınlarda hep ayrım yapılıyor” dedi.)

Doğru söylüyor. Yani bu hiç iyi bir durum değil. Yani hiç iyi bir durum değil. Avrupa’dan kopuk, Asya’dan kopuk, dünyadan kopuk, hiçbir yere benzemeyen, dünyanın hiçbir yerine benzemeyen garip uygulamaları. Benim kanaatim en kısa sürede bu garip durum düzeltilir diye düşünüyorum. Ben 65 yaşıma geldim böyle olay görmedim. Sana ne kız ne giyiyorsa giysin, kızcağız. Gayet de yakışıyor güzel de oluyor. Burası bir Avrupa ülkesi. Burası Afganistan değil, Irak değil, Suriye değil. Ne oluyorsunuz? Ne giyiyorsa giysin çocuk sana ne yani. Hayır homoseksüeller mini etekle geziyor onlara gık yok. Homoseksüeller kıvıra kıvıra dans edip oynuyor onlara gık yok. Genç kız mini etek giymiş “vay sen nasıl giyersin, vay nasıl dekolte giyersin?” Sana ne giysin. Kadın güzelliğini kaldırınca homoseksüellik gelişiyor. Sonucunda bu oluyor. Ha sen onu yapıyorsun da adama kendi görüşünü benimsetmiş mi oluyorsun? Adam sana sadece öfke duyar o zaman. Yani sadece gıcık olur. O zannediyor ki onlar gelenekçi olacak onun sonucunda. Yani Akit kafasına dönecekler. Böyle bir inanç enjeksiyonu yapılmaz, böyle bir hayat enjeksiyonu yapılmaz. Bir şey severek kabul ettirilir. Sen Hadise’ye bunu anlatınca Hadise seni kabul mü etmiş oluyor bunu yapmakla? Hayatında travma meydana getirmiş oluyorsun. Yıllarca unutmaz bu yaptığını. Sana ne ya ne yapıyorsa yapsın, nasıl giyiniyorsa giyinsin. Ne karışıyorsun yani. Şimdi plajlara da karışacaklar benim kanaatim, plajda da giyinemezsin. Kardeşim o zaman Türkiye’de kimse kalmak istemez. Yapmayın etmeyin.

 

(“Güzel bir bayanın güzelliğini nasıl takdir edebiliriz?” izleyici sorusu)

Biraz yapmacık oluyor tabii insanlarda takdir yani abartılı oluyor yani sanki güzel değilmiş de, adam böyle şiirsel dille anlatıyormuş gibi yani gerçekten güzelse, onun ağır etkisi insanda görülür ve onun candan açıklaması vardır. O insanın gözünden, yüzünden, sesinden belli olur gerçekten beğendiği. İnanılmazsın diye başlıyor, aman Allah’ım diyor o nasıl gözlerdir diyor. Niye abartıyorsun samimi olarak söyle, güzelliği samimi açıklamak lazım, gerçekten hissettiğini, duyduğunu anlatmak lazım.

 

(Geçtiğimiz günlerde 34. İl Müftüleri İstişare Toplantısı'nın sonuç bildirgesini açıklayan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş şunları söyledi: “Müslümanların öncelikle iç meselelerini çözerek vahdeti sağlamaları gerekmektedir. Bugün Müslümanların en temel sorunu parçalanmışlıktır. Coğrafi parçalanmışlığın berberinde gücünü ve imkanlarını yeterince kullanamayan İslam dünyası emperyalist müdahalelere ve meydan okumalara karşı koyamamaktadır” dedi.)

Mübarek Hocam, Mehmet Ali Erbaş Hocam iyi bir insan olduğunu şuradan anladım ki Tayyip Hocam’ın dediğini tasdik ettin. Bu kadar gelenekçisi Akit’çisine rağmen dedin ki, “Kadınlar aleyhine bütün hükümler uydurmadır hiçbirinin geçerliliği yoktur” dedin. Ve devrim oldu bu. Helal olsun budan sonra ben sana güvenirim. Saygı da duyarım, seni korur kollarız da evvelAllah. Allah’ın dilemesiyle. Fakat bunun devamı çok önemli. Bunu bu kadarla bırakmamak lazım. Şerh etmek lazım. Mesela konuştun güzel demişsin ki “İttihad-ı İslam istiyorum.” Ama ben bunu böyle anladım halk bunu böyle anlamaz. Desene mübarek “İslam alemi birleşsin bir de baş seçelim hepimiz birleşelim İttihad-ı İslam olsun. Allah’ın emri bu Müslümanların birleşmesi farzdır” de. Bir şey olmaz yanındayız. Seni zaten durduk yere kimse başa getirmez. Biri gidip biri geldiyse o istişare ile yapılmıştır. Durduk yere “Sen gel” değil bu. Durduk yere yapılmadı. Demek ki sen uygun görüldün. Uygun görüldüğüne göre sen artık korunacaksın demektir. O zaman korkma rahat ol. Korkuyorsun da demiyorum ama gönlün rahat olsun seni kimse başıboş bırakmaz. Biz seni itle kopukla mücadelenin içine sokturtmayız bir şey olmaz. Sen rahat ol.

 

(Cumhurbaşkanı Erdoğan PKK’nın Irak’ta da hareketlenmeye başladığını ve Sincar’da iki gün içinde 38 PKK’lının etkisiz hale getirildiğini söyledi.)

Kardeşim dünya bir tek bir şeyi hesap edemedi. Tayyip Hoca’nın kabadayı çıkacağını tahmin edemediler. Bütün sorun oradan çıktı, olay o. “Ne olur ki?” falan diyorlardı “Amerikan askerini getirdik” dediler. “Ne fark eder ki?” dedi Tayyip Hoca. Hiç fark etmez Amerikan bayrağı. “Bayrak varsa bayrağı alırız size veririz” dedi. Adamlar öyle deyince baktılar olacak gibi değil dışişleri bakanını değiştirdiler. Dışişleri bakanının değişmesinin tek nedeni Tayyip Hocadır söyleyeyim. Çünkü dışişleri bakanı da tırstı demeyeyim de nasıl söyleyeyim; adam çekindi. Çekindiğini gördükleri için değiştirdiler. Tek nedeni o. Bak Tayyip Hoca’dan başka hiçbir nedeni yoktur dışişleri bakanının değişmesinin. Bilinmiyorsa bilinsin gayet emin istihbaratım; tek nedeni Tayip Hocadır. Tayyip Hoca’ya boyun bükmüş olması. Amerikan Dışişleri Bakanı’nın Tayyip Hoca’ya direnememesi nedeniyle görevinden alındı. Tek nedeni budur.

 

(Cumhurbaşkanı danışmanı İlnur Çevik “Türkiye, Marksist Kürt devleti planını bozdu” başlıklı yazı yazdı. “Türk askeri ve ÖSO Afrin bölgesini tamamen kontrolleri altın aldıkları zaman iki şeyi birden yaptılar. Birincisi bölgeyi PKK’nın katı Marksist zulmünden kurtardılar, ikincisi ise onca yıllardır Esad ailesinin vahşeti altında inleyen kuzey Suriye halkına yeni bir çıkış yolu gösterdiler. Şimdi artık bölgede PKK, Marksist bir devlet kuramayacak, bölgenin Kürt halkına emrivaki yapamayacak” dedi.)

Şu an yapamayacak doğru ama on yıl sonrasını hesaplamak lazım. Yirmi yıl sonrasını hesaplamak lazım. O yüzden de felsefi mücadele, ilmi mücadele gerekir. Çünkü adamlar ilmi felsefi sahte ilmi, sahte felsefi mücadeleyle PKK’lı adam yetiştiriyor. Şimdi “PKK’lı adam” diyor, “PKK’lı nasıl oluşuyor?” niye sormuyorsun sen bunu? Bu yağmur gibi havadan yağmaz ki PKK’lı. PKK’lı eğitimle oluyor. Ne yapıyor PKK? PKK’lıyı eğitiyor. Felsefi, kültürel, sosyolojik, sahte bilimsel delillerle eğitiyor. Eğitince onun inancı, düşüncesi, ruhu allak bullak oluyor. Bambaşka bir insan oluyor. Ondan sonra onu kullanıyor adam. Şimdi allak bullak olmuş bir adamı yeniden eski haline getirmen için o Allah bullak yapma ameliyesinin tersini yapman gerekiyor. İman hakikatleri, Kuran mucizeleriyle, Darwinizm’in materyalizmin geçersizliğini anlatarak adamın yıkılan inancını düzgün inanç haline getirmek lazım. Yoksa adamlar için beş bin kişi gider elli beş bin kişi gelir. Avrupa’da her yerde cayır cayır komünist propaganda var. Buna karşı susmanın beklemenin bir alemi yok. Mutlaka devlet anti-Darwinist, antikomünist, anti-PKK bilimsel, sosyolojik, felsefi karşı propagandaya hemen başlaması gerekir derhal.

 

(Aydınlık Yazarı Rıza Zelyut bağnazlığa karşı yazılarıyla tanınıyor. RTÜK konusunda da bize yapılan haksızlığa karşı çok açık tavır koymuş ve “Adnan Hocacı oldum” başlıklarıyla bizim haklılığımızı vurgulayan çok sayıda yazı yazmıştı. Ancak bugünkü yazısında Cumhurbaşkanımızın Afrin için bir marş yazılması sözlerine karşı dinci zihniyetin marş yapamayacağına dair bir iddia oraya attı. “Cumhurbaşkanı Erdoğan bir şeyi bilmeli; bizdeki marşlar Türk milliyetçiliğiyle birlikte doğan müzik türüdür. Mehter marşını yaratan irade Osmanlıcı dinci irade değil Türk milliyetçisi olan İttihat ve Terakki iradesidir. Millet deyince ümmeti anlayanlar böyle marşlar yaratamazlar. Bunun için Türkçülük bilinci ve duygusu gerekir” dedi.)

Tamam da dindar olmasında ne mahsur var? Dindar olmadan milliyetçilik zaten olmaz. Ama şöyle de; milliyetçilikle dindarlık iç içe olması gerekir dersen yani Türk İslam sentezi diyebiliriz bunu veyahut Türk İslam ülküsü bu olur. Ama İslamsız bir Türklük olmaz. İslam da Türklükle güç bulan bir görünüm arz ediyor. Hakikaten Türk milleti sahip çıkıyor şu an İslam’a. İkisi birbiri içerisinde mecz olmuş erimiştir. Bu bir yani İslam koptuğunda milliyetçilik kalmaz onu söyleyeyim. Aydınlığın bile milliyetçiliğin etkisinde kalmasının nedeni yine Milliyetçi Hareket Partisi’nin felsefesidir. Hayır takdir ediyorum aydınlığı milliyetçi olmasını o güzel ona sözüm yok. Ayrıca Tayyip Hoca’ya gönderme yapıyorsun ama Tayyip Hoca daha ne yapsın en güzelini yaptı. Şu an iktidarda olan devlet işte. Daha bundan güzel ne olabilir? Eksik olan bir şey yok ki şu an. Konuşması da uygun. Ne desin? Yani İslam’a gerek yok Türklükle ilgili bir şiir yazalım dese iktidar da kalmaz bir acayip durum olur. Rıza Zelyut aklı başında bir insan. Biraz abartma olmuş. Biraz değil abartılmış gereksiz abartılmış. Daha akılcı bakmasını isterdim. Daha samimi, daha akılcı bakılması lazım. Bak MHP bu konuyu çok güzel özetlemiş Türk-İslam sentezi diye. Çünkü hakikaten Müslümanlık olmadan Türklüğün hiçbir gücü olmuyor. Müslümanlık da Türklüğün desteği olmadan güç kazanamıyor. Eziliyor her yerde görüyorsunuz. Irak’ta, Suriye’de her yerde eziliyor. Ama bak Türkiye’de öyle değil mesela Afrin’e Amerika dedi ki “giremezsiniz” dedi “hadi oradan” dedi Türkiye darmadağın etti. Ne burada? Türklük devrede. İslam ruh, Türklük de beden. MHP’nin o sloganları zaten çok doğru. Türklük bedenimiz İslamiyet ruhumuz diyorlar. Gayet doğru söylüyor, güzel. MHP felsefesi burada doğru. Bence gereksiz o açıklama. Rıza Zelyut’un iyi niyetine inanıyorum, düzeltme yapar tahmin ediyorum.

 

(Nagehan Alçı ısrarla PYD’nin faşist bir örgüt olduğunu söylüyor. “Afrin kent merkezinden gelen görüntüler yanıltmasın şehir tamamen boş değil. Halkın önemli bir kısmı evlerinin içinde Türk ordusunun operasyonu bitirmesini bekliyor. PYD faşist bir yönetim kurmuştu, kendine biat etmeyene hayat hakkı tanımayan, gençleri zorla savaştıran, zulmeden bir yapı vardı. Şimdi bunun ortadan kalkması ciddi bir rahatlama sağlayacak. Halkın çoğu PYD’yi desteklemiyor” dedi.)

Faşist mi? Eskiden beri böyle bir kafa var anlayamıyoruz yani adamlar Marksist, Leninist, Stalinist olduklarını söylüyorlar Öcalan da öyle, PKK da öyle. Bildiğin klasik komünist örgüt. Şehir yapılanması, kır gerillası yöntemleri, şehir savaşları, tez-antitez-sentez, her şeyiyle komünist. Faşist olduğuna dair herhangi bir belge herhangi bir açıklama yok. Neye göre faşist teşhisi koyuyorlar onu anlayamadık. Mesela faşizmin kitabı var, düşüncesi var, açıklamaları var. Dini de esas alır faşizm. Faşist düşüncede dine saygı vardır. Ve milliyetçi görüş hakimdir. Fakat din irdelenmez. Bunlar dine karşı, nasıl oluyor böyle faşist hareket? Darwinist, materyalist, Stalinist bir sistem ve yöntemlerinin tamamı komünist yöntemler. Kır gerillası yöntemleri ve şehir gerillası yöntemleri tamamen komünist yöntemler. Faşizmde böyle bir şey yok. Şehir savaşı yoktur faşizmde, kır gerillası yöntemi de yoktur. Terörist yetiştirmez faşizm, faşizm iktidarı ele geçirir ve faşizmi uygular. Irk düşüncesine dayalıdır, safi ırk düşüncesine dayalıdır. Diğer ülkeleri işgal eder fakat dine de saygılıdır. Kiliseler, camiler falan. Dindarları kendi tarafına çekmeye çalışır. Dolayısıyla faşist iddiası komünizmin yıkılmasını engellemek için yapılmış bir taktikse ve komünizme karşı yapılacak bir mücadeleyi durdurmak içinse çok beyhude bir gayret. Bilimsellikle de açıklanacak gibi değil mantığı da yok. Neden yaptığını anlayamadım. Bir taktik yapmış anladığım kadarıyla ama neden yaptığı belli değil.

 

(“Ölüm zamanımız ertelenebilir mi?” izleyici sorusu)

Ertelenir ama kaderde olduğu için ertelenir. Usulen bir ertelenme olur o. Yoksa zaten o ertelenmiş hali esastır. Yani ertelenen hali esas halidir. Mesela Peygamberimiz (sav)’e de Cebrail (as) sordu. “İstersen Allah ömrünü uzatsın” dedi. Halbuki belli yani o ne derse desin belli değişmez. Peygamberimiz (sav) dedi ki, “Ben bir an önce Allah’a kavuşmak istiyorum, vakit kaybetmek istemiyorum” dedi. Zaten çok önceden bildirdi Cebrail (as). Peygamberimiz (sav) herkese ilan etti açıkladı “Ben gidiyorum” dedi. Ortada hiçbir şey yok daha sağlıklı yani. Bir hastalığı yok bir şeyi yok. Sıhhatli, sağlıklıyken hiçbir hastalığı yokken “ben öleceğim yakında” dedi. Yani “bu sene öleceğim” dedi. Kızına da söyledi hatta kızına daha da yakın “bu aylar içinde öleceğim” dedi. “Bu önümüzdeki birkaç ay içerisinde öleceğim” dedi. Kızı da ağladı öyle deyince üzüldü, “Ama ben sana bir şey söyleyeceğim sevineceksin” dedi “ilk bana gelecek olan da sensin” dedi. Bak bu kadar sahabenin içerisinde, bu kadar insanın içerisinde “ilk bana gelecek olan da sensin” dedi. Hakikaten çok kısa bir süre içerisinde o da vefat etti. Bak ne diyorsa o. Son saatlerinde de açıkça artık gününü de söyledi “bugün vefat edeceğim” diyor. Bekliyorlar başında onun için toplandılar yani “bugün vefat edeceğim” dedi. Herkes başına toplandı. Artık saniyesini bile söyledi. Kolunu kaldırdı sağ kolunu yukarıya “Refik-i Ala’ya” dedi “Yüce Dost’a” dedi kolu aşağı düştü ve vefat etti. Yani 1 yıl öncesinden bildirdi.

 

(“İnsanları kınamak doğru mu?” izleyici sorusu)

Kınamamız fayda verecekse tabii çok iyi olur. Çünkü halini bilmiyordur, anormalliğini fark etmiyordur, kınamak onu rahatlatabilir. Yani düzgün, doğru davranmasını sağlayabilir. Ama bazı tipler vardır takıntılı manyak herkesi kınar. İşte “doğru söyle yalan söyleme” falan, “yanlış konuşuyorsun” yani takıntılı ne desen tersini söyler. Mesela yağmur yağıyor. “Yok yağmıyor” falan diyor var öyle tipler, o anlamda yanlış tabii. Ama iyi niyetteyse düzeltmek amacıysa ve nezakete dikkat ediyorsa özenliyse olur.

 

(Beyaz Saray’da görüşen Amerika Başkanı Trump ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman İran’a karşı ittifak yapma konusunda anlaştı.)

İttifaka gerek yok ki konuşup dostlukla, sevgiyle meseleleri halledebilirler. Selman’a helal olsun, aferin yani modernliği güzel, sevgi anlayışı güzel yani haklı; sevecenliğin, kadın haklarının bir an önce hakîm olmasını istiyor güzel. Aynısı İran’a da ilkah ve ikna yöntemleri ile anlatılabilir yani İran’ın gururunu kırarak falan bir yönteme gerek yok. Denesinler, konuşsunlar netice alırlar. Yani üç-beş kere söyleseler olur netice alırlar niye alınmasın?

 

Hastanelerin Çiçeklerle Tablolarla Süslü İç Açıcı Yerler Olması Önemlidir. Hastanelerin Devasa ve Güzel Mekânlar Olması Sadece Hastalar İçin Değil Sağlık Çalışanları İçin de Huzur Verici Olur

Hastaneler hakikaten korkutucu, ürkütücü ve soğuk görünüşü yani böyle çiçeklerle süslenmiş, tablolarla süslenmiş, bayağı iç açıcı bir yer haline getirilebilir ve çok büyük tesisler yapılabilir. Stadyum yapılıyorsa o da yapılır, otel yapılıyorsa o da yapılır. Yani otel nasıl devasa oluyor aynısı da hastanede olur, devasa hastane yaparsın. Bir kere doktorlar için de bu çok moral verici olur, çok huzur olur, hemşireler de huzurla yaşar, doktorlar huzurla yaşar ve hastalar tam anlamıyla huzur içinde olurlar. Bu bir karar alma mekanizması ile ilgili yani karar alınması lazım. Yoksa bir pahalıya mal olacak bir şey değil bu yani bin metrekare yapacağına iki bin metrekare yapacaksın. Devlete ait değil mi topraklar, istediği gibi yapar, ne olacak yani iki misli beton kullanılsa ne olur yani?

 

(“Tevrat ve İncil’de Mehdi (as)’den bahsedilir mi?” izleyici sorusu)

Dört bin yıldan beri Museviler Mehdi (as)’yi beklerler. Mehdi (as) ile ilgili onlarda sözlü Tevrat bilgisi, Tevrat’ta yazılı olandan kat kat fazladır yani Mehdi (as)’yi görseler, tanıyacak kadar bilgi var yani Hz. Musa (as) muazzam bilgi vermiş, sözlü bilgi. Ama yazılı bilgide de çok çok fazla bilgi var, zamanıyla ilgili, alametleriyle ilgili hepsi var. Sanhedrin zaten Mehdi (as)’nin geldiğini söylüyor şu an yani ilk defa bakın dört bin yıldan beri ilk defa Sanhedrin toplandı; “Moşiyah Mehdi (as) geldi” dediler. Hiç demediler şu ana kadar. Dört bin yıl içerisinde hiç denmeyen bir şey söylüyorlar, “Mehdi (as) şu an hayatta” diyorlar “geldi ve hayatta” yani bunu derken de tabii Tevrat’a dayandırıyorlar.

 

(Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı Zayed Al Nahyan, Türkiye karşıtı bir açıklama yaptı. Dışişleri Bakanı; “Türkiye, İran ve İsrail, Arap topraklarına karşı saldırgan tutumları nedeniyle bölge ve Araplar için tehlike arz ediyor” dedi. Zayed daha önce de Türkleri 1916 yılında suç işlemekle itham eden ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı hedef alan Iraklı bir Twitter kullanıcısının paylaşımını kendi sayfasında paylaşmıştı.) 

Bağlantı biraz acayip olmuş. Hayır, İsrail'i katmaması gerekiyordu, çünkü İsrail yani o ayrı bir ekol. Çünkü İsrail, Amerikan ekolüdür, Amerika ile birlikte hareket eder. Şimdi sen onu nereye karıştırıyorsun? Çünkü İran ve Türkiye Amerika karşıtı ekoldür, Amerika'nın oyunlarını bozuyor. İsrail'i içine kattın mı sen bir acayip bir şey olmuş oluyor. İsrail, Amerika'nın dostudur. Dolayısıyla olmamış o üslup.

 

(Oda TV’den Asiye Güldoğan, “AK Parti içinde bile bugün hala Nurcularla, Fethullah Gülen arasında bir fark olmadığını savunanların olduğunu ancak Sayın Erdoğan'ın Nurcuları ısrarla koruyarak Gülen olayından ayrı tuttuğunu söyledi. Sebebini de şöyle açıklıyor: “1 Aralık 2012'de vefat eden Mustafa Sungur'un cenazesinde Erdoğan, Nurcu ağabeylerle yani Mehmet Fırıncı, Hüsnü Bayram, Abdülkadir Badıllı ve Abdullah Yeğin ile görüştü. Ağabeylere, “Siz neredesiniz? Hükümetten bir isteğiniz yok mu, sizin için ne yapabilirim?” diye sordu. Ağabeyler de üç ricada bulundular. Bunlar şöyle: “Üstadın en büyük hayali Risaleleri devletin basmasıydı, ikincisi Risaleler sadeleşmesin olduğu gibi kalsın, üç; Fethullah Gülen'in bizim hareketimizle bir tutulmamasını istiyoruz” dediler. İşte o günden sonra Erdoğan, önce Diyanet’e Risalelerin basılması talimatını verdi, sonra dershaneleri kapatıp Gülen'e savaş ilan etti. Ağabeyler de hükümetin yanında yer aldıklarına dair açıklama yaptılar. Ağabeylerin desteği, Erdoğan-Gülen Savaşı'nda kritik ve önemli bir destekti. Bu açıklamayla, Fethullah Gülen hareketi halk nezdindeki saygınlığını kaybetti ve itibar görmedi. Ağabeylerin kritik dönemdeki bu desteğini Erdoğan hiç unutmuyor ve Nur hareketini hep koruyor” dedi.)

Tayyip Hocam bayağı aklı başında delikanlıdır. Öyle milletin şamata yapmasından falan etkilenecek birisi değil. Bir de ses çıkartmıyor da fazla uğraşmıyor. En sonunda “ne oluyor?” falan diyor adamı tam küt indiriyor aşağı. Boş yere şamata yapıyorlar. İşte, “tarikatlar kapansın” bilmem ne falan. Tayyip Hoca hiç cevap vermiyor dikkat ederseniz. “Ne oluyor?” falan diyor, en sonunda “hiç öylesine konuşuyorduk” falan diyorlar, “fikir jimnastiği yapıyorduk” diyorlar konu da bitiyor. Tayyip Hocam çok akıllı delikanlıdır, onların aklına falan ihtiyacı yok. Normal sağduyuyla, samimiyetle hareket eden makul bir Müslüman. Bunların şamatasına, şu karar falan, kırmızı pantolonlu tipler, uçuyor, kaçıyor, göçüyor, coşuyor falan bir şeyler yapıyor hiç kaale almaz Tayyip Hocam, hiç. Doğru neyse onu yapar.

 

(“İmanımız mantığımızla çelişirse ne yapmalıyız?” izleyici sorusu)

Zaten mantık işin içinden çıkamaz hiçbir konuda. Bir kere sonsuzlukta iş başlıyor, konu başlıyor. Mantığa göre sonu olması gerekir ama olmuyor. Madde de mesela uzakta diyorsun ama uzakta olmuyor işte yani mantıken öyle. “Ben neredeyim?” diyorsun, “4 metre ötede” diyor. “Emin misin?” diyorum, “eminim” diyor. “Yum gözünü” diyoruz, “bir gözüne bastır” diyorum, gözünün içinde ben bu sefer bir sağa, bir sola, gidip geliyorum. Hani 4 metre ileride idi? “O zaman beynimin içindesin” diyor. O zaman hangisi doğru 4 metre ileride mi? “Hem oradasın, hem oradasın” diyor ama şimdi hem orada, hem orada olur mu? Bir tanesi doğru olur. Yani bir görüntü olduğuna göre, bir tanesinde. “O zaman evet” diyor, “beynimin içindesin” diyor. “O zaman ben neredeyim?” diyorum, “4 metre ileridesin” diyor. En iyisi işte kendi haline bırakacaksın.

2018-06-18 01:26:20

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, Sayın Adnan Oktar’ı referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top