Şeyh Nazım Kıbrısi

Sayın Adnan Oktar'ın 18 Mart 2018 tarihli sohbetinden önemli başlıklar

A9 TV, 18 Mart 2018

 

(“Kuran-ı Kerim kadınlara ne gibi özgürlükler sunar?” izleyici sorusu)

İslam’da neler yasak belli; fuhuş yani nikah olmadan ilişki, şarap, hırsızlık, cinayet, gasp, yalan söylemek açık net hükümlerdir. Kumar, namaz kılmamak haram, faiz haram, kumar haram, homoseksüellik haram. Belirli işte haramlar, sayılır, ondan gerisi hepsi helal istediğin gibi yaşa. Allah cennet gibi yaşamamızı istiyor. Bize niye Allah öyle bir ağırlık versin? Ama belirli pis şeyleri yasaklamış Allah. Zaten tiksinti verici. Şimdi domuz hakikaten tiksinti verici bir et hayvan. Helal de olsa ben onu yemem bayağı iğrenç görüntüsü. Çok iğrenç yağı falan çok bayağı tiksindirici. Midemi bulanıyor baktım mı. Önyargı falan değil hakikaten yenmez boynumun kenarları ağrıyor. Şarap helal olsa da içmem kokusu çok kötü, nefesteki kokusu da çok iğrenç bayağı pis kokuyor. Ayıp mesela içip o pis kokuyu insanlara hissettirmek çok büyük bir saygısızlık, çok ayıp. Tadı da çok kötü, acılığı. Hayır desen ki mesela üzüm suyu falan, şıra falan desen hakikaten tatlı o hoş. Onun rezalet kokusu leş gibi kokuyor, bayağı da acı berbat. Niye dürüst konuşmuyorsun? Yemeğin kokmuşu bozulmuşu nasıl kötüyse meyve suyunun da kokmuşu bozulmuşu öyle kötü oluyor. Berbat bir şey, ciğeri yakan bir şey çok rezalet yani neyini savunuyorsunuz? Haramlar hep doğru. Kumar; adamlar cinnet geçiriyorlar, birbirlerine düşman oluyorlar kötü. Faiz, paranın alım-satımı, ekonomi yerinde sayar para satılır mı? Mal alınıp-satılır. Para niye alınıp-satılsın? Çökertir ekonomiyi hayatı çökertir uğursuz bir davranış. Onun için yasak doğru, onun dışında istediğin gibi eğlenirsin, gezersin tozarsın, yersin içersin, ibadet edersin.

 

(“Hz. Mehdi (as) geldiğinde en zor dönem hangi dönem olacak?” izleyici sorusu)

Ben tabii Hz. Mehdi (as)’ı görünce tam kanaatim gelir. Şüphelenip “herhalde budur” dediğimde onun tarihini gördüğümde anlarım. Herhalde ilk dönemler daha zorlu olması gerekir diye düşünüyorum. Bazen de son dönem çok zorlu olabiliyor. O, tahakkuk edince anlaşılır. Tam bir tercih yapmak bence o kadar mümkün değil. Yani olayın bitmesiyle onu anlayabiliriz, tamamen bitmesiyle anlayabiliriz. Mesela Museviler yaklaşık 4000 yıldan beri Hz. Mehdi (as)’ı bekliyorlar 4000 yıldan beri. Ve Musevilerin hep bu güçlü olmalarını sağlamış, hep dünyada hakim olmalarını sağlamış. Bir arada olmalarını sağlamış, onları şevklendirmiş. En ümitsiz dönemlerinde bile ümitli olmalarını sağlamış, vesile olmuştur Mehdiyet. Hristiyanlar da hep Hz. İsa Mesih (as)’ı beklemişlerdir. O onlara hep bir rahatlık, bir sevinç, bir neşe vesilesi olmuştur. Müminler de Hz. Mehdi (as)’ı beklemişlerdir 1400 yıldan beri hep bir sevinç, heyecan vesilesi olmuştur. Ama Tevrat’ta geçen Mehdi de hadislerde geçen Mehdi de aynı kişidir. Zannediyorum 3-5 yıl içerisinde bu tahakkuk edecek ve görülecek. Hani diyorlar ya “Mehdi varsa ispat edin gösterin” tamam söylüyorum işte 5 yıl diyorum. 50 sene demedim ki. Çünkü neden? Başka tarih zaman yok. 5 sene bekleyemiyorlar mı bu kadar beklemişler? 1400 yıl beklemişsin bir 5 sene daha bekle 5 sene. Çünkü Peygamberimiz (sav) diyor “Hicri 1500’den sonra artık bir şey yok Müslümanlar için, bir hayat yok.” O zaman, Hicri 1500’e de çok yakın bir vakit olduğuna göre. Hz. Mehdi (as)’ın baş göz üzerine hemen çıkması gerekiyor. O zaman en fazla 3-5 yıl var demektir.

 

(“İhtiyaçtan arta kalanı nasıl belirleyebiliriz?” izleyici sorusu)

Şimdi bana kalsa bir ceket, bir pantolon, ayakkabı. Yani işte nedir? O günkü yiyeceğin yemek, o kadar. Eğer Müslümanlar perişan vaziyette ise ne yapacaksın, nasıl yapılabilir ki başka ne olabilir? Ama Müslümanları zengin ettiysen o zaman iki elbise olur, üç elbise olur. O zaman yığ, yığmana bir şey demeyiz. Herkesinki yığılmışsa yani insanlardaki yığılmaya göre bakarız. Adamın ayakkabısı yoksa senin bir daha ayakkabı alman diye bir konu olmaz. İkinci ayakkabı ona, elbise ona. Ekmek, yemekte de öyle. Mesela sen öğle yemeğini yedin, onlar yemedi; o zaman öğle yemeğini herkese dağıtacaksın o kadar. Akşama yemek ayıramazsın, akşama Allah vekil. Tabii, usul bu, göz kararıyla, vicdan kararıyla.

 

Kuran’daki Allah’ın Büyüklüğünü Anlayan Bir İnsan Tutarlı Olur. Ama Bu Hemen Olmuyor, İnsanın Gerçekten Bir Eğitimden Geçmesi Gerekiyor

İlk daha birinci derecesinde imanın yani Allah'ı, Allah'ın büyüklüğünü anlamanın birinci derecesinde, hemen bir boyuta girer insan. Daha birinci dereceden ama bayağı önemli bir boyuttur o. Koruma boyutu, Allah'ın koruma boyutuna girer. Yani bayağı makul olur. Çok tutarlı, aklı başında, romantik falan duygusal olmaz. Bu, tarikatlarda var. Belirli bir terbiyeden sonra şahıs o hali alır ama çok uğraşırlar. Masonlukta da var yani belli bir dereceden sonra alırlar. Tarikatlarda da var. Nurcularda var mıdır? Nadir olsa da vardır. Ben, o kadar yaygın olduğunu zannetmiyorum Nurcular yani daha yüzeysel, sathiler. Tarikatlarda da öyle derinlik alabilen insan ben o kadar göremiyorum. Genellikle yüzeyseller birçoğu. Ama mesela Şeyh Nazım Hocamız, o şekildeydi. Onun sırrı görmüş olduğunu hissettim. Yüzünde, halinde öyle bir görüntü var anlaşılıyor. Bazı Musevilerde gördüm, bazı Hristiyanlarda gördüm. Bizim çocuklarda ben görüyorum o olgunluğa yatkınlık var bizim çocuklarda, genel olarak var.

 

(“Samimi olmak için emek mi vermemiz gerekir?” izleyici sorusu)

Ara ara toparlama gerekir. Dikkati toparlamak yani samimiyim şu an diye bakmak lazım. Olmazsa insanın aklı gidebilir bazen kayabilir. Yani Allah'a güveni zaman zaman kontrol etmek lazım. Allah'ın büyüklüğünü mesela Allahu Ekber diyoruz, Allahu Ekber, peki neye göre büyük diyoruz? “Büyük Allah” diyor. Öyle değil yani büyüklüğünü, güçlü birkaç delille kafasında oturtması lazım. Sonsuzluk da olabilir, bu ekran da olabilir, bir atomun içinde bu evrenin olduğunu da düşünebilir. Bak tek bir atomun elektronun içinde bütün bu evren var ya evrenin tamamının içinde olduğunu düşünebilir. Ona göre düşünsün. O zaman yani Allah’ın onun küçük dertlerini nasıl bilemeyeceğine dair onun kanaati oluyor ya onların Allah için hiçbir şey olduğunu o zaman iyi bilir. Mesela dizi ağrıyor onun Allah’tan bağımsız olduğunu hâlbuki diz ağrısı özel meydana getirilir. Durduk yerde diz ağrımaz yani cennette diz mantığı da yok zaten. Görüntü niye ağrısın? Mucize olarak yaratılır. O ayrıca oldu zannediyor. Allah onu özel yaratır. Yani onu tamam ilaca şuna buna tevessül edersin ama Allah’ın kontrolünde bilinçli meydana getirilmiş bir olay var orada onu bileceksin. Allah’ın gücünü bilerek ilaca tevessül edebilirsin. Yani ilacın hiçbir etkisi olmaz. Doğrudan güç Allah’a aittir. Onun bilinmesi lazım.

 

İnsanların Bir Kısmı Tevekkülü Yanlış Biliyor. Tevekkül, An An Senin ve Her Şeyin Allah’ın Kontrolünde Olduğunu Bilmektir

Tevekkül de yanlış biliniyor. İşte kaval çalıyor falan “evlat tevekkül et” diyor yani hani çaresizliğin sonucunda meydana gelen böyle boyun eğmiş, umutsuz bekleyişe tevekkül diyor adam. Öyle bir şey yok ki. Tevekkül demek Allah’ın an an seni kontrol ettiğinden emin olman demektir bir gerçek bu ayrıca. Yani mesela Cübbeli oturmuş korkuyor kader konusundan “Kaderi reddedenler var” kardeşim nasıl reddetsin bilimsel bir konu. Zaman yok yani zaman algı biçimi, zaman olmayınca mecburen kader olur zaten. Yani modern fizikte konu açıklanmış ona da gerek yok. Modern fiziğe de gerek yok beyinin algı biçimi zaman. An olduğuna göre yani bizim algımızın dışında dışarıda zaman olmadığına göre an olduğuna göre an olunca zaten mecburen kader olur. Yani başka bir açıklaması yok bunun. Adam kabul etmese ne olur? Yani istediği kadar etmesin. Teknik bir gerçek bu, adamın inkâr edebileceği bir şey değil bu.

 

(MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli bugün gerçekleşen MHP 12. Olağan Kurultayı’nda Ziya Gökalp’in Asker Duası şiirini okuyup ardından dua etti.)

MaşaAllah bu yaşta bu şevk, bu heyecan ki bayağı bir rahatsızlığı da var. Hiç umurunda bile değil bak görüyor musun? Kendini Allah’a adayınca Allah bak üstündeki bütün rahatsızlıkları alıyor ve ömrünü uzatıyor. Çoktan vefat ederdi çoktan. Dava adamı olduğu için mucize olarak ömrü uzatılıyor. Tayyip Hoca çoktan o darbede vefat ederdi Allah esirgesin çoktan. Mehdiyet’te görevi olduğu için ömrü uzatıldı. İmkânı yoktu o darbeden kurtulmanın yani mümkünü yoktu. Her yerde Hızır (as) oyunlarını bozdu. Her yerde bu bir mucizedir. Dikkatli gözler bunu görebilir maşaAllah Allah ömrünü daha da uzun etsin. Allah sağlık sıhhat versin Sayın Devlet Bahçeli’ye. Çok mübarek, muhterem bir insan. Çok seviyoruz, çok değer veriyoruz. Veli bir insan, gerçek dava adamı. Türkiye’nin böyle değerli bir insana çok ihtiyacı var. Allah İslam’ın tamamen hâkim olduğunu ona göstersin, bizlere de göstersin. Türk Birliği’nin oluştuğunu göstersin. Tayyip Hocam da öyle yani on beş dakikayla, nasıl olur mu adamlar gelmiş silahlı pusatlı. On beş dakika. Havada da vururlardı, karada da vururlardı, her yerde vururlardı. Hiçbir yerde kurtulamazdı. Hedef o zaten, adam binlerce adam ayaklanmış hedef o.

 

(“Eleştiri kabul etmeyenlere nasıl yaklaşmalıyız?” izleyici sorusu)

Ama kızdırıcı eleştiriyorlar kardeşim gönüllü olarak yapılması lazım. Nasıl yapılabilir? Aslında çok dolaylı yapmak lazım. Hiç alakasız bir olayı anlatmak lazım direkt şahıs hiç olmaz. En sağlamı bu. Bir genel olaydan bahsetmek lazım. Ama sırıttırarak değil açıkça belli ederek değil de bir bahaneyle anlatılabilir genel. Birkaç konu anlatırken onun arasında geçebilir. Sanatkarane yapmak lazım. Çünkü o dediğinde hemen orada onu düzelttiğinde mahcup edici olur. Onun ayarı kolay bir şey değil. Ama çok seviyorsa olur. Karşılıklı birbirlerini çok seviyorlarsa olur. Ama birbirine yabancı insanlarda biraz sorun olabilir. Aslında eleştiri bir insanın mükemmelliği için çok büyük bir ihtiyaç. Eleştiri olmadan nasıl rahat edecek ki? Ve nasıl gerçekleri bulacak, nasıl hatasını görecek? Gerçek bir eleştiri çok makbul bayağı güzel. Ama insanda nasıl etki yapıyor acaba onu? Ama benim duyduğum genel olarak kim olursa olsun rahatsız ediyor değil mi? Ama yapmak düzeltmek ister herhalde de mahcup mu olmuş oluyor? Çok dostane olması lazım çok dostane. Şöyle olabilir iyi yanlarını takdir ettikten sonra alakasız bir şeyi başka bir yerden bir konu anlatıyor gibi yapıp öyle anlatılabilir. En sağlam öyle olur.

 

(“Kusursuz insan var mıdır?” izleyici sorusu)

Dünyada olmuyor tabii, öyle bir şey olmaz. Ama peygamberlerden bakılabilir öyle kusursuz. İsa Mesih tabii bize anlatılan kısmı kadarıyla biliyoruz yoksa. Mesela Peygamberimiz (sav)’in her türlü hatasını Allah anlatıyor, diğer peygamberi de anlatıyor ama İsa Mesih’i pek anlatmamış Allah. Aktarıldığı kadarıyla pek hatası yok gibi görünüyor. Genç yaşta alındı zaten göğe Allah Katına otuz üç yaşında alındı. Ama İncil’e göre değerlendirirsek sertliği var mesela gidiyor orada adamların sehpalarını deviriyor falan. Aslı yoktur muhtemelen onların. Öyle bir insan değil o. Ama İncil’i esas alırsak, olmasaydı keşke denebilecek haller var. Ama İncil’dekiler benim kanaatim samimi yazılmış şeyler değil adamlar kendi kafalarındakini yazıyorlar. O kadar halim, o kadar sevgi dolu bir insan birden saldırgan olup adamların sehpalarını işte sattıkları malzemeleri yerle bir etmesi öyle bir şey olmaz bir de riskli bir ortamda yaşıyor zaten öyle belalı bir işe zaten girmez, zaten sürekli kaçıyor ve Romalıların takibinde. Ama Kuran’a göre öyle görünüyor. Ama kusursuzluğa göre zaten Allah bir şey kabul etmiyor ki. Bizim kusurlu olduğumuzu esas alarak bizi buraya gönderiyor zaten. Allah diyor “zalim, cahil, nankör” sayıyor insanlar için özelliklerini. Öyle ‘mükemmelsiniz de Ben sizi buraya mükemmelliğinizi görmeye gönderdim’ demiyor Allah. ‘Aczinizi, eksikliklerinizi biliyorum sizin burada kendinizi düzeltmenizi istiyorum’ diyor Allah. Özetle bence kusursuz insan zor Allahualem ama Allah yaratırsa ayrı.

 

(Türkiye’nin Afrin’in kent merkezine girmesinin ardından omurgasını YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri IŞİD’e karşı düzenledikleri operasyonları durdurduğunu açıkladı. Afrin kanton yönetimi ise Birleşmiş Milletler’e Türkiye’yi durdurma çağrısı yaptı. PYD yaptığı açıklamada “DEAŞ’la mücadelenin aksamaya başlamasının tek nedeni Türk devletinin Afrin’e yönelik saldırılarıdır. Fırat’ın doğusundaki güçlerimizin direnişe katılmak için bölgeden çekilmesi buradaki operasyonun durmasına neden oldu” denildi.)

Acayip gıcıklar. Eşek kafası gibi ezildi kafanız işte it herifler. Köpek gibi aşağılandınız. Tayyip Hoca diyor ya “kuyruğunuzu kıstırdınız kaçtınız” diyor. Çakallara bak it gibi oradan korkmuş kaçmış. Tepelenecektiniz ve kaçtınız. Yok “öbür tarafa güç götürmek için o yüzden yapmıştık” diyor. Yok limonata satıyordunuz ondandır. Densiz herifler çok kızdırıcı. Bir de bizim istemediğimiz yerde IŞİD falan olmaz. Biz dedik IŞİD’e ‘çekilin’ çekildiler bu kadar açık. Yani öyle bir IŞİD tehlikesi olmuş olsa bölgede yani ciddi bir Türkiye için tehlike olsa uyarırız eğer yapmazlarsa silindir gibi ezeriz. Ne demek IŞİD? Bize yedi başlı ejderha gibi gösteriyorlar IŞİD’i. IŞİD diye bir tehlike yok adamlar darmaduman oldu. Toz duman oldu nerede IŞİD var? Ama gelir Türkiye’nin sınırına dayanır burada bizi rahatsız etmeye kalkarsa, işte yok ‘Türkiye’ye saldıracağız’ bilmem ne abuk sabuk hareketler yapmaya kalkarlarsa önce bir nezaketiyle uyarırız. ‘Buradan çekin gidin iyi olmaz sizi açıkça tepeleriz’ deriz yani. Söz dinlemezlerse de Allah vermesin hallaç pamuğuna çeviririz öyle bir derdimiz olmaz. PKK da bak dikleniyordu betonların içerisinde pestile döndüler. Gıcıklık yapmalarına gerek yok bir de ahmaklara bak “biz” diyor “limonata satmaya gitmiştik tezgahı boş bıraktığımız için ondan böyle olmuştur” diyor. Salak ezildin işte it gibi kuyruğunu kıstırdın kaçtın korktun, uyuz köpek gibi korktun, uyuz köpek gibi. Ne sahtekarlık yapıyorsun? Özel harekatı görünce, komandoları görünce aklınız tepenize gitti. Kaçtınız edebiyat yapmanıza gerek yok.   

 

(Afrin operasyonunun başladığı ilk günden beri titiz bir şekilde operasyonu gerçekleştiren askerlerimiz tek bir sivile bile zarar vermediler. Şehir merkezi de binalarla aynı eskiden olduğu gibi duruyor. Hiçbir hastaneye, okula zarar vermeden ilerleyen askerlerimizi gören halk sevinçten ağladı. Afrin merkezin fotoğrafı var görebiliriz. Bütün binalar yerli yerinde duruyor. Bir de Rakka’nın fotoğrafları var. Amerika’nın operasyonundan önce yeşil güzel bir şehir olan Rakka operasyon sonrası gördüğümüz şekle geldi. Ama Afrin’de herhangi bir zarar olmadı. MaşaAllah.)

İşte onları önceden uyarttık ya çok iyi oldu. Bak dedim “beyaz bayrak gösterin çekin gidin. Anons yapın” dedim anons yaptılar. Allah razı olsun. Gece gündüz anons. Yazı attılar helikopterden, uçaktan falan. “Radyo, televizyon bütün imkanlarla uyaralım” dedim yani çıksınlar diye. Hakikaten defolup gittiler. Dolayısıyla iş çıkmadı. Öbür türlü biraz vakit alabilirdi belki ama yine biterdi.  

 

(Hindistan'ın Cemmu ve Keşmir eyaletinde bulunan Srinagar’dan yayın yapan tanınmış köşe yazarlarına yer veren günlük gazete Kashmir Reader’da, “Suç oranlarını azaltmanın yolu hapishaneleri çoğaltmak değildir” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, suçla mücadele edebilmek için toplum içindeki sakıncalı ideolojileri ortadan kaldıracak bir eğitim sisteminin benimsenmesi gerektiğini anlatıyorsunuz. İnsanlarda milli bilinç, sevgi, vefa geliştirecek manevi ve bilimsel eğitim programlarıyla toplumları nefretten sevgiye iletebilmenin mümkün olduğunu belirtiyorsunuz.)

Her yer modern, herkes modern. Türkiye'de de modernlik hakim olsun. Ben bunu çok acı görüyorum, bir geçiş dönemi olarak görüyorum ama çok acı bu. Dekolte karşıtlığı, kadınlara karşıtlık falan bu çok korkunç. Bir avuç garibanın felsefesini Türkiye'ye hakim etmeye kalkıyorlar. Türk halkı da hayret, dehşet ve ibretle bunu izliyor. Geçen gün hepsi bir araya gelmişler, yan yana dizilmişler, onların felsefesini Türkiye'ye hakim etmek nasıl olsun? Yani Türkiye 83 milyonsa en az 80 milyonu karşı o adamlara. Bilmiyorum neden böyle bir deneme yapıyorlar, bunu anlamıyorum. 

 

Hz. Mehdi (as) İle İlgili Hadis Açıklamaları

Resulullah (sav) diyor ki: “İmam Mehdi orta boyludur” diyor. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar syf. 41)

Yine; “İmam Muhammed Mehdi orta boylu ve güzel yüzlü bir gençtir.” (Necmü-s Sakıp fi Beyanı Enne'l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale't-Temam ve'l kamal)

“İmam Muhammed Mehdi orta boylu erlerdendir.” (Muhyiddin İbni Arabi, El-cevabü'l-Müstakim Amma Seele Anhü Et-Türmizi El-Hakim) Hem Tırmızi’de hem Hakim’de var.

“O İmam Mehdi orta boylu, güzel yüzlü, güzel saçlıdır, parlak saçlıdır” diyor. (Ahbarul, Düvel sayfa 117’de geçiyor) “O İmam Mehdi orta boylu güzel yüzlü, güzel saçlı, saçları parlaktır.” Diyor.

“İmam Mehdi uzun ömürlü ve genç yüzlüdür, onu gören 40 yaş civarında bir erkek diye düşünür. Bir işareti de Allah’ın emri gelinceye kadar yaşlanmayacağıdır.” (Kemalüddin sayfa 625)

Üç ayrı hadiste gözlerinin yeşil olduğundan bahsediliyor. “Dişleri, parlak ve ileri yaşlarda olmasına rağmen son derece genç görünür, saçları siyah ve parlak, sakal telleri ince ve vücudu geniş, boydan boya geniş” uyruklarına Peygamberimiz (sav) özellikle dikkat çekmiş “uyrukları geniştir” diyor. “Yürürken ayaklarını açarak dışarı doğru basar” diyor, hiçbir peygambere verilmemiş böyle bir detay. “Görünümü heybetli ve acardır İsrail’den gelen bir Resul gibi.” İsrailli bir Resul gibidir diyor. “İmam Mehdi’nin alametlerinden biri, yaşının ileri olmasına rağmen son derece genç görünmesidir” diyor. “İmam Mehdi’ye bakan biri yaşının kırk ya da daha az olduğunu tahmin edecek, hâlbuki ileri yaşta bir kişidir” diyor.

 İbni Abbas (ra) diyor ki; “Bu ümmeti Allah yarım günden öteye bırakmaz” yani Hicri 1500’den sonrasına bırakmaz. Kıyamet kopacak 1500’den sonra. “İstanbul’da bir adamın” yani Mehdi (as) “ve ehlibeytinin sofrasını görmedikçe, İstanbul Mehdi’nin sofrasını gördüğünde Kostantiniyye fetih olunur” diyor. Bak “Mehdi’nin sofrasını gördüğünde Kostantiniyye fetih olunur” ama İstanbul’da olduğu vurgulanıyor ayrı ayrı hadisler bunlar. “Allah bu ümmeti yarım günden öteye bırakmaz, İstanbul Mehdi’nin ve ehlibeytinin sofrasını görmedikçe kıyamet kopmaz. İstanbul Mehdi’nin sofrasını gördüğünde Kostantiniyye fetih olunur.” (Raviz Hz. Ebu Sa’lebe (ra) sahabe)

Ayrıca “Mehdi’nin deniz ortasında da sofrası olur” diyor ünlü, demek ki sofraları ünlü olacak bakın iki hadis burada var, bir hadis de orada var üç hadis sofralarıyla ilgili.

“Mehdi orta boyludur” diyor, Peygamberimiz (sav) “yeşil gözlü (aynûl hadra) heybetli bir şahıstır, geniş vücutludur, geniş omuzlu, iri gövdeli, karnı ve uyrukları geniştir, iki uyruk arası geniştir” bak “iki uyruk arası geniştir, yürürken bacaklarının ayırarak” diyor “dışarıya doğru basarak yürür” diyor. “İleri yaşlarda ama genç bir insan görünümündedir. Alnı açık ve geniştir, burnu ufak ve düzgündür, dişleri parlak, gözleri çekik, kaşları kavislidir, iki kaşının arasında küçük bir çukur vardır. Mehdi'nin göz kapağı olduğundan daha aşağıdadır. Bu ibare başka bir rivayette de şöyledir, gece uykusuzluktan; gece sohbetten dolayı göz kapağı aşağı doğru düşüktür.” Detayı görüyor musun? Bu İmam-ı Bakır’dan.

Yine ayrı bir rivayette daha “Kaşları yüksekçedir, yüzünde uykusuzluktan göz kapakları aşağı doğru düşüktür. Sakalı hafiftir, yanlarda az kevseç, aşağı tarafında yanlarına nazaran daha uzundur ama düzeltilmiş meczundur.” Meczun demek, cezm edilmiş, düzeltilmiş, “kevseç” ince demek. İnce, kaba değil sakalı Mehdi (as)’nin, kibar. “Güzel simalı biridir” diyor.

“Mehdi'nin parlak kıyafetleri vardır” diyor Peygamberimiz (sav). Detaya bak, “parlak, kıyafetleri parlaktır” diyor. Hatta Caferi Sadık, diyorlar “Kıyafetleriniz çok güzel” diyorlar, “siz Mehdi'ninkini bir görseniz” diyor. İnşaAllah, “parıl parıl parlar” diyor, “çok değerli ve güzel kıyafetleri olacak Mehdi'nin” diyor. Caferi Sadık, kendisinin kıyafetleri de güzelmiş, “Mehdi’ninki ile bu kıyas olmaz” diyor.

“Mehdi'nin kıyafetleri, ışık saçar, parıldar” diyor Peygamberimiz (sav). 52-53 Bihar'ul Envar’da. Mehdi'nin bedeninin sonradan daha da genişleyeceği söyleniyor maşaAllah, “zamanla daha genişleyecek” diyor. “Cennet ipeklerinden bir elbise giyecek” diyor cennet ipeklerinden. Yani ipek giyeceğini söylüyor ama onu övmek için, kıyafetinin güzelliğini övmek için söylüyor. Yoksa tabii ki cennetten gelmez de. Ama ipek elbise giyeceğini söylüyor.

“Mehdi ve ev arkadaşları, arazisi geniş, etrafı çevrili bir evde ikamet eder.” Bak çok acayip, “Mehdi ve ev arkadaşları, arazisi geniş” bak “arazisi geniş” dikkat edin “etrafı çevrili bir evde ikamet eder. Mehdi'nin bulunduğu yerde, Hz. Nuh da yerleşmiştir, o yerin adı “Arz-ı Tayyibe (temiz belde)dir.” MaşaAllah, İstanbul için “Beldetü’l Tayyibe” deniliyor ya ona da ayrıca işaret ediyor. Allahualem Nuh (as), benim kanaatim İstanbul'da kalmış. Yani Nuh tufanının olduğu yer burası olabilir. Mehdi (as)'nin çok fazla belayla, dertle karşılaşacağını söylüyor Peygamberimiz (sav), birçok bela ile karşılaşacak diyor. Ehlibeytte bu oluyor zaten. Birçok kahır ile karşılaşacağı, birçok kere haksızlıkla karşılaşacağı hadislerde belirtilmiş Mehdi (as)'nin. “Allah, Konstantiniyye’yi (İstanbul'u) çok sevdiği dostlarının” yani Mehdi ve talebelerinin “ehline fethedecek; onlardan hastalığı ve üzüntüyü kaldıracak.” Demek ki, onlara hastalık isabet edecek ama hastalık etki etmeyecek, şifayab olacaklar. Hastalığın etkisi olmayacak, o çok manidar. Hastalık isabet etmez demiyor Peygamberimiz (sav), hastalık gelir ama şifayab olurlar ve “üzüntüyü kaldıracak” yani üzülecek olaylar olacak ama onlar üzülmeyecekler.

 

(“Nizam-ı alem için birisi idam edilebilir mi?” izleyici sorusu)

Yani nizam-ı alem için müebbet hapis versin. Niye asıyor? Kardeşlerini falan öldürüyordu padişahlar onu mu kastediyor acaba? Nizam-ı alem; yani öldürmeye gerek yok. En fazla sürgün olur veyahut müebbet hapsedersin. Kuran'da zaten üç husus var, fitne çıkardıysa yani devlete başkaldırıp devleti yıkmaya kalktıysa, üç cezası var; biri sürgündür, biri ayağının ve kolunun çapraz kesilmesidir. Yani adamın insan kesme ihtimali varsa yeniden yani böyle kitle katliamı yapması tehlikesi varsa yani seri katilse bunu durdurmak için bir tedbir olarak bu var. Veyahut tenkir yani idam edilmesi ama çoğu kere sürgün uygulanmıştır en çok uygulanan ceza sürgün olmuştur.

 

(“Bir yangınla karşılaşırsak ne yapmalıyız?” izleyici sorusu)

Tabii itfaiyeye haber vermek lazım. Ondan sonra orada durmak lazım yine tabii ne olur ne olmaz yardıma ihtiyaç olabilir, bazıları çünkü akılsızca şeyler yapabiliyor. Kendini atmaya kalkıyor falan orada akılcı bir koordinasyon gerekiyor, koordine etmek gerekiyor. Böyle geniş halı falan bulundurmak lazım, bazen atlaması gerekenler oluyor. Bir de çok fazla insan gerekir. Mesela bir halıyı, evet halı gibi bir şey olması lazım; battaniye de olabilir ama çok kuvvetli bir şey olması gerekiyor. Ama tutacak kişilerin de çok olması lazım ki, iyi gergin olsun, kuvvetli olsun. O iyi olabilir yani altta tedbir almak, birisinin iyi koordine etmesi lazım atlayacak kişiyi ama son ana kadar tabii atlamasını istememek lazım. Çaresi yoksa atlatmak gerekiyor.

2018-06-18 01:20:26

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, Sayın Adnan Oktar’ı referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top